الواجب تحريك الجيش الأردني لاقتلاع كيان يهود وتحرير فلسطين  لا التلهي بجسر ومطار والتمسك بحلول الاستعمار!
الواجب تحريك الجيش الأردني لاقتلاع كيان يهود وتحرير فلسطين  لا التلهي بجسر ومطار والتمسك بحلول الاستعمار!

الخبر: جدد رئيس الوزراء الأردني بشر الخصاونة تأكيده التزام الأردن المطلق بدعم الفلسطينيين من أجل تحقيق حل الدولتين، وضمان الاستقرار والسلام العادل والشامل، وتسهيل عبور الفلسطينيين وانتقالهم عبر جسر الملك حسين إلى المملكة، ومنها لدول العالم. وجاءت تصريحات الخصاونة خلال تدشينه ونظيره الفلسطيني محمد اشتية محطة تحويل كهرباء الرامة بمنطقة "الأغوار الجنوبية – البحر الميت" لتزويد الفلسطينيين بالطاقة الكهربائية.

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2022

الواجب تحريك الجيش الأردني لاقتلاع كيان يهود وتحرير فلسطين لا التلهي بجسر ومطار والتمسك بحلول الاستعمار!

الواجب تحريك الجيش الأردني لاقتلاع كيان يهود وتحرير فلسطين

لا التلهي بجسر ومطار والتمسك بحلول الاستعمار!

الخبر:

جدد رئيس الوزراء الأردني بشر الخصاونة تأكيده التزام الأردن المطلق بدعم الفلسطينيين من أجل تحقيق حل الدولتين، وضمان الاستقرار والسلام العادل والشامل، وتسهيل عبور الفلسطينيين وانتقالهم عبر جسر الملك حسين إلى المملكة، ومنها لدول العالم. وجاءت تصريحات الخصاونة خلال تدشينه ونظيره الفلسطيني محمد اشتية محطة تحويل كهرباء الرامة بمنطقة "الأغوار الجنوبية – البحر الميت" لتزويد الفلسطينيين بالطاقة الكهربائية.

وأكد الخصاونة العمل على تعزيز التبادل التجاري مع الفلسطينيين، وتعزيز الصادرات الأردنية إلى فلسطين، ورفض المساس بالوضع التاريخي والقانوني القائم في المسجد الأقصى المبارك.

بدوره، قال رئيس الوزراء الفلسطيني محمد اشتية إن مطار رامون من المشاريع التي من شأنها الإضرار بالمصالح الأردنية الفلسطينية المشتركة، ولن تجد لها شريكاً فلسطينياً لا رسمياً ولا شعبياً، إذا فعلاً أراد الاحتلال "الإسرائيلي" تسهيل حياة الفلسطينيين فليفتح مطار القدس الدولي وأنه لا مطار رامون ولا أي مطار غيره سيكون بديلاً عن عمقنا الأردني". (الجزيرة نت، 24/08/2022)

التعليق:

ما إن شرع كيان يهود بالتمهيد لتشغيل مطار رامون حتى ظهر الغضب والفزع على وجه النظام الأردني لأسباب باتت حديث السياسيين والاقتصاديين، وتتمثل في أسباب اقتصادية وخسائر اعتبرت مهمة في حال تشغيل المطار بشكل رسمي، حيث يزور الأردن كل عام نحو 300 ألف مسافر من الضفة الغربية، 70% منهم يسافرون عبر شركات الطيران الأردنية والناقل الوطني "الملكية الأردنية" لدول العالم، وهو ما يشكل أحد واردات النظام الأردني، إضافة إلى تأثير ذلك على مشاريع واستثمارات قائمة أو من المخطط إنشاؤها مستقبلاً، وأسباب سياسية تتمثل في تقزيم دور الأردن السياسي وتأثيره في القضية الفلسطينية وطبيعة الحل المستقبلي، وأسباب تقنية تتمثل في التأثير على مطار الملك حسين في العقبة وذلك الذي ترجم بهجوم على المطار واعتبار السفر من خلاله خيانة وتطبيعاً.

وفي المقابل فإن كيان يهود يهدف لتحقيق أهداف سياسية متعلقة بالضفة الغربية وترسيخ اعتبارها عمقا لكيانهم وجزءا منه، وكذلك توظيف هذا المطار في توسيع رقعة التطبيع عبر فتح مطارات ما تبقى من بلاد المسلمين لشركات طيرانه بذريعة سفر أهل فلسطين، وكذلك تشغيل مطار على حدود الأردن عليه إشكالية كونه مخالفاً للقوانين والاتفاقيات الدولية المنظمة لفتح المطارات، وما يحققه ذلك من أهداف سياسية وأمنية لكيان محصور في مساحة ضيقة ومكاسب اقتصادية تتمثل بالسفر من خلال المطار وتشغيل خطوط الطيران وما يتبع ذلك.

وبين خسائر الأردن ومكاسب كيان يهود انغمس السياسيون والاقتصاديون وكذلك الرأي العام في تناول القضية وأصبحت الأخبار تتحدث عن سكوت السلطة الفلسطينية، وهل هي متواطئة؟ وهل هنالك صفقة مع كيان يهود؟ وهل كيان يهود ماضٍ في مشروعه أم لا؟ وهل ينجح؟ ولكن الأهم من ذلك كله هو الحديث الذي انصب على غضب الأردن وردة فعله وماذا سوف يفعل؟ وهذا ما يحتاج إلى بيان لضبط الزاوية التي يجب أن تُقيم من خلالها ردة الفعل، حيث ظهر أن ردة فعل النظام في الأردن باتت تتركز على الترغيب في السفر من جسر الملك حسين وتوفير مغريات لذلك والترهيب من السفر عبر رامون ومحاولة تخويف الناس من ذلك، وبتقييم ذلك الموقف يظهر مدى جبن وخيانة النظام الأردني ودوره فيما يحصل، فهو بداية قَبِل بإذلال أهل فلسطين عبر عقود على جسر الملك حسين وكان معينا لكيان يهود والسلطة في ذلك، ووصل به التجبر في منع الناس من السفر والعمرة والعبور لأسباب سياسية، ومن ثم سكت عن مطار فيه انتهاك للسيادة من طائرات كيان يهود خلال الإقلاع والهبوط وفيه مخالفة لاتفاقية وادي عربة، وفي النهاية جاءت ردوده الخجولة في مهاجمة كيان يهود على فتح المطار لتشجع الكيان على المضي في مشروعه.

إن الحل الصحيح الذي يقفز عنه النظام الأردني والسياسيون والاقتصاديون في التصدي لمخططات كيان يهود، ليس بتحسين السفر عبر مطارات وجسور الذل والهوان لأهل فلسطين الذين يقبعون تحت الاحتلال وبلادهم ومقدساتهم تحت سيطرة كيان يهود، وإنما يكون الحل الصحيح في مواجهة مخططات يهود بتحريك جيش الأردن فيقتلع كيانهم من جذوره ويخلص أهل فلسطين من الأسر ويطهر المسجد الأقصى، وبغير ذلك لن يرتدع كيان يهود ولن يعز أهل فلسطين ولن ينتهي الذل والهوان بأية وسيلة كان السفر ومن أي معبر كان الخروج.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. إبراهيم التميمي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في الأرض المباركة (فلسطين)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı