الواجهة القبيحة للسّياسة في الديمقراطية
الواجهة القبيحة للسّياسة في الديمقراطية

الخبر: سجلت الجمعية العامة للمنظمة الوطنية الملايوية المتحدة، التي انتهت في 11 حزيران/يونيو 2023، تاريخاً آخر على المشهد السياسي الديمقراطي في البلاد مع حضور قادة حزب العمل الديمقراطي في هذا الحدث. لطالما كان حزب العمل الديمقراطي هو العدو السياسي الرئيسي للمنظمة الوطنية الملايوية المتحدة ولديه أفكار تتعارض معها تماماً.

0:00 0:00
Speed:
June 29, 2023

الواجهة القبيحة للسّياسة في الديمقراطية

الواجهة القبيحة للسّياسة في الديمقراطية

(مترجم)

الخبر:

سجلت الجمعية العامة للمنظمة الوطنية الملايوية المتحدة، التي انتهت في 11 حزيران/يونيو 2023، تاريخاً آخر على المشهد السياسي الديمقراطي في البلاد مع حضور قادة حزب العمل الديمقراطي في هذا الحدث. لطالما كان حزب العمل الديمقراطي هو العدو السياسي الرئيسي للمنظمة الوطنية الملايوية المتحدة ولديه أفكار تتعارض معها تماماً. تحارب المنظمة الوطنية الملايوية المتحدة من أجل امتيازات سباق الملايو بينما يحارب حزب العمل الديمقراطي من أجل المساواة بين جميع الأجناس على الرّغم من أن الذي يهيمن عليه هم الصينيون. كما يُنظر إلى حزب العمل الديمقراطي على أنه يعارض بشدة أي جهد لجعل ماليزيا دولة إسلامية. لطالما رفضت المنظمة الوطنية الملايوية المتحدة أي ارتباط مع حزب العمل الديمقراطي، ولكن بعد الانتخابات العامّة الخامسة عشرة، عندما فشلت جميع الأحزاب في تحقيق أغلبية بسيطة لتشكيل حكومة، تغير كل شيء.

التعليق:

يحدث تقاسم السلطة بين الأحزاب السياسية ذات الآراء المختلفة في جميع البلدان التي تُمارس السياسة الديمقراطية تقريباً. وعندما يحدث هذا، لا تعود الاختلافات في المبادئ ذات صلة، فالمهم هو اكتساب السلطة والبقاء فيها. هذه براغماتية في الممارسة السياسية الديمقراطية. في الديمقراطية، تتمثل معايير التحقق من حقيقة فكرة أو فعل ما في الفائدة التي تجلبها. يمكن فهم البراغماتية في السياسة الديمقراطية من قول اللورد بالمرسون، رئيس الوزراء البريطاني في القرن التاسع عشر: "ليس لدينا أصدقاء أو أعداء دائمون. تبقى مصالحنا فقط ويجب أن نتبعها". ما كان يقصده يمكن ملاحظته اليوم بسهولة. الأحزاب التي اعتادت أن تكون أعداء، أصبحت الآن أصدقاء ويمكنها الجلوس على طاولة واحدة، وتقاسم السلطة في الحكومة. إنهم يتجاهلون مبادئهم المتضاربة من خلال التسوية من أجل تحقيق المنفعة المشتركة للسلطة. في السياسة البراغماتية للديمقراطية، لا قيمة لجوهر الحقيقة. كل ما هو موجود هو واجهة مسرحية قائمة على الميكافيلية؛ الغاية تبرر الوسيلة. إذا لم تكن هناك حقيقة حقيقية، فلا يوجد عمل سياسي ثابت. تصرفات الأحزاب السياسية اليوم مدفوعة فقط بالسلطة وإدراك المصالح، وأصبحت الحقيقة غير ذات صلة.

إن الإيمان الحقيقي لا يمكن تحقيقه إلاّ بالتفكير العقلاني، بذلك نجد أن وراء الكون والحياة والإنسان، خالقا هو الله سبحانه وتعالى. لقد أنزل الله القرآن على رسوله ﷺ ليرشد الإنسان في جميع مناحي الحياة بما في ذلك السياسة. الإيمان بالله يبيح للإنسان أن يفهم علاقته به في كل لحظة من حياته. بهذا الاعتقاد، فإن الإنسان سوف يتصرف وفقاً لأوامر الله ونواهيه. شريعة الإسلام هي مقياس الحق ومعياره. وبالتالي، من خلال التمسك بالشريعة، ستكون أفكار وأفعال الإنسان متسقة دائماً. في اكتساب السلطة كمثال، رأى الرسول أن علينا أن نتمسك بالطريقة بقوة. هذه هي الدعوة الإسلامية والسياسة التي أظهرها الرسول ﷺ، ولا توجد تقلبات أو تغيرات في كل مكان كما في الديمقراطية.

إن سياسة الديمقراطية تقوم على أساس المنفعة والمصلحة، ولا تقف على الحق. ستقف الأحزاب السياسية الديمقراطية، بشكل افتراضي، على البراغماتية والتسوية. تعمل جميع الجماعات السياسية الديمقراطية، حتى تلك التي توصف بأنها "إسلامية" على هذه المبادئ. أولئك الذين يحاولون السير في طريق مختلف سيخسرون كل شيء وسيهانون ويتركون وراءهم. لن يتغير هذا الوضع أبداً ما لم يتم بذل جهد لاقتلاع النظام الديمقراطي من خلال ثورة فكرية وإقامة نظام سياسي إسلامي حقيقي على غبار تدمير السياسة الديمقراطية العلمانية والبراغماتية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد – ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı