الوقاحة السياسية سيدة الموقف حول فلسطين
الوقاحة السياسية سيدة الموقف حول فلسطين

الخبر:   ذكرت روسيا اليوم 2018/3/31 أن رئيس وزراء كيان يهود المجرم نتنياهو أثنى على جيشه عقب المواجهات التي اندلعت عند حدود غزة في "يوم الأرض" وسقط أثناءها قتلى ومئات الجرحى من الفلسطينيين برصاص جيش يهود.

0:00 0:00
Speed:
April 01, 2018

الوقاحة السياسية سيدة الموقف حول فلسطين

الوقاحة السياسية سيدة الموقف حول فلسطين

الخبر:

ذكرت روسيا اليوم 2018/3/31 أن رئيس وزراء كيان يهود المجرم نتنياهو أثنى على جيشه عقب المواجهات التي اندلعت عند حدود غزة في "يوم الأرض" وسقط أثناءها قتلى ومئات الجرحى من الفلسطينيين برصاص جيش يهود.

التعليق:

إن ما يحصل حول قضية فلسطين شيء يدمي القلوب، فهي جرح نازف في أمة الإسلام منذ عقود، ورغم احتواء فلسطين على ثالث المسجدين إلا أن جروح المسلمين المتزايدة في سوريا وغير سوريا قد دفعت بها إلى الوراء ما سمح ببروز الوقاحة السياسية بشكل لم يكن أبداً كما نراه اليوم.

فرئيس وزراء كيان يهود يشيد بجنوده لأنهم قتلوا 16 مدنياً فلسطينياً أعزلاً وجرحوا أكثر من 1400 قد تظاهروا بجانب السياج الفاصل بين أرضهم المغتصبة عام 48 وقطاع غزة، ويطلب من جنوده المزيد من القتل. ويزيد الوقاحة السياسية أن المندوبة الأمريكية في مجلس الأمن قد أفشلت محاولة كويتية لإدانة عمليات القتل، مع أن المسلمين لم يروا خيراً من وراء كل تلك الإدانات التي هي أقل من حبر على ورق.

وما يزيد من تلك الوقاحة السياسية أن حكام المسلمين الذين لم يحركوا ساكناً فيما مضى، قد أصبحوا اليوم مع كيان يهود في الضغط على أهل فلسطين للاستسلام للمشاريع الأمريكية والصهيونية لطمس قضية فلسطين، فنظام السيسي في مصر بلغت وقاحته أن فرض حصاراً على قطاع غزة أشد من حصار كيان يهود، حتى ضاقت بأهل غزة الحياة، وأصبح يسوق أهل غزة وتنظيماتها سوقاً لسوق النخاسة فيما يسمى بمفاوضات المصالحة للتمهيد لقبول تلك التنظيمات بـ"صفقة القرن" الأمريكية المشؤومة. وأما حكام السعودية فقد باتوا أسرع من خونة مصر والأردن للتطبيع مع الكيان السرطاني في فلسطين، وأحدث ما رشح من ذلك السماح للطائرات الهندية بالتوجه إلى كيان يهود عبر الأجواء المقدسة في السعودية، ولا يرى هؤلاء ضيراً في تفريغ فضلات يهود أثناء طيرانهم على الخطوط الهندية فوق رؤوس آل سعود!!

وأما حكام الأردن فهم شر حكام العرب، فلا يسمحون لمخلص في الأردن أن ينتقد كيان يهود وعلاقاته معهم، وبلغت وقاحتهم أن يقولوا بأن الضغط الاقتصادي على الأردن بسبب مواقفه الصلبة من القدس. وأما حكام بلدية الضفة الغربية "السلطة الفلسطينية" فقد فرضت إضراباً ومنعت فتح أبواب المحال التجارية ليقال بأن لها ردة فعل، مع أن ذلك لا يساوي قشرة بصل، ولا يفهم أهل فلسطين لماذا تنفق ميزانيتها على رجال الوقائي والمخابرات الذين يسومون أهل فلسطين سوء العذاب، ولا يظهر لهم وجه ليردوا على يهود.

وما يزيد من حيرة العاقل أن التنظيمات المسلحة في غزة تلجأ إلى المظاهرات الشعبية بعد أن قالت بأن فلسطين تتحرر بالبندقية، ولا يسمع منهم نداء لجيوش المسلمين أن هذا يومكم، أن هذا واجبكم، أنه لأجل مثل هذا اليوم تدربتم، ولأجله اشترت لكم الأمة السلاح الذي بين أيديكم!

وإلى جيوش المسلمين نقول: ألا تسمعون الأخبار! ألا ترون الصور؟ ألا ترون نساء غزة يهاجمن جبناء يهود دون سلاح؟! فأين سلاحكم؟ وأين مروءتكم؟ بل أين موطن العقيدة في قلوبكم؟ ألا تفكرون في يوم تقفون فيه أمام الله وتسألون؟!!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عصام البخاري

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı