الوصاية الدولية على جنوب السودان... استعمار قبيح مفضوح!!!
الوصاية الدولية على جنوب السودان... استعمار قبيح مفضوح!!!

الخبر:   نشرت صحيفة الفاينانشال تايمز، اقتراح المبعوث الأمريكي الأسبق إلى السودان وجنوب السودان، السفير برينستون ليمان في مقاله المشترك مع كيت الميكوست مديرة مركز أفريقيا للدراسات الاستراتيجية، بإنشاء إدارة مشتركة من الأمم المتحدة والاتحاد الأفريقي تتولى حكم (دولة) جنوب السودان، لمدة تترواح بين (10-15) عاماً،

0:00 0:00
Speed:
July 29, 2016

الوصاية الدولية على جنوب السودان... استعمار قبيح مفضوح!!!

الوصاية الدولية على جنوب السودان... استعمار قبيح مفضوح!!!

الخبر:

نشرت صحيفة الفاينانشال تايمز، اقتراح المبعوث الأمريكي الأسبق إلى السودان وجنوب السودان، السفير برينستون ليمان في مقاله المشترك مع كيت الميكوست مديرة مركز أفريقيا للدراسات الاستراتيجية، بإنشاء إدارة مشتركة من الأمم المتحدة والاتحاد الأفريقي تتولى حكم (دولة) جنوب السودان، لمدة تترواح بين (10-15) عاماً، إلى حين وجود مؤسسات سياسية فاعلة، باعتبار أن ذلك هو السبيل الوحيد لحماية جنوب السودان واستعادة سيادته، وجاء في التوصية إلى دول الترويكا التي تضم الولايات المتحدة، بريطانيا، والنرويج، أن تضع الإدارة التنفيذية التي ستحكم الجنوب يدها على عائدات نفط البلاد... وأشار الكاتبان إلى أن الإدارة الدولية قد استخدمت من قبل في كوسوفا وتيمور الشرقية وبلدان أخرى.

التعليق:

برينستون ليمان، هو رئيس وفد أمريكا في مفاوضات نيفاشا التي أدت إلى انفصال جنوب السودان، وهو نفسه صاحب فكرة ما يسمى بالحوار الوطني في السودان، الحوار الذي تملأ به حكومة السودان العالم ضجيجاً وجعجعة بلا طحين، فجعلته الأساس في حل مشاكل البلاد. ولقبوله وإنفاذه تجتمع المعارضة السودانية في عواصم العالم وتنفضُّ.

ليمان هذا سطر رؤيته (الأمريكية) لجمع الوسط السياسي في شمال السودان؛ حكومة ومعارضة؛ ليبصموا على علمنة السودان وتشرذمه، عبر حواره الأمريكي بامتياز، الذي ضمنه في ورقة معهد السلام الأمريكي موجز سلام رقم 155، في آب/أغسطس 2013م، وذلك قبل خطاب الوثبة الذي ألقاه عمر البشير يوم الاثنين 27 كانون الثاني/يناير 2014م، مبشرا بهذا الحوار، ومبعوث الرئيس الأمريكي بوث هذه الأيام جعل من السودان مستقرا وسكنا مواصلا ضغوط الولايات المتحدة على الوسط السياسي في السودان (حكومة ومعارضة)، لقبول خارطة الطريق لهذا الحوار وفق الرؤية الأمريكية آنفة الذكر!

ولا تستحي أمريكا أن تقترح وضع جنوب السودان تحت الوصاية الدولية، ليكون لقمة سهلة امتدادا لنفوذها الاستعماري، لتنهب موارد الجنوب الغزيرة، بمباركة دولية، بل طالب الكاتبان (ليمان وكيت) في مقالهما بكل وقاحة، طالبا بخروج آمن لسلفاكير ومشار، وتقديم الحصانة لهما من الملاحقة القضائية، وتوفير ملاذ آمن لخروجهما، رغم الدماء التي أراقوها، والأرواح التي أزهقوها، والجرائم المروعة التي ارتكبوها في حق أهل الجنوب؛ حتى يضمن هؤلاء المستعمرون سكوت سلفاكير ومشار، على نهبهم للجنوب على مرأى ومسمع من العالم.

هذه ليست المرة الأولى التي يطالب فيها دبلوماسيون أمريكيون بوضع جنوب السودان تحت الوصاية الدولية، فقد اقترح المساعد السابق لوزير الخارجية الأمريكي للشؤون الأفريقية (1989-1993) هيرمان كوهين بوضع الجنوب تحت الوصاية الأممية، بتكوين حكومة بمؤسساتها التنفيذية المختلفة؛ من جيش وشرطة، وخدمة مدنية، وقضاء، من الأمم المتحدة، كما حدث في جمهورية الكونغو الديمقراطية عام 1960م على حد زعمه، بل وقد دفعت أمريكا بمشروع قرار في عام 2014م لمجلس الأمن لفرض وصاية دولية على الجنوب بحجة افتقار جوبا للنخبة صاحبة الخبرة والفعالية السياسية التي تستطيع أن تقود البلد إلى بر الأمان، ويتضمن مشروع القرار تولي الأمم المتحدة إدارة البلاد بشكل كامل؛ اقتصادياً وسياسياً، على أن تدفع بموظفين مدنيين وقوات أممية لحفظ الأمن كما حدث في تيمور الشرقية وكوسوفا.

مشكلة الجنوب كانت خطة طويلة المدى وضعها الاستعمار لفصله عن الشمال ومن ثم نهبه، وساعدهم على إكمال فصولها نظام البشير الضعيف الذي سلَّم أهل الجنوب، بل كل السودان، بأهله وكامل ثرواته لأمريكا عبر اتفاق نيفاشا، ليكون أهل الشمال والجنوب كلهم تحت (رحمة!) أمريكا، وليعيشوا واقعا مأساويا بعد الانفصال المقيت، تمثل في انهيار الاقتصاد، بعد خروج النفط من الميزانية، مع تدمير الزراعة، وما سبقها من دمار غيرها من المجالات الاقتصادية الحيوية التي ينعم بها السودان، عبر سياسات الحكومة التي أقل ما يمكن وصفها بها أنها ظالمة، فأصبح السودان، رغم ثرواته الهائلة، يتسول الدعم من الملوك والأمراء في الخليج، ويحترق بحرب الله ورسوله r، بتحليل برلمانه للربا مرات ومرات.

إذاً مشكلة الجنوب هي مشكلة السودان كله، الذي ظل ينزف منذ عقودٍ، لرهن وسطه السياسي (حكومة ومعارضة) البلدَ للمستعمر الحاقد سواء الإنجليز أو الاستعمار الجديد (أمريكا)، وكل ذي لب يعلم علم اليقين أنه لو لم تقطع أيادي الطامعين المستعمرين، لما هدأت حرب، ولا انتشر أمن ولا سلام!! وأمريكا بوصفها اللاعب الأساس في هذا الخراب الذي يحدث في الجنوب وفي غيره من بلاد المسلمين، دولة مبدئية، لها أهدافها ومصالحها، ولا تستطيع مواجهتها إلا دولة مبدئية، تتقوى بمبدئها، وتنطلق على أساسه، فتصنع رجالا عظماء كعظمة مبدئهم، رجالاً لا تستهويهم العمالة، ولا يغريهم شراء الذمم؛ بل جباههم تناطح الثريا، وقلوبهم معلقة بالسماء، فلا يرضون إلا بالعلياء، هكذا كانت الأمة الإسلامية، لما استندت إلى مبدئها، فحافظت على دولته، الخلافة، الدولة التي تصنع السياسيين المبدئيين الذين لا يرتمون في أحضان الكافر المستعمر، ولا يستوردون منه الحلول ولا المعالجات للمشاكل. لقد آن الأوان لتقيم الأمة دولتها، لتقطع بها أيادي أمريكا العابثة في بلادنا، وتخرجها من بلاد المسلمين منكسرة ذليلة؛ ليعيش العالم كله في أمن وأمان.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد جامع (أبو أيمن)

مساعد الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı