أما آن يا أردوغان أن تتحرك؟!
أما آن يا أردوغان أن تتحرك؟!

الخبر:   قال وزير الخارجية التركي هاكان فيدان إن (إسرائيل) تحتجز سكان غزة رهائن، مشيرا إلى أن تل أبيب تبدو "غير متحمسة" بشأن وقف إطلاق النار الدائم بالقطاع. (الجزيرة نت)

0:00 0:00
Speed:
February 06, 2024

أما آن يا أردوغان أن تتحرك؟!

أما آن يا أردوغان أن تتحرك؟!

الخبر:

قال وزير الخارجية التركي هاكان فيدان إن (إسرائيل) تحتجز سكان غزة رهائن، مشيرا إلى أن تل أبيب تبدو "غير متحمسة" بشأن وقف إطلاق النار الدائم بالقطاع. (الجزيرة نت)

التعليق:

منذ بداية أحداث غزة ونحن نجد الحكومة التركية المتمثلة برئيسها وأعضاء حكومتها ووزير خارجيتها دائما يخرجون إلى الإعلام ليشرحوا لنا الصورة الواضحة التي يقرأها أصغر طفل في العالم، وهي أن شعب غزة مضطهد، وأن غزة ترتكب ضدها جرائم حرب، وأن الكيان الصهيوني كيان غاصب، ويجب أن نضع له حدا عن طريق الأمم المتحدة، وأيضا يتشدقون بالقول إننا تكلمنا مع أوروبا ولم تستجب لنا، وكأنهم ليسوا بدولة، دولة لها جيش معتبر، ولها وزنها في المجتمع الدولي كما يدعون! أما في ما يتعلق بقتل أهل سوريا والملف السوري، فإنهم يتعملقون ويجدون أنفسهم أصحاب قرار، فيقتلون وينهبون ويخططون لما هو ضد الإسلام!

واليوم يخرج علينا وزير الخارجية ليقول إن أهل غزة في سجن وأن أهل غزة مضطهدون! فلو كنتم رجالا تخافون الله لكنتم تحركتم بما لديكم من قوة عسكرية لنصرة فلسطين ونصرة أهل غزة.

إن كيان يهود قزّمته مجموعة من المجاهدين نذروا أنفسهم لله وليس معهم من السلاح إلا القليل ومع ذلك أبلوا بلاء حسنا، فأخزوا الحكومات العربية جميعها، وأفشلوا تنفيذ مخططاتهم في بلاد المسلمين. وتأتي أنت الذي لديك جيش كبير وقوة سياسية وقوة عسكرية وقوة ضغط خارجية وداخلية وتقوم بشرح الواقع؟!

لم نسمع منكم منذ بداية الحرب إلا (سنحاول.. نشجب.. نستنكر..) كل هذه العبارات لا ولن تزيدكم إلا عارا، ولن ترضى عنكم شعوبكم إلا بأن تسلخكم من عروشكم لأنكم أثبتم اليوم خيانتكم، فمنذ عشرات السنين وأنتم تتغنون بقضية فلسطين وأنها الخط الأحمر وأنه لا يمكن أن نتنازل عما هو لصالح فلسطين ولأهل فلسطين وأن القدس مسرى الرسول ﷺ ولن نتخلى عنها، بينما كل هذا هو افتراء وكذب واستغلال لشعوبكم ولدغدغة مشاعر المسلمين.

لم تتحركوا مع أنكم تملكون القدرة، والواقع السياسي والواقع العسكري الذي يسمح لكم أن تضغطوا على كل القوى الفاعلة في قتل أهل غزة. بل للأسف الشديد تدعمون الكيان بحجة أن لنا علاقات تجارية ولا نستطيع أن نقطعها!

إن الإسلام لا يقبل بهذا يا أردوغان! فالإسلام لا يجيز التعامل مع الدول المحاربة! وإنما يوجب قطع كل العلاقات معها، بما في ذلك التجارة. لكنكم لم تقطعوا علاقاتكم معهم، بل رفعتم مستوى التجارة مع الكيان الغاصب لتعوضوا النقص عنده، الذي كان نتاج فعل المجاهدين الأبطال الذين بثوا الرعب في جوانب هذا الكيان.

التاريخ سوف يكتب أنكم خونة وأنكم لم تنصروا أهل غزة وأنكم قتلتم أمة الإسلام، وسيحاسبكم الله في الآخرة وسنحاسبكم نحن في الدنيا إن شاء الله.

اليوم تتعرى قوى الخيانة ويتضح من هو الخائن والعميل، وأنهم يعتلون المناصب في هذه الدول من أجل قتل المسلمين، ولوأد قيام دولة الإسلام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. ولكن سيأتي من يخلعهم من عروشهم بل من جذورهم، ويلقي بهم في واد سحيق.

أيها المسلمون: لا تنخدعوا بما يقولون وانظروا إلى أفعالهم فهم يتملقون فقط ولا يملكون قرارا بل ينتظرون الضوء الأخضر من أسيادهم ليتحركوا، ويشجبوا ويعلوا أصواتهم ويحركوا إعلامهم بهتافات براقة كاذبة لإنقاذ غزة ونصرتها!

ففي بداية طوفان غزة ظهر الرئيس التركي رجب طيب أردوغان وقال أنا عراب المنطقة وسوف أكون ضامنا للطرفين، وسوف نوقف هذه الحرب، ولكن حينما فشلت كل مخططاتهم ولم يستطيعوا أن ينفذوها نسي كلامه هذا نهائيا، والذي هو أصلا عبارة عن جعجعة وغير مقبول لدينا، فأفشلت المقاومة كل ما كان مخططاً لهم عبر صمود أهل غزة الذي يندى له الجبين.

إن صمود غزة اليوم برهن لكل العالم أننا كمسلمين لا نخاف هذه القوى التي تستعرض أمامنا، وأن الله معنا وهو ناصرنا، وأن الحق معنا، وسنسترد حقنا إن شاء الله وسوف تشرق شمس الخلافة الراشدة على منهاج النبوة قريبا على يد المخلصين، بإذن الله.

ونقول لكل مسلم مخلص، ولكل إنسان يسعى لأن يعيش في عزة وكرامة وليس في ذل الرأسمالية: أن يغذ السير مع حزب التحرير للوصول إلى تطبيق شرع الله على الأرض في دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فنخرج العباد من عبادة العباد إلى عبادة رب العباد ومن جور الأديان إلى عدل الإسلام.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

دارين الشنطي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı