أمريكا تخرب العراق فهل ستعمر السودان!
أمريكا تخرب العراق فهل ستعمر السودان!

الخبر: تعهد المبعوث الأمريكي للسودان ببذل جهود من أجل إلحاق المعارضة السودانية بوثيقة (خارطة الطريق) التي اقترحتها الوساطة الإفريقية لتحقيق سلام شامل في السودان. والتقى المبعوث الأمريكي إلى السودان وجنوب السودان (دونالد بوت) مساعد الرئيس السوداني، إبراهيم محمود حامد في القصر الرئاسي بالخرطوم، وبحث الاجتماع تنفيذ خارطة الطريق التي قدمتها الوساطة الإفريقية في آذار/مارس الماضي، بجانب الحوار الوطني الشامل، وسير عملية السلام في مناطق جنوب كردفان، والنيل الأزرق، ودارفور. وأبدى المبعوث الأمريكي في تصريحات للصحفيين تفاؤله باكتمال عملية السلام في السودان، وتعهد ببذل الجهد اللازم لإقناع المعارضة للتوقيع على الوثيقة، ووصف المبعوث مباحثاته مع مساعد الرئيس السوداني بأنها كانت (مثمرة).

0:00 0:00
Speed:
July 15, 2016

أمريكا تخرب العراق فهل ستعمر السودان!

أمريكا تخرب العراق فهل ستعمر السودان!

الخبر:

تعهد المبعوث الأمريكي للسودان ببذل جهود من أجل إلحاق المعارضة السودانية بوثيقة (خارطة الطريق) التي اقترحتها الوساطة الإفريقية لتحقيق سلام شامل في السودان. والتقى المبعوث الأمريكي إلى السودان وجنوب السودان (دونالد بوت) مساعد الرئيس السوداني، إبراهيم محمود حامد في القصر الرئاسي بالخرطوم، وبحث الاجتماع تنفيذ خارطة الطريق التي قدمتها الوساطة الإفريقية في آذار/مارس الماضي، بجانب الحوار الوطني الشامل، وسير عملية السلام في مناطق جنوب كردفان، والنيل الأزرق، ودارفور. وأبدى المبعوث الأمريكي في تصريحات للصحفيين تفاؤله باكتمال عملية السلام في السودان، وتعهد ببذل الجهد اللازم لإقناع المعارضة للتوقيع على الوثيقة، ووصف المبعوث مباحثاته مع مساعد الرئيس السوداني بأنها كانت (مثمرة).

التعليق:

إن المبعوث الأمريكي في السودان يصول ويجول كما يحلو له، مسوقاً للوثيقة التي قدمتها الوساطة الإفريقية، بوصفه رسول سلام، ويجد القبول، والإذعان، من حكومة السودان من جهة، ومن جهة ثانية يتكلم مع المعارضة بهدوء، ويحمل في يده عصا غليظة من مجلس الأمن الدولي يهدد بالدخول في دارفور، تحت البند السابع بالقرار (1706) والذي من شأنه أن يجرد كل الحركات من سلاحها وفقا للقرار المعني بجمع السلاح.

هذا المبعوث هو مبعوث الحكومة الأمريكية التي شهدت على نفسها بأنها تتجسس على أهل العراق، وتدير العمليات فيها، بل إنها هي التي خربت العراق، كما ذكر ذلك في مقال لسليم مطر، نقلاً عن وكالات أنباء، حيث ذكر بأن الكونغرس الأمريكي يعترف بأن السفارة الأمريكية في بغداد تعتبر أكبر قاعدة مخابراتية في التاريخ، فهي التي تقود سرا العراق، وهي المسؤولة عن تمزق الدولة والمجتمع وتغذية الإرهاب.

وأوباما يعتذر للشعب العراقي، ويَعِدُ بتغيير السياسة التخريبية الأمريكية بصورة جذرية وحالاً، وقال: (مثلما خربنا العراق سوف نحييه).

بالرغم من أن هذه التصريحات التي مضى عليها عامان، إلا أن أيادي الخراب والدمار في العراق، ما زالت تعمل بكل جد واجتهاد، حتى تقضي على ما بقي منه (لا سمح الله)، ومع ذلك نجد أن السياسيين في السودان من حكومة ومعارضة، يجتمعون مع مبعوث أمريكا من أجل أن يعينهم في (تعمير!) السودان باسم السلام، وإنجاح العملية السياسية في السودان! أليس في هؤلاء رجل رشيد! أليست أمريكا هي التي مزقت السودان بفصل الجنوب عن الشمال، وجعلت أهل الشمال في حالة من الفقر المدقع بعد أن جردتهم من البترول... تخدعهم، وتَعِدُهم، وتمنيهم، ولا يعدهم الشيطان إلا غروراً، كما ذكر رئيس الحكومة عمر البشير في اللقاء الذي تم مع قناة الجزيرة بأن أمريكا لم تلتزم بأي شيء، ولم تقدم لهم أي جزرة، بل وجدت الحكومة العصي.

إن أهل السودان، بل والأمة الإسلامية قاطبة، تحتاج إلى رجال سياسة مخلصين، ليس همهم الكراسي، أو الوصول إلى السلطة بأي ثمن، لا، بل همهم مرضاة الله سبحانه، وعز الأمة، وكرامتها هي مبتغاهم، فهؤلاء هم الرجال الذين يجب على الأمة أن تؤازرهم وتقف معهم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس/ حسب الله النور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı