Amerika Uluslararası Hukuku Yeniden Çiğnedi
(Tercüme)
Haber:
Pazar akşamı, ABD Başkanı Donald Trump, ABD Hava Kuvvetleri'nin İran nükleer programındaki üç önemli noktaya başarılı bir şekilde bombardıman yaptığını duyurdu. (BBC)
Yorum:
İran topraklarına yapılan bu Amerikan saldırısı, hangi bahane ile yapılmış olursa olsun, "uluslararası hukuk" denilen şeyin, büyük güçlerin zayıf ülkeleri sömürmesini meşrulaştırmaktan başka bir amacı olmayan bir aldatmacadan ibaret olduğunun açık bir örneğidir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri arasında belirli bir uluslararası soruna çözüm bulunması konusunda bir anlaşma olduğunda, uygun kararı çıkarır ve yasal meşruiyet kisvesi altında iradelerini zorla uygularlar. Bu gibi durumlarda, herkes uluslararası hukukun üstünlüğünden bahseder.
Bu, örneğin, Libya diktatörü Muammer Kaddafi'nin devrilmesine fiilen izin veren 1973 sayılı kararda meydana geldi.
Ancak büyük güçler kendi aralarında anlaşamaz ve ortak bir tutum veya ortak askeri koordinasyon sağlayamazlarsa, "uluslararası hukuk" derhal kolayca göz ardı edilebilecek boş bir slogana dönüşür.
Benzer bir şey 2003'te Amerika Birleşik Devletleri'nin Güvenlik Konseyi'nden bir karar alamaması ve Irak'ı tek taraflı olarak işgal etmeye karar vermesiyle yaşandı. Bundan önce, 1999'da NATO ülkeleri Yugoslavya'yı, ardından 2008'de Rusya Gürcistan'ı ve 2014 ve 2022'de Ukrayna'yı işgal etti.
Böyle bir şey her olduğunda, saldırgan devlet suçlarını güzel bir "sivilleri koruma", "ihlal edilmiş adaleti yeniden sağlama" veya diğer parlak sloganlar kılıfında sunmaya çalışır.
Örneğin, Ukrayna krizi, "Avrupa sorunu" olarak bilinen çerçevede büyük güçler arasındaki şiddetli ve rekabetçi bir çatışmayı temsil ediyor. Rusya, uluslararası hukuka uymanın varlığına bir tehdit oluşturduğunu düşündükten sonra, tüm uluslararası anlaşmalarını ve taahhütlerini göz ardı ederek Ukrayna'yı işgal etmeye karar verdi.
İran'a yapılan saldırıya gelince, Amerika Birleşik Devletleri uluslararası hukuku bir kez daha çiğnedi. Aslında, nükleer güce sahip olan Amerika Birleşik Devletleri, nükleer silaha sahip olduğu varsayılan Yahudi varlığıyla birlikte, iradesini başka bir bağımsız devlete tek taraflı olarak dayatıyor. Bu Amerikan saldırısının, İran'ın son yıllarda Orta Doğu'daki Amerikan politikalarının en önemli uygulayıcılarından biri olmasına rağmen gerçekleştiği gerçeğini bu yorumda dışladığımı belirtmek gerekir.
Bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri, Amerika'nın bu şımarık çocuğu Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına karşı akla gelebilecek her türlü savaş suçunu işlemesine rağmen, Yahudi varlığını kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden çıkan herhangi bir kararı veto ediyor.
Öte yandan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, veto hakkı nedeniyle - bu sefer Rusya'dan - İran'a karşı askeri güç kullanımına izin veren bir karar asla çıkarmayacağını bilerek, Amerika Birleşik Devletleri nükleer tesislerine karşı tek taraflı bir saldırı başlatıyor.
Önemli olan, "uluslararası hukuk" kavramının gerçekten var olamayacağı, çünkü "hukuk" ve "uluslararası" kavramlarının doğası gereği uyumsuz olduğudur. Bunun üç nedeni vardır:
1- Hukuk, temsili bir organ (yasama organı), yani yönetici bir otorite tarafından çıkarılan normatif bir yasal işlemdir. Oysa, tanım gereği uluslararası bir yönetici otorite olamaz.
2- Hukuk uygulanabilir olmalıdır, yani onu uygulama mekanizması olmalıdır. Devlet içinde, böyle bir mekanizma hukuk uygulama kurumlarında bulunur. Ancak uluslararası düzeyde bu mümkün değildir, çünkü mevcut "barışı koruma güçleri" bireysel devletlerin ordularının oluşumlarından başka bir şey değildir. Bu ordular da, bu koruma kendi devletlerini tehlikeye atarsa veya çıkarlarıyla çelişirse, uluslararası hukuku veya örneğin, diğer devletlerin egemenliğini ve çıkarlarını korumayacaklardır, tıpkı Ukrayna krizinde ve saldırgan devlet olan Rusya Federasyonu tarafından Budapeşte Memorandumu'nun ihlalinde ve ayrıca bu anlaşmayı imzalayan diğer ülkeler tarafından olduğu gibi.
3- Hukuk ilişkileri düzenler ve bu düzenleme sadece tek bir toplum çerçevesinde uygundur ve eylemciler egemen devletler olduğunda uygulanamaz, çünkü her devletin çıkarlarına göre diğer devletlerle ilişki kurma veya bunlardan kaçınma konusunda egemenlik hakkı vardır.
Uluslararası hukuk fikrinin ortaya çıkışından bu yana, Batılı hukukçular arasında kurallarının özü hakkında bir anlaşmazlık olmuştur. Birçoğu bağlayıcı gücünden şüphe duymuştur. Örneğin, Immanuel Kant, Thomas Hobbes, John Austin ve Georg Hegel gibi Batılı düşünürler ve hukukçular genel bir uluslararası hukukun varlığını reddetmişlerdir.
Ancak daha sonra, bu fikri destekleyen büyük güçlerin baskısı altında, "uluslararası hukuk" olarak adlandırılan şey, uluslararası ilişkilerde benimsenen bir gerçeklik haline geldi.
Sonuç olarak, uluslararası hukuk, tüm kurumlarıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin gibi devletler arasındaki çatışma ve rekabet için bir araç haline geldi. Geri kalan devletler, halkları, kaynakları ve toprakları ise bu büyük güçler tarafından bu "hukukun" cezai kullanımının kurbanı haline geldi.
Filistin, İran veya Ukrayna halkının acıları, büyük güçler tarafından işlenen suçların bitmeyen bir zincirindeki küçük bir halkadan başka bir şey olmadığı için, bugün dünyanın birçok yerinde hakim olan istikrarsızlığın temel nedeni de tam olarak budur.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazılmıştır
Fazıl Amzaev
Hizb-ut Tahrir Ukrayna Medya Ofisi Başkanı