أمريكا تستنفر العالم لمواجهة الإسلام ومشروع الخلافة الراشدة على منهاج النبوة
أمريكا تستنفر العالم لمواجهة الإسلام ومشروع الخلافة الراشدة على منهاج النبوة

 الخبر:   ذكرت مصادر إعلامية عدة منها موقع بي بي سي العربي صباح هذا اليوم 25 كانون الثاني/يناير أخباراً تتعلق بمناسبة ثورة 25 يناير. ومما قالته: "الشرطة والجيش يفرضان تدابير أمنية مكثفة بالقاهرة لإجهاض أي عمل تخريبي".

0:00 0:00
Speed:
January 26, 2016

أمريكا تستنفر العالم لمواجهة الإسلام ومشروع الخلافة الراشدة على منهاج النبوة

أمريكا تستنفر العالم

لمواجهة الإسلام ومشروع الخلافة الراشدة على منهاج النبوة

الخبر:

ذكرت مصادر إعلامية عدة منها موقع بي بي سي العربي صباح هذا اليوم 25 كانون الثاني/يناير أخباراً تتعلق بمناسبة ثورة 25 يناير. ومما قالته: "الشرطة والجيش يفرضان تدابير أمنية مكثفة بالقاهرة لإجهاض أي عمل تخريبي". وجاء في الخبر: "وتقول منظمة العفو الدولية ونشطاء حقوقيون إن مصر تحولت إلى دولة بوليسية تعاني أزمة ضخمة تتعلق بحقوق الإنسان... وشهدت مواقع التواصل عشية ذكرى الثورة، نشاطا يتحدث عن النزول للتظاهر"، وقالت أيضاً: "إن مصر تحولت إلى دولة بوليسية اعتقل أو اختفى فيها الكثير من النشطاء، كما يُحظر الاحتجاج" وأصبحت: "غارقة في أزمة حقوق إنسان ذات أبعاد ضخمة" وتقول المنظمة أيضاً: "إنه منذ تولى السيسي، وزير الدفاع السابق، الرئاسة في شهر حزيران/يونيو 2014، تعرض النشطاء المعارضون لحملة قمع غير مسبوقة"... وجاء في الخبر أن الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي قال: "إن مصر تسير على المسار الصحيح" وأنه "تعهد منذ أيام بالتعامل بحزم مع أي اضطرابات ومواصلة القتال ضد المتشددين الإسلاميين في مصر. وأنه قال: "إن تحقيق الديمقراطية سوف يستغرق وقتا... وإن مصر اليوم ليست مصر الأمس". وقال: "نحن نبني سويا دولة مدنية حديثة متطورة."

التعليق:

مثل هذا الخبر ينبغي أن يُقرأ وينظر إليه بناء على أمرين رئيسين:

الأول: أن الذي يجري في مصر يأتي في نفس سياق ما يجري في بلاد المسلمين وبخاصة التي جرت فيها ثورات على الأنظمة، والذي يجري هو حرب لا هوادة فيها على الإسلام والعاملين له. سواء اقتضت هذه الحرب من أعداء الإسلام حرباً عسكرية مدمرة كالذي يجري في سوريا، أو حرباً دون ذلك كالذي يجري في مصر وتونس وغيرهما.

الثاني: لا يصح النظر إلى هذه الأخبار وتفسيرها بمعزل عن أصول أو قواعد سياسية تضعها في سياقها السياسي الصحيح، أي ضمن الخطط المندرجة في استراتيجية عامة للدولة ذات الهيمنة والنفوذ.

وبناء على ذلك فإن هذه الأخبار هي أمثلة قليلة على أحداث تفوق الحصر، تجري في بلاد العالم الإسلامي، وتدل على حرب على التوجه الإسلامي المتنامي في الأمة المسمى الإسلام السياسي. فالذي يجري يدل على استراتيجية أمريكية سافرة لضرب الإسلام بل للقضاء عليه.

لقد رضوا سابقاً بامتطاء ما يسمى الإسلام الوسطي أو المعتدل وتوصيله للحكم، فانحنت لهم في ذلك ظهور حركات ومشايخ أيّما انحناء. وبعد أن امتطوها وجدوا أن هذا المسمى "إسلاماً معتدلاً" مجردُ كلام انتهازي، وجوده الحقيقي في الأمة ضعيف، وهو لا يستطيع مواجهة التوجه الإسلامي نحو الخلافة وإيجاد الدولة الإسلامية الواحدة. لذلك تخلوا عن التوجه الذي رأوه فاشلاً، بعد أن لمسوا الخطر الداهم من الإسلام الحقيقي، واستدركوا أمرهم على عجل، وقرروا محاربة الإسلام بجدية للقضاء على خطره. لذلك قرروا إزاحة مرسي وكل نظامه من رئاسة مصر، ففعلوا بسرعة وجاءوا للحكم بأعداء حاقدين على الإسلام.

أما في سوريا، فلما كانت معارضة النظام الحقيقية كلها إسلامية، تخلوا عنها وجاءوا بما استطاعوا من جيوش وقوى لتدمير سوريا وقتل أهلها وتهجيرهم والقضاء على كل أثر للإسلام في المعارضة. هذه هي السياسة الأمريكية الجارية، والتي تسير فيها روسيا أيضاً. 

وعلى ذلك فإن ما يجري في مصر هو سياسة أمريكية مقررة لمحاربة كل توجه إسلامي سياسي مهما كان؛ معتدلاً أو غير معتدل. وما يقوم به النظام الحالي برئاسة السيسي هو توجه أمريكي مستمر لإقصاء الإسلام إقصاءً تاماً ولو اقتضى الأمر مجازرَ أضعافَ أضعافِ ما جرى في رابعة والنهضة وغيرهما... وما يجري في مصر وسوريا وتونس وغيرها يندرج كله في هذه الاستراتيجية الأمريكية في الحرب على الإسلام ومشروع الخلافة.

وهذا يدفعنا إلى تذكير ونصح أولئك الذين ما زالوا مصرين على انحرافهم، ويلهثون لإقناع أمريكا وأمثالها من شياطين الإنس بأنهم معتدلون ووسطيون أو حداثيون وديمقراطيون وطلاب دولة مدنية، وما شاكل ذلك من محرمات... ويزدادون انحناءً وانبطاحاً بمزيدٍ من التنازل عن أحكام الإسلام، ومن تحريف كلام الله من بعد مواضعه لعل أمريكا ترضى عنهم وتشركهم ببعض الفتات. نُذَكِّرهم أن اليهود والنصارى لن يرضوا عنهم ما لم يتبعوا مِلَّتَهم، وننصحهم بأن يتَّعظوا بالذي جرى ويجري. ونحذرهم بأن استمراريتهم بهذا النهج لن يجلب لهم إلا غضب الله سبحانه ومزيداً من خزي الدنيا.

إن الذي يجري هو حرب معلنةُ على الإسلام والمسلمين من أكبر ومعظم دول الأرض وأقواها، يريدون منها أن يطفئوا نور الله، وأن يقتلعوا الإسلام وحضارته، بل وعمرانه، وأن ينتصر الكفر وينتشر الشرك، فمن العبث والسفاهة بعد ذلك، بل ومن الخيانة، الركونُ إلى هذه الدول نفسها للحصول على بعض عدل أو حق. وهذا فسقٌ لا يعقبه إلا الخسران، قال تعالى: ﴿وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ﴾.

 وإن التوجه الصحيح لرد هذا الكيد والظلم والاستكبار عنوانه محدد وطريقه واضح، إنه العمل لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، سلطان الإٍسلام في الأرض، وهو يبدأ بالتوكل على الله واستمداد العون والنصر منه وحده، بطاعته في كل أمره ونهيه، والسير على نهج النبي e، وبالتعاون والتخطيط مع المسلمين الطائعين العاملين وحدهم. قال تعالى: ﴿إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ * وَمَن يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود عبد الكريم حسن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı