أمريكا تتجول في أفريقيا تحاول سراً إخفاء عار الرأسمالية العالمي
أمريكا تتجول في أفريقيا تحاول سراً إخفاء عار الرأسمالية العالمي

الخبر:   أنهت سيدة أمريكا الأولى، الدكتورة جيل بايدن، رحلتها التي استغرقت خمسة أيام إلى بلدين أفريقيين يوم الأحد 26 شباط/فبراير 2023. وكانت رحلتها الأولى إلى ناميبيا والسادسة لها إلى كينيا. تتماشى زيارة جيل بايدن مع قرارات القمة الأمريكية الأفريقية الأخيرة في واشنطن والتي وعد فيها الرئيس جو بايدن بالمزيد من العلاقات مع أفريقيا. وركّزت جيل أيضاً على تمكين النساء والشباب، والجهود المبذولة لمعالجة انعدام الأمن الغذائي، وتعزيز القيم الديمقراطية المشتركة. 

0:00 0:00
Speed:
March 05, 2023

أمريكا تتجول في أفريقيا تحاول سراً إخفاء عار الرأسمالية العالمي

أمريكا تتجول في أفريقيا تحاول سراً إخفاء عار الرأسمالية العالمي

(مترجم)

الخبر:

أنهت سيدة أمريكا الأولى، الدكتورة جيل بايدن، رحلتها التي استغرقت خمسة أيام إلى بلدين أفريقيين يوم الأحد 26 شباط/فبراير 2023. وكانت رحلتها الأولى إلى ناميبيا والسادسة لها إلى كينيا. تتماشى زيارة جيل بايدن مع قرارات القمة الأمريكية الأفريقية الأخيرة في واشنطن والتي وعد فيها الرئيس جو بايدن بالمزيد من العلاقات مع أفريقيا. وركّزت جيل أيضاً على تمكين النساء والشباب، والجهود المبذولة لمعالجة انعدام الأمن الغذائي، وتعزيز القيم الديمقراطية المشتركة.

التعليق:

تأتي هذه الرحلة بعد أشهر فقط من ترحيب الرئيس الأمريكي جو بايدن بقادة 49 دولة أفريقية في واشنطن وتعهده بأن "الولايات المتحدة تعمل بشكل كامل على مستقبل أفريقيا". خلال تلك القمة التي استمرت ثلاثة أيام في كانون الأول/ديسمبر، أعلن بايدن أنه سيذهب إلى أفريقيا هذا الصيف، وأن سبعة أعضاء كبار آخرين في الإدارة، بما في ذلك جيل بايدن ونائب الرئيس هاريس، سيقومون برحلات هذا العام لإظهار التزامهم بالشراكة مع أفريقيا. ووفقاً لما أوردته صحيفة واشنطن بوست، فإن سفر السيدة الأولى هو جزء من عرض قوي لدعم أمريكا للدول الأفريقية، حيث ينمو نفوذ الصين على القارة، وفي وقت تشير فيه المخابرات الأمريكية إلى أن الصين تفكر في تقديم أسلحة لروسيا، وهو تطور قال وزير الخارجية أنطوني بلينكن إنه "مشكلة خطيرة".

من الواضح أن أمريكا تعتبر الصين تهديداً لمصالحها في أفريقيا. تتطلب المصالح الأمريكية الضغط على الأفارقة للاختيار، مثلما ضغطت أمريكا على الدول الأفريقية للتصويت لإدانة الغزو الروسي لأوكرانيا في الأمم المتحدة (امتنعت الصين عن التصويت). ولكن بشكل عام، ستكون الدبلوماسية الأمريكية في أفريقيا أكثر فاعلية عندما لا يتمّ تأطيرها على أنها اقتراح "إما نحن أو هم"، خاصةً ضد الصين. في وقت مبكر من إدارة بايدن، أخبر وزير الخارجية أنطوني بلينكن الحلفاء أن أمريكا لن تتوقع منهم الاختيار بين واشنطن وبكين. وتجدر الإشارة إلى أن الصين تعقد منذ عام 2000 منتدى التعاون الصيني الأفريقي كل ثلاث سنوات كوسيلة لتعزيز مصالحها الدبلوماسية والتجارية. وتعدّ الصين أكبر شريك تجاري ثنائي لأفريقيا، حيث بلغت قيمة التجارة بينهما 254 مليار دولار قبل عامين متجاوزة بأربعة أضعاف التجارة بين أمريكا وأفريقيا. إنّ الصّين هي أكبر مزود مباشر أجنبي؛ ما يقرب من ضعف مستوى الاستثمار الأجنبي المباشر لأمريكا.

فيما يتعلق بتمكين المرأة والشباب وانعدام الأمن الغذائي والديمقراطية، صرحت الدكتورة جيل بوضوح "لقد اعتقدت دائماً أن دعم النساء والشباب في جميع أنحاء العالم أمر بالغ الأهمية لمستقبلنا المشترك، مع التعليم والصحة والتمكين في قلب كل شيء". يُظهر هذا التعليق حالة عالية من السخرية حيث إن القوات الأمريكية ترتكب فظائع ضد النساء في جميع أنحاء العالم تحت اسم استعادة الديمقراطية و"الحرب على الإرهاب" كما هو الحال في أفغانستان والصومال. سياسيون غربيون بما في ذلك أمريكيون قالوا يجب على الدكتورة جيل أن تعترف أولاً بالرأسمالية التي يتبناها ويدافع عنها العالم كله، وقد عزا ذلك إلى اضطهاد المرأة ليس فقط في أفريقيا ولكن في العالم بأسره. لقد عانت النساء والرجال بشدة نتيجة هيمنة الحضارة الغربية الفاسدة.

كينيا وناميبيا وأفريقيا بأكملها قد دُمرت بمعدلات خانقة من الفقر والجوع والأمراض. أدت السياسات التجارية الخاطئة التي دعت إليها أمريكا وأوروبا، مثل السوق الحرة، إلى الكوارث الاقتصادية التي نشهدها في القارة الغنية. والجدير بالذكر أن سياسة بايدن تجاه أفريقيا هي مجرد استمرار للجهود الاستعمارية للسيطرة على البلاد الأفريقية واستغلالها. وتهدف مبادرات أمريكا وأوروبا والصين إلى التستر على عار المبدأ الرأسمالي وليست هي لصالح أفريقيا بل لإلحاق المزيد من الضرر بها. أمريكا ومبدؤها الرأسمالي هما المصدر الرئيس لجميع المشاكل في جميع أنحاء العالم. يتجول أنصارها في العالم بأسره محاولين إخفاء عارهم والكارثة والفشل والقصور في مبدئهم. إن الإسلام هو الفكر الوحيد المطلوب في العالم لضمان كرامة ومكانة المرأة والشباب.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شعبان معلم

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı