أمريكا والغرب يستثمرون في استعمار الشعوب واستعبادها والرعاية الصحية غير مجدية ماليا للمستعمرين!!
أمريكا والغرب يستثمرون في استعمار الشعوب واستعبادها والرعاية الصحية غير مجدية ماليا للمستعمرين!!

الخبر: سجلت الولايات المتحدة وفاة 865 شخصا جراء إصابتهم بفيروس كورونا خلال الساعات 24 الأخيرة، في أعلى حصيلة يومية تسجل في هذا البلد، بحسب ما أعلنت جامعة جونز هوبكنز مساء الثلاثاء. وقال حاكم ولاية كونيتيكت إن المخزون الاستراتيجي الوطني الأمريكي من الإمدادات الطبية "خاوٍ الآن". (فرانس24)

0:00 0:00
Speed:
April 03, 2020

أمريكا والغرب يستثمرون في استعمار الشعوب واستعبادها والرعاية الصحية غير مجدية ماليا للمستعمرين!!

أمريكا والغرب يستثمرون في استعمار الشعوب واستعبادها
والرعاية الصحية غير مجدية ماليا للمستعمرين!!


الخبر:


سجلت الولايات المتحدة وفاة 865 شخصا جراء إصابتهم بفيروس كورونا خلال الساعات 24 الأخيرة، في أعلى حصيلة يومية تسجل في هذا البلد، بحسب ما أعلنت جامعة جونز هوبكنز مساء الثلاثاء. وقال حاكم ولاية كونيتيكت إن المخزون الاستراتيجي الوطني الأمريكي من الإمدادات الطبية "خاوٍ الآن". (فرانس24)


التعليق:


كشفت جائحة كورونا عن حجم الكارثة الإنسانية التي جلبتها الرأسمالية على البشرية من خلال سلوك الدول الرأسمالية الاستعمارية الوحشي على مدى عقود من إهمال رعاية البشر، والتركيز في إنفاق الأموال والثروات على استعمار الشعوب من خلال الحملات العسكرية الكبيرة والإنفاق على المشاريع الاقتصادية والثقافية التي تسهم في استعباد الشعوب لرفد مصانعهم بالثروات والمواد الخام.


جاءت جائحة كورونا على عجل لتكشف عن عمق الاستهتار بحياة البشر، وعدم الاستعداد لرعايتهم الصحية، وعدم وجود الرعاية الحقيقية على قائمة أولويات الساسة في الغرب المستعمر، وتجسد ذلك الاستهتار وتلك النزعة المادية الاستعمارية في خواء المخزون الاستراتيجي الوطني الأمريكي من الإمدادات الطبية وسط عاصفة كورونا، وعدم كفاية أجهزة التنفس والأسرّة اللازمة لعلاج المرضى في المستشفيات في أمريكا وأوروبا ونفاد الكمامات الواقية والمواد اللازمة للتعقيم.


إن هذه الحالة المزرية للنظام الصحي في الدول الغربية دليل على التوجهات المادية البحتة والاستعمارية البغيضة لتلك النظم التي أنفقت الملايين على حروبها، فكان تحريك البارجات الحربية وآلاف الجنود وإطلاق الصواريخ عالية التكلفة في أول أولوياتها. بينما كانت الرعاية الصحية ودعم النظام الصحي محل نقاش سياسي وتجاذب انتخابي دائم؛ ذلك لأن النظام الصحي لا يدرّ دخلا على الأنظمة الغربية الاستعمارية التي تستحوذ عليها العقلية المادية التي لا تقيم وزنا إلا للنفط والثروات، ولا ترى قيمة لحياة البشر ومعاناتهم الصحية والروحية والمعنوية والاقتصادية.


إن استثمار الغرب في الحروب والحملات العسكرية للسيطرة على النفط وغيره من ثروات الشعوب المقهورة تحت نير الاستعمار جعل من الغرب وحكوماته وحشاً رأسماليا لا يرى في الرعاية الصحية وصون حياة البشر وضمان حياة كريمة لهم استثمارا ماديا مجديا.


فاستثمار أمريكا والغرب كان دوما في الاستعمار بأشكاله العسكرية والثقافية من خلال البرامج والاتفاقيات والمناهج التي تفرضها على الشعوب المقهورة بالتعاون مع عملائها من الحكام في بلاد المسلمين وغيرها من البلاد لضمان سيطرتهم من خلال تفكيك المجتمعات وإضعاف مناعتها الثقافية ليسهل استعبادها واستعمار البلاد ونهب الثروات. فاتفاقية سيداو وتغيير المناهج واتفاقيات حقوق الطفل والمرأة ونشر الديمقراطية والعلمانية كدين جديد جاء في ذلك الإطار التنفيذي لخطة المستعمرين للسيطرة على الشعوب وسلبهم سلاحهم الثقافي الذي يحصنهم أمام استعبادهم ونهب ثرواتهم.


إن محاولات أمريكا والغرب المستعمر للتعاطي السريع مع جائحة كورونا وإنفاق الأموال العاجل في محاولة لستر تقصيرها في رعاية شعوبها وفي تحمل مسؤوليتها العالمية عن انتشار الوباء، إن كل تلك المحاولات لن تغطي عورات النظام الرأسمالي الجشع ولن تخفي توجهاته الاستعمارية المتوحشة المادية البحتة المتأصلة في جوهر النظام الرأسمالي الذي تدين به أمريكا والغرب، فكل تلك المحاولات والإجراءات تأتي طارئة ومصطنعة؛ فهي ليست من صميم النظام الرأسمالي الخبيث، فرعاية البشر والعمل على ضمان عيشهم حياة كريمة لائقة ليس من أولويات النظام الرأسمالي الذي لا يرى في رعاية البشر وصون حياتهم أي استثمار مادي مجدٍ أو مردود مادي يستحق الاستثمار الحقيقي فيه، فالحروب والقصف والتدمير ونشر العلمانية واستعباد الشعوب يبقى عند أمركا والغرب هو الاستثمار الحقيقي والمجدي الذي ستستمر فيه أمريكا والغرب المجرم إلى أن تضع لهم الأمة الإسلامية حدا بإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.


إن الأمة الإسلامية ذات الرسالة العالمية العادلة المنبثقة من العقيدة الإسلامية التي جاء بها الوحي من رب العالمين هي الأمة الوحيدة التي تملك نظام رعاية إنسانياً ينظر للإنسان على أنه إنسان ويقدم الحلول الرعوية للبشر من باب المسؤولية عن البشرية، فالنظام الرعوي في الإسلام يرفع من القيم الروحية والإنسانية والأخلاقية ويحافظ على حياة البشر ويرعى مصالحهم رعاية تمكنهم من العيش الكريم، ضمن نظام حكم الخلافة التي تقدم الرعاية لكل رعاياها بغض النظر عن دينهم أو أعراقهم أو ألوانهم، فرعاية الإنسان تقع في جوهر العمل السياسي لدولة الخلافة وتوجهاتها السياسية، فهي ليست دولة جباية ضرائبية وليست دولة استعمارية، بل هي دولة رعاية لرعاياها وللبشرية ودولة ذات رسالة رحمة للعالمين بنشرها للإسلام الذي يُخرج البشرية من ظلمات الرأسمالية إلى نور الإسلام وعدله.


آن للأمة الإسلامية أن تفعّل نظام حكمها العادل، نظام الخلافة على منهاج النبوة لتعيد للأرض نور الإسلام وعدل التشريعات الإسلامية التي تضمن الرعاية الحقيقية للمسلمين وللبشرية جمعاء، آن لأهل القوة وضباط الجيوش وقادتها أن ينقضّوا على عملاء الغرب الذين تسلطوا على رقاب الأمة فيقتلعوهم من فورهم ويقيموا الخلافة الراشدة على منهاج النبوة فقد طال انتظارها وآن أوانها.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
الدكتور مصعب أبو عرقوب
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في الأرض المباركة فلسطين

#كورونا

#Covid19

#Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı