أمريكا وازدواجية المعايير «إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ»
أمريكا وازدواجية المعايير «إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ»

الخبر:   أعلنت واشنطن عن مؤتمر صحفي، حول جرائم الحرب، والجرائم ضد الإنسانية، والتطهير العرقي في السودان، تقدمه سفيرة وزارة الخارجية الأمريكية المتجولة للعدالة الجنائية العالمية بيث فان شاك. وقالت إن السفيرة فان شاك ستناقش القرار الأخير الذي اتخذه وزير الخارجية أنتوني بلينكن، بأن أعضاء القوات المسلحة السودانية، وقوات الدعم السريع، ارتكبوا جرائم حرب، وجرائم ضد الإنسانية، والتطهير العرقي في السودان. ...

0:00 0:00
Speed:
December 18, 2023

أمريكا وازدواجية المعايير «إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ»

أمريكا وازدواجية المعايير

«إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ»

الخبر:

أعلنت واشنطن عن مؤتمر صحفي، حول جرائم الحرب، والجرائم ضد الإنسانية، والتطهير العرقي في السودان، تقدمه سفيرة وزارة الخارجية الأمريكية المتجولة للعدالة الجنائية العالمية بيث فان شاك.

وقالت إن السفيرة فان شاك ستناقش القرار الأخير الذي اتخذه وزير الخارجية أنتوني بلينكن، بأن أعضاء القوات المسلحة السودانية، وقوات الدعم السريع، ارتكبوا جرائم حرب، وجرائم ضد الإنسانية، والتطهير العرقي في السودان.

تقدم السفيرة المشورة لوزير الخارجية وقيادات الوزارة الأخرى بشأن القضايا المتعلقة بالمنع، والرد على الجرائم الفظيعة، بما في ذلك جرائم الحرب والجرائم ضد الإنسانية والإبادة الجماعية.

عملت السفيره أستاذة زائرة في حقوق الإنسان، في كلية الحقوق بجامعة ستانفورد، حيث قامت بالتدريس الدولي للقانون الجنائي، وحقوق الإنسان، والاتجار بالبشر، ومختبر سياسات حول الأدوات القانونية والسياسية، لمنع الأعمال الوحشية، فضلا عن قيامها بإدارة العيادة الدولية لحقوق الإنسان وحل النزاعات في جامعة ستانفورد. (نبض السودان، 13 كانون الأول/ديسمبر ٢٠٢٣م).

التعليق:

وفقا لتقرير في آذار/مارس 2021م، أصدرته مجموعة كود بينك؛ وهي مجموعة أمريكية مناهضة للحرب، فإن الولايات المتحدة وحلفاءها واصلوا قصف دول أخرى على مدار العشرين عاما الماضية، حيث أسقطوا في المتوسط أكثر من 40 قنبلة في اليوم الواحد! ولنا أن نتخيل حجم الدمار والجرائم ضد الإنسانية، والإبادة الجماعية، والتطهير العرقي الذي ارتكبته أمريكا بهذه القنابل!!

إذا كانت هناك ثم قوة، منذ أن وجدت الدول، سعت للهيمنة على العالم وقسر الآخرين وانتهاك القواعد والقيم والأعراف الدولية، من خلال اعتناق ما يسمى بـ"الاستثنائية الأمريكية"، بالإفراط في استخدام معايير مزدوجة مع عدم مراعاة القوانين والقواعد الدولية، فإنها أمريكا بدون منازع، لذلك لا يحق لهذه الدولة الاستعمارية المجرمة أن تتحدث عن جرائم الحرب، وانتهاكات حقوق الإنسان.

إن الولايات المتحدة هي التي تغذي الحروب والنزاعات المسلحة في السودان، وفي العالم، حتى أعيت صفحات التاريخ التي تئن من جرائم أمريكا بهدف السيطرة على العالم، فمنذ نهاية الحرب العالمية الثانية لم تدخر الولايات المتحدة جهدا للسعي وراء الهيمنة على العالم وسخَّرت ما يسمى بالأمم المتحدة، للتدخل في شؤون الدول، ونهبت ثروات كل دولة دخلتها وسيطرت عليها، تحت شعار حماية "الحرية والديمقراطية وحقوق الإنسان ومحاربة الارهاب".

ونجد هذا النوع من الخداع والمكر، أمراً أساسياً في عقلية أي سياسي أمريكي، بل هو نابع من المبدأ الرأسمالي الذي أوجد فكرة الاستعمار، وانطلاقا من مبدأ ترومان المعروف أيضا باسم سياسة الاحتواء، ووصولا إلى السياسات الخارجية للإدارات الأمريكية الحديثة، بما في ذلك استراتيجية باراك أوباما المعروفة باسم "القوة الذكية"، وسياسة "أمريكا أولا" التي أعلنها دونالد ترامب، وخطة "إعادة البناء بشكل أفضل"، التي وضعها جو بايدن الآن، فإن الهدف دائما هو ضمان الهيمنة الأمريكية.

وللحفاظ على هيمنتها انتهكت أمريكا بشكل صارخ مبادئ ميثاق الأمم المتحدة، وأعراف القانون الدولي مرات عديدة، بالاعتماد على قوتها العسكرية، حيث تتدخل في الشؤون الداخلية للدول، وخلقت صراعات في العراق، وأفغانستان، وسوريا، واليمن، والسودان وغيرها...

وقد عملت الولايات المتحدة على تأجيج التوترات في جميع أنحاء العالم، من خلال الإطاحة بالحكومات بالانقلابات العسكرية، باستخدام قادة القوات المسلحة التابعين لها في هذه البلدان، لأن الناس إن تركوا في انتخابات حرة نزيهة، لاختاروا الإسلام، وتجربتا الجزائر ومصر خير مثالين. لذلك انتزعت أمريكا العسكر من يد الاستعمار القديم لتستخدم الحكام العسكر الأكثر بطشا ببني جلدتهم، فحكموا بالحديد والنار. وفي السودان، فإن كل الانقلابات العسكرية خدمت النفوذ الأمريكي منذ جعفر نميري وحتى انقلاب البشير ثم البرهان.

فكيف لأكبر مخرب للقيم الإنسانية والأعراف، ومصدر تزايد عدم اليقين، وعدم الاستقرار في العالم، أن يقيم مؤتمرا عن جرائم الحرب وانتهاكات حقوق الإنسان في السودان، وهو المسؤول الأول عن إشعال الحرب فيه؟! لقد أدت تدخلات الولايات المتحدة إلى جعل السودان الأكثر فوضوية وتعقيدا، مع نزاعات متكررة، وتطهير عرقي، غير مسبوق، ونزوح عدد لا يحصى من اللاجئين، وحقا كما يقول ﷺ: «إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ».

لن يوقف ازدواجية المعايير، والتشدق بالقيم والمثل الذي تتبناه أمريكا إلا دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، تلك الدولة المبدئية التي تطبق شرع رب العالمين الرحمن الرحيم، فهي الدولة الرائدة للبشرية جمعاء.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب) – ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı