عندما تكشف الكُرَةُ عن عنصرية الغرب
عندما تكشف الكُرَةُ عن عنصرية الغرب

أعلن مسعود أوزيل، لاعب المنتخب الألماني، اعتزاله اللعب الدولي، بعد الانتقادات التي نالها مؤخرًا من الجماهير الألمانية. وقال أوزيل في بيان رسمي: "إنه أمر ثقيل على قلبي، ولكن بعد الكثير من التفكير بسبب الأحداث الأخيرة، لن أعود لألعب لألمانيا على المستوى الدولي، حيث أشعر بالعنصرية وعدم الاحترام". وتابع: "حين يعاملني المسؤولون في الاتحاد الألماني بهذه الطريقة، وعدم احترام جذوري التركية وتحويلي إلى دعاية سياسية فهذا يكفي". [وكالة معا]

0:00 0:00
Speed:
July 30, 2018

عندما تكشف الكُرَةُ عن عنصرية الغرب

عندما تكشف الكُرَةُ عن عنصرية الغرب

الخبر:

أعلن مسعود أوزيل، لاعب المنتخب الألماني، اعتزاله اللعب الدولي، بعد الانتقادات التي نالها مؤخرًا من الجماهير الألمانية.

وقال أوزيل في بيان رسمي: "إنه أمر ثقيل على قلبي، ولكن بعد الكثير من التفكير بسبب الأحداث الأخيرة، لن أعود لألعب لألمانيا على المستوى الدولي، حيث أشعر بالعنصرية وعدم الاحترام".

وتابع: "حين يعاملني المسؤولون في الاتحاد الألماني بهذه الطريقة، وعدم احترام جذوري التركية وتحويلي إلى دعاية سياسية فهذا يكفي". [وكالة معا]

التعليق:

أجج حزب البديل الألماني توترا عاما على مواقع التواصل أثناء أداء المنتخب الألماني الفاشل في مونديال روسيا 2018 وذلك بأن نسب الخسارة لمسعود أوزيل ذي الأصول التركية، ولزملائه بويتنج ذي الأصول الغانيّة، وغوندوغان التركي الأصل، وربط هذا الفشل بسياسة الهجرة المفتوحة التي تنتهجها أنجيلا ميركل والتي تؤثر حسب وجهة نظر اليمين على نقاء المجتمع الألماني وصفائه، باعتبار أن مثل هؤلاء اللاعبين لا يجدر أن يمثلوا ألمانيا لأنهم ذوو أصول أجنبية.

ليست المرة الأولى ولن تكون الأخيرة التي يهان فيها أجنبي علانية من سياسيين وإعلام وأحزاب وأفراد، واللافت للنظر أن هذه المرة أصابت أولئك النفر الذين يُعتبرون أنهم قدموا كل أنواع الولاء والانخراط والاندماج في المجتمع الغربي. ومع ذلك يُرفضون ويلفظون، ذلك لأن عقيدة هذا المجتمع لا تقبل الاندماج، مع أنهم حسب وصفهم وسياستهم يسعون له ويطالبون الأجنبي المهاجر بالعمل على الانصهار في المجتمع، إلا أن واقع الحال يدل - ليس في حالة أوزيل فحسب - وإنما في أكثر من ذلك، وفي كل مناسبة على عدم قبول الآخرين لأسباب قومية نازية ليس غير.

أشخاص مثل أوزديمير، زعيم حزب الخضر السابق، أو طارق الوزير - وزير الاقتصاد في ولاية هيسين ـ أو غيرهم، ينسبون إلى أصولهم عند التعريف بهم فالأول تركي والثاني يمني، وهكذا لا يستطيع المجتمع صهرهم في بوتقة ديمقراطيته المزعومة ليظل دائما يذكرهم بأصولهم وبأنهم ليسوا ألمان، ولو أقسموا على دستورهم وخدموهم وتنصلوا من أصولهم لإرضائهم.

خيرا ما فعل اللاعب أوزيل بفضح هذه الهشاشة في مبدئهم، وكشف هذه العداوات المكنونة في صدورهم، وقد لقي تشجيعا من الجاليات الأجنبية في ألمانيا لأنه تحدث علنا عن معاناة خمسة ملايين أجنبي من المقيمين القدامى والمهاجرين الجدد، والذين يُطالَبون بالانصهار في المجتمع عن طريق تدريسهم الحريات واحترام القانون وعدالة القضاء وإلزامهم بالعيش حسب وجهة نظرهم وإكراههم على التخلي عن عاداتهم وتقاليدهم، بعدها يتخلوا عن أصولهم وتاريخهم ووجهة نظرهم عن الحياة.

والحال في فرنسا ليس أفضل، ولو أنهم لم يفوزوا بالكأس لشهدنا ما هو أشد، حيث إن أكثر من نصف اللاعبين هناك من أصول أفريقية.

وصدق الله فيهم حين قال: ﴿وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. يوسف سلامة – ألمانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı