عندما يصبح المنقذون ضحايا
عندما يصبح المنقذون ضحايا

الخبر: قال زعيم حزب BSP، عمران مسعود، يوم السبت في تغريدة نُشرت باللغة الهندية، "أصبحت الدولة غير آمنة للفتيات تحت حكم سي إم يوغي أديتياناث. ففي ميروت، انتحرت طالبة BDS فانيا شيخ بالقفز من الشرفة، بعد أن تحرّش بها زميلها في الصف علانيةً وصفعها للاحتجاج". (مجلة الصحافة الحرة).

0:00 0:00
Speed:
October 28, 2022

عندما يصبح المنقذون ضحايا

عندما يصبح المنقذون ضحايا

(مترجم)

الخبر:

قال زعيم حزب BSP، عمران مسعود، يوم السبت في تغريدة نُشرت باللغة الهندية، "أصبحت الدولة غير آمنة للفتيات تحت حكم سي إم يوغي أديتياناث. ففي ميروت، انتحرت طالبة BDS فانيا شيخ بالقفز من الشرفة، بعد أن تحرّش بها زميلها في الصف علانيةً وصفعها للاحتجاج". (مجلة الصحافة الحرة).

التعليق:

تشير التقارير إلى أن 200 مليون مسلم في الهند يتعرضون للتهديدات المخطط لها والمستهدفة والاعتداء والعنف الجنسي والقتل. هذه الحادثة الأخيرة المفجعة لفانيا شيخ، طالبة علوم الأسنان في السنة الثانية التي واجهت الإساءة والإذلال وأنهت حياتها علانية. لم يكن فعلها مجرد اليأس والغضب، بل كان إعلاناً صريحاً عن الحالة البائسة للمسلمين في الهند. ويمكن رؤية علامات خدش الأظافر الموجودة على وجه المتّهم على وجوه أصحاب السلطة الذين كان بإمكانهم حمايتها. بالنسبة إلى الحكومتين، قد تكون باكستان والهند مجرد جارتين، لكن بالنسبة لشعب باكستان، فإن مسلمي الهند هم إخوة وأخوات تركوا وراءهم.

نشأت باكستان نتيجة لمطالبة الناس بالعيش في ظلّ الإسلام. تم قبول الأرواح التي فُقدت، ويُضحّى بهم ويُخطفون بعيداً والحزن يملأ قلوبهم. انقسمت العائلات، وفُقدت الممتلكات، وتعرضت البنات للاعتداء، وتحمّلت الجماهير جروحاً لا تندمل. لقد سمعنا جميعاً قصص الرعب لنساء قفزن من فوق أسطح منازلهن أو في الآبار لإنقاذ شرفهن. وقُتل أطفال أمام أعين أمهاتهم. ومات الرجال لحماية النساء والأطفال واعتقدوا أنهم كانوا يحمون أجيال المسلمين. ولكن حتى بعد رسم الخطوط استمر التمييز. وتمت مطاردة المسلمين كلما وجدوا في حالة ضعف. في الواقع، تصاعدت لتصبح حركة دولية لإلقاء اللوم على المسلمين عن كل خطأ،  لمجرد كونهم مسلمين.

وهذا يوضح أن الحرب ليست ضدّ المسلمين فقط بل ضدّ عقيدتهم. عندما يزعمون أن المسلمين يشكلون تهديداً لهم، فإنهم في الواقع يعبرون عن خوفهم الداخلي من قوة الإسلام. لم تكن فانيا هي أول فتاة تعاني ولن تكون الأخيرة إذا بقينا نعيش في ظلّ هذا النظام الشيطاني. قال الصحفي الهندي ديريندرا كيه جها "إذا كانت هندو راشترا تعني منح المسلمين مكانة من الدرجة الثانية، فإن الهند قد أصبحت بالفعل كذلك. الآن السؤال هو هل نجعله رسمياً. حتى لو لم يفعلوا ذلك، فقد حدث التغيير".

في الواقع، حلم حزب بهاراتيا جاناتا هو تقليص وجود المسلمين في الهند، ولم يتورعوا عن التصريح بذلك أيضاً. هؤلاء هم المسلمون أنفسهم الذين قاتلوا معهم لطرد الاستعمار البريطاني من شبه القارة الهندية والذين عاشوا معهم سوياً منذ مئات السنين. بدأت الحركة من أجل الحرية دون أي خطة لوطن منفصل لأن المسلمين اعتبروا شبه القارة الهندية بأكملها موطناً لهم. بدأ البريطانيون فكرة الفصل هذه وروجوا لها من أجل السيطرة بشكل أفضل على الناس وجعلهم أيضاً منافسين لبعضهم بعضاً ما يجعل من السهل على البريطانيين السيطرة على كليهما.

إذا نظرنا فقط إلى النساء المسلمات اللواتي عملن من أجل حرية شبه القارة الهندية عندما كان الرجال مسجونين، فسنجد العديد ممن عملوا للتو من أجل التخلص من البريطانيين. أشار غاندي إلى عبادي بانو بيغوم باسم بي أما، على الرغم من حالتها المالية السيئة، من 1917 إلى 1921، تبرعت بمبلغ 10 روبية شهرياً للاحتجاج على قانون الدفاع البريطاني، بعد اعتقال ساروجيني نايدو. عملت بيبي أمتوس سلام مع غاندي وفي 9 شباط/فبراير 1947، ظهر تقرير في "ذي تريبيون" يذكر صومها لمدة 25 يوماً من الاحتجاج باعتباره التدخل الأكثر بروزاً. رفضت بيجوم حضرة محل، زوجة نواب واجد علي شاه، حاكم عوض، قبول أي امتيازات أو علاوات من البريطانيين. قاتلت بيغوم، بمساعدة قائدها رجا جلال سينغ، شركة الهند الشرقية البريطانية ببسالة. سلطت محمدي خانم، بفهمها للأدب، الضوء على تدمير شركة الهند الشرقية للمساجد والمعابد لإفساح المجال للطرق السريعة، والتي كانت بمثابة حافز للانتفاضة. سيدة فكرلهاجيان حسن، شاركت في الكفاح الهندي من أجل الحرية وحثت أطفالها على القيام بذلك أيضاً. كانت هي نفسها طفلة من مهاجرين عراقيين وربت أبناءها ليكونوا مقاتلين من أجل الحرية الذين اكتسبوا سمعة سيئة فيما بعد باسم "الإخوة حيدر أباد حسن".

هذه مجرد أمثلة قليلة لنساء مسلمات شجاعات ودورهن ضد الغزو البريطاني. فكيف نقبل هذا الإذلال والوحشية ضد بنات هؤلاء النسوة الرائعات وكيف نتركهن وحدهن يعانين؟ ماذا فعل بنا 75 عاماً من القومية؟ من قتال الرجال واحتجاج النساء تحولنا إلى آلات للكسب والإنفاق. لقد حولتنا الرأسمالية إلى كائنات تهدف للربح وقصرت أنشطتنا على الإنجازات الشخصية والتقدم والترفيه. كيف نفشل في رؤية بناتنا فتيات مثل فانيا؟ لماذا لا نسير على خطا أمهاتنا ونعمل من أجل شيء مهم بالفعل؟ ندعو إخواننا في القوات المسلحة إلى النهوض وإثبات أنفسهم كمسلمين حقيقيين يعيشون فقط لطاعة أوامر الله سبحانه وتعالى. مهما كانت الصعوبة التي يواجهونها بهذه الطريقة ستقودهم في النهاية إلى الجنة التي هي حلم كل مسلم. فقط إقامة الخلافة ستحل مشاكل الأمة الإسلامية. حتى ذلك الحين لدينا خياران، أن نعاني وننتظر المزيد من المعاناة، أو أن نكافح ونكون الأشخاص الذين أحبهم الله سبحانه وتعالى. إن تأخير وإهمال المسلمين الذين لديهم قوة للمساعدة سيؤدي إلى مزيد من الخسارة لهذه الأمة وسيكونون مسؤولين أمام الله سبحانه وتعالى.

روي عن عبد الله بن عمر، عن الرسول ﷺ قال:‏ «الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ» صحيح البخاري

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı