انقطاع التيار الكهربائي على نطاق واسع في باكستان دليل على الإفلاس التام للنظام
انقطاع التيار الكهربائي على نطاق واسع في باكستان دليل على الإفلاس التام للنظام

الخبر: شهدت أجزاء واسعة من باكستان - بينها العاصمة إسلام آباد ومدينتا لاهور وكراتشي الكبيرتان - انقطاعاً للتيار الكهربائي تسبب بشلل في مرافق حيوية صباح الاثنين، وفق السلطات التي أعلنت لاحقا عودة التيار الكهربائي جزئياً إلى مناطق عدة، وقال وزير الطاقة خوروم داستاغير إن انقطاع الكهرباء كان نتيجة عطل فني في الخط الواصل بين إقليمي السند وبلوشستان، ما تسبب في توقف محطات لإنتاج الكهرباء

0:00 0:00
Speed:
January 25, 2023

انقطاع التيار الكهربائي على نطاق واسع في باكستان دليل على الإفلاس التام للنظام

انقطاع التيار الكهربائي على نطاق واسع في باكستان دليل على الإفلاس التام للنظام

الخبر:

شهدت أجزاء واسعة من باكستان - بينها العاصمة إسلام آباد ومدينتا لاهور وكراتشي الكبيرتان - انقطاعاً للتيار الكهربائي تسبب بشلل في مرافق حيوية صباح الاثنين، وفق السلطات التي أعلنت لاحقا عودة التيار الكهربائي جزئياً إلى مناطق عدة، وقال وزير الطاقة خوروم داستاغير إن انقطاع الكهرباء كان نتيجة عطل فني في الخط الواصل بين إقليمي السند وبلوشستان، ما تسبب في توقف محطات لإنتاج الكهرباء، وتوقف شبكة التوزيع الرئيسية، كما تعطلت خدمات قطارات المترو في لاهور، ثانية أكبر المدن في البلاد، وأضاف وزير الطاقة أن إمدادات الكهرباء بدأت في العودة بشكل جزئي من الشمال إلى الجنوب، بعد نحو 6 ساعات من إبلاغ المصانع والمستشفيات والمدارس بانقطاع التيار الكهربائي.

هذه هي الحادثة الثانية من نوعها في غضون 3 أشهر، حيث حدث آخر انقطاع واسع للتيار الكهربائي في تشرين الأول/أكتوبر، على غرار الانقطاعات المتكررة التي يعاني من وطأتها الشعب الباكستاني الذي يقدر عدد أفراده بنحو 220 مليون نسمة، إلى الشبكة المتقادمة. وقال مسؤول كبير بوزارة الطاقة لوكالة رويترز، رافضا الإفصاح عن اسمه لأنهم غير مخولين بالتحدث لوسائل الإعلام: "ثمّة ضعف أساسي في المنظومة... المولّدات بعيدة جداً عن مراكز الأحمال، وخطوط النقل طويلة للغاية وغير كافية". (الجزيرة نت).

التعليق:

إن هذا الخبر ليس خبراً ساخناً كما يُشعِر بأنه ملتهب! فحالة انقطاع التيار الكهربائي في باكستان ليست خبراً عاجلاً وليست بخبرٍ أصلاً، فهو ظرف حياتي فيها، وبات لدى الناس وأصحاب المحال التجارية والمصانع جدولٌ يوميّ معروف عن مواعيد انقطاع التيار الكهربائي، وهو في أغلب الأحيان ساعة بساعة، حيث تصل الكهرباء ساعة وتنقطع ساعة على مدار اليوم والليلة، وهذا في المدن الرئيسية وعلى المصانع المشتغلة، أما المناطق الريفية - والتي تشكل المنطقة الأوسع من باكستان - فلا تصلها الكهرباء إلا أحيانا، بل لا تصل إلى كثير منها بتاتاً. لكن الجديد هو انقطاع التيار الكهربائي وتعطل شبكات الإنترنت ومختلف المرافق الحيوية في البلاد (ومنها المستشفيات، والمصانع، وغيرها)، وذلك للإفلاس التامّ للنظام السياسي في باكستان.

إن باكستان ليست بلداً فقيراً بالموارد - ومنها موارد الطاقة - ففيها مختلف الموارد التي تكفي لإنتاج الكهرباء بما يغطي حاجة البلد ويزيد. إن موقع باكستان الجغرافي يجعلها تنقسم جغرافياً إلى ثلاث مناطق؛ شمال ووسط وجنوب، ففي الشمال مرتفعات يمكن إنتاج الطاقة الكهربائية فيها باستغلال قوة الرياح، وفي الوسط والجنوب الشمس الساطعة على مدار اليوم والأنهار وشطآن البحار، هذا إضافة إلى وفرة الفحم والغاز، ولكن حال باكستان في ظل هذا النظام الفاشل كحال العِيْسِ في البيداء يقتلها الظَّمأ والماءُ فوق ظهورِها محمول!

احتفلت ألمانيا بمرور 38 عاماً بدون أي انقطاع للكهرباء، وهو احتفال استحقته الدولة التي أصبحت منذ عام 2010م من أكبر الدول المصدِّرة للكهرباء في العالم، وألمانيا هذه لا تسطع الشمس فيها بما يكفي لإنتاج طاقة كهربائية، فهي تعتمد على مصادر الطاقة المستوردة من الخارج، وخصوصاً من روسيا، ومع ذلك أصبحت أكبر مصدِّر للطاقة بعد اكتفائها الذاتي، وهي دولة صناعية، والطاقة هي عمود الصناعة. لكن الفرق بين ألمانيا الفقيرة بالطاقة وباكستان الغنية بها هو أن في ألمانيا حكاماً عندهم شيءٌ من المسؤولية، ويتنافسون على رعاية شؤون الناس، بينما حكام باكستان مسلَّطون على البلد وأهلها، يتنافسون على المناصب ونهب البلاد وسلب مواردها لتصديرها مواد خام للسيّد الغربي، أو إبقائها مدفونة في باطن الأرض، أو منع أي شخص يريد أن ينتج حاجته من الطاقة بمختلف السبل. ففي الوقت الذي كان فيه الظلام دامساً في عموم باكستان كان الحكام الرويبضات يتنافسون على مناصب الحكم ويتابعون تنصيب حاكم جديد للبنجاب! هذا هو همهم، وليس حال البلد الذي أصبح كحال العصور الحجرية، قاتلهم الله أنّى يؤفكون.

لقد بات هناك ألف سبب يدفع أي مخلص وواعٍ في البلاد إلى العمل الجادّ لكنس المنظومة السياسية في باكستان، حكاماً ونظامَ حكم ووسطاً سياسيّاً، وقد آن الأوان لكل المخلصين في الجيش الباكستاني لإعطاء النصرة لحزب التحرير لإقامة الخلافة على منهاج النبوة على أنقاض هذا النظام المفلس والفاشل، ولم يعد هناك عُذر لأي ضابط للسكوت عن هذا الواقع السيئ الذي أوصل البلاد إلى هذا التردي.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ * وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı