أنت لا تصنع التاريخ فحسب، بل تتعلم منه أيضاً
أنت لا تصنع التاريخ فحسب، بل تتعلم منه أيضاً

 تسبّبت الغارات الجوّية التي شنتها طائرات القوّات الجوية الباكستانية داخل أفغانستان هذا الأسبوع في إثارة قلق عميق في المنطقة بأكملها. وتوترت العلاقات الثنائية قبل الهجمات على إقليمي خوست وبكتيكا الشرقيين، لكن بُعداً جديداً أضيف إلى العلاقات المتدهورة بين الجارتين الآن. (أخبار العرب)

0:00 0:00
Speed:
March 28, 2024

أنت لا تصنع التاريخ فحسب، بل تتعلم منه أيضاً

أنت لا تصنع التاريخ فحسب، بل تتعلم منه أيضاً

(مترجم)

الخبر:

 تسبّبت الغارات الجوّية التي شنتها طائرات القوّات الجوية الباكستانية داخل أفغانستان هذا الأسبوع في إثارة قلق عميق في المنطقة بأكملها. وتوترت العلاقات الثنائية قبل الهجمات على إقليمي خوست وبكتيكا الشرقيين، لكن بُعداً جديداً أضيف إلى العلاقات المتدهورة بين الجارتين الآن. (أخبار العرب)

التعليق:

إنّ العلاقة الحالية بين البلاد الإسلامية في جنوب آسيا لا يمكن وصفها بالودّية أو المحاباة، في الواقع هناك الكثير من الجشع والجهد الغربي في الفصل بين مسلمي أفغانستان وشبه القارة الهندية. شعر المسلمون في هذه المنطقة بعضهم ببعض وأقروا بواجبهم باعتبارهم مسلمين. أحمد شاه العبدلي، أول حاكم لأفغانستان، ولد في ملتان وكانت له علاقات مع شعوب شبه القارة الهندية وكان تلميذاً لعالم هندي. كان مسلمو شبه القارة الهندية يعتبرون الأفغان إخوانهم، وكانت الرغبة الأولية للجميع هي التعامل مع البريطانيين. لقد عرف البريطانيون أن الطريقة الوحيدة لبقائهم هي تقسيم المسلمين إلى قبائل وأعراق وأمم. وهذا هو الانقسام نفسه الذي كان على الإسلام أن يتعامل معه في مكة، وإزالته هي التي جلبت العظمة للدولة الإسلامية. والمفارقة هي أنّ أعداء الإسلام استخدموا نفس سلاح الفُرقة لإسقاط الدولة.

ثلاث من الدول الكبرى في جنوب آسيا؛ باكستان وأفغانستان وإيران، تعتبر الإسلام دين الدولة ولكنها لا تعمل أو تحكم لصالح شعوبها الإسلامية. وتبقى مصلحتهم ضمن الحدود التي وضعها المستعمرون. إنّ الغزو البريطاني الخفي من خلال التجارة ومن ثم تطبيق أساليب مختلفة للاحتلال في مناطق مختلفة، وفقاً لقدراتهم وردّ فعل السكان الأصليين، لم يغير الديناميكيات الجغرافية لهذه المنطقة فحسب، بل غيّر الأفكار أيضاً. في الفترة المبكرة من الغزو البريطاني، تمّ رسم الخطوط واختيار الأجزاء وتوزيعها، وبالتالي تغير السبب الشائع لطرد المحتل من أراضيهم إلى من يؤمّن الجزء الأكبر أو يبرم صفقة أفضل، مع وجود عدد قليل فقط ما زالوا يقاومون ويحتجون على هذا التقسيم.

ويعدّ خط دوراند أحد الأمثلة على ذلك، حيث رسمه البريطانيون وتركوه، واحتفظت به حكومات باكستان. تمّ رسم الخطّ المذكور لحماية المصالح البريطانية ضدّ روسيا. اليوم، إذا كنا نبني سياجاً على الخط نفسه، فمن الذي نخدم مصالحه؟

شنت باكستان مؤخراً غارة جوية داخل أفغانستان استهدفت مخابئ (الإرهابيين) وقتلت ثمانية مدنيين؛ خمس نساء وثلاثة أطفال. وكان ذلك رداً على الهجمات (الإرهابية) التي نُفذت في مناطق مختلفة من باكستان. هناك تفسيرات متعددة لوجود حركة طالبان، لكن العلاقة التي أقامتها الحكومة الباكستانية تستند إلى العرق.

هذه القدرة التي يتمتع بها الأفغان جعلت من المستحيل على القوى العالمية السيطرة الكاملة عليها. ومهما كانت الأهداف التي يحددونها الآن، فإنه يتمّ تنسيقها بعناية شديدة من خلال مساعدة ومشاركة الهند وباكستان.

شهدت فترة الثمانينات من القرن الماضي هندسة وكالة المخابرات المركزية لأكبر عملية سرية في تاريخها لهزيمة الجيش السوفييتي في أفغانستان، والتي كانت تعمل من ملاذ آمن في باكستان. ربما تكون حركة طالبان قد لعبت دوراً لسنوات عديدة، لكن بالتأكيد لا يبدو أنها ترغب في أن تكون وكيلا لباكستان إلى الأبد، لكن يجب عليها أن ترى من تقاتل من أجله. إنّ المسلمين في جميع أنحاء العالم لديهم قدرات تحتاج إلى الوحدة، وهو ما سيولد قوة يخشاها الغرب أكثر من غيرها.

يحتوي القرآن على آيات كثيرة، منها على سبيل المثال: سورة آل عمران الآيات 105-107؛ سورة الحجرات الآية 10؛ سورة الأنعام الآيات 153 و159؛ وفي سورة الروم الآيات 31-32. كل هذه الآيات وغيرها الكثير في القرآن تحرّم تقسيم المجتمع المسلم أو انقسامه. وقد وضح رسول الله ﷺ ذلك في آخر خطبة له «فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا».

حتى لو رأى المسلم أن الرأي الذي يتبناه أو يمارسه مسلم آخر غير شرعي، ولا يقع ضمن الاختلاف الصحيح في الرأي الإسلامي، فإن طريقة التعامل مع ذلك هي من خلال النّصح والحوار - وبالتأكيد ليس من خلال العنف أو القتل، فإن ذلك حرام، لأن النبي ﷺ يقول: «سِبَابُ الْمُسْلِمِ فُسُوقٌ، وَقِتَالُهُ كُفْرٌ» صحيح مسلم

إنّ الأمة الإسلامية بحاجة إلى الاعتراف بحتمية عودة الإسلام كنظام، في ظلّ خليفة عادل، والذي سيكون القوة الملزمة للمسلمين على اختلاف ألوانهم ومذاهبهم. وحتى ذلك الحين فإن واجبنا أن نشير إلى كل عنصر يضعف الأخوة الإسلامية.

عن أنس بن مالك أن رسول الله ﷺ قال: «لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَاناً وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ» سنن أبي داوود

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı