انتهاكات حقوق الإنسان في مصر مثال على نفاق المنظومة الدولية
انتهاكات حقوق الإنسان في مصر مثال على نفاق المنظومة الدولية

الخبر: ذكرت الجزيرة نت على موقعها الإلكتروني يوم الأربعاء الموافق 2016/9/21 خبراً بعنوان: "ووتش وأمينستي: مصر تعمل على إنهاء العمل الحقوقي". وجاء فيه: "اتهمت منظمتا هيومن رايتس ووتش والعفو الدولية السلطات المصرية بالدفع بقوة نحو القضاء على أبرز المدافعين المستقلين عن حقوق الإنسان في البلاد، وذلك بعد التحفظ على أموال ثلاث منظمات حقوقية وخمسة ناشطين حقوقيين".

0:00 0:00
Speed:
September 24, 2016

انتهاكات حقوق الإنسان في مصر مثال على نفاق المنظومة الدولية

انتهاكات حقوق الإنسان في مصر مثال على نفاق المنظومة الدولية

الخبر:

ذكرت الجزيرة نت على موقعها الإلكتروني يوم الأربعاء الموافق 2016/9/21 خبراً بعنوان: "ووتش وأمينستي: مصر تعمل على إنهاء العمل الحقوقي". وجاء فيه: "اتهمت منظمتا هيومن رايتس ووتش والعفو الدولية السلطات المصرية بالدفع بقوة نحو القضاء على أبرز المدافعين المستقلين عن حقوق الإنسان في البلاد، وذلك بعد التحفظ على أموال ثلاث منظمات حقوقية وخمسة ناشطين حقوقيين".

التعليق:

اشتهر جهاز أمن الدولة المصري عبر تاريخه الطويل بوجود عمليات تعذيب ممنهجة تتم في داخله، ووحشية جهاز المخابرات المصري معروفة في أنحاء العالم كافة، لتجعل عناصر من CIA FBI، تهددان معتقلي غوانتنامو بإرسالهم إلى مصر للإدلاء باعترافات تريدها منهم هذه الأجهزة، بعد عجزهم عن انتزاعها في المعتقل سيئ الصيت سالف الذكر، كما ورد على لسان معظم بيغ أحد المعتقلين السابقين في كتابه الذي وثق فيه اعتقاله عام 2008.

ولا تزال هذه السمعة عن وحشية الأجهزة الأمنية المصرية تضرب جذورها بقوة، وتستمر معاناة أهل مصر وغيرهم من المسلمين المتضررين من النظام المصري الذي لا يجد غضاضة في تعذيب المعتقلين السياسيين واعتقال أي معارض للنظام على الشبهة دون أي دليل أو حتى وفق الإجراءات القانونية. فعلى سبيل المثال وثقت "التنسيقية المصرية للحقوق والحريات" 1001 حالة اختفاء قسري خلال النصف الأول من العام الجاري، بمعدل خمس حالات يوميا. حيث يقوم عملاء من وكالة الأمن القومي (NSA) باختطاف أبناء الأمّة ويخفونهم في زنازين التعذيب ليظهروا بعدها أمام المدّعي العام باعترافات مفروضة عليهم تؤدي بهم إلى أحكام طويلة في السجن أو حتّى الإعدام، كما تعرض أطفال في الرابعة عشرة من عمرهم للتعذيب والاختطاف بعد أن اختفوا في أقبية الأمن الوطني العفنة إلى جانب البالغين في الوقت الذي تسعى فيه الأمهات المسكينات لمعرفة أماكن أبنائهن وظروفهم.

يحدث كل هذا الانتهاك الصارخ لأدنى معايير الكرامة الإنسانية في مصر دون أي تدخل دولي لوقف هذه الانتهاكات رغم علم (المجتمع الدولي) بها، بل إن وكلاء أجهزة المخابرات العالمية كالسي آي إيه وغيرها يهددون بإرسال من يصعب عليهم انتزاع المعلومات منه بإرسالهم إلى مصر، دون أي خجل يُذكر. أما منظمات حقوق الإنسان العالمية فهي تستمر بموقفها المنافق مما يحدث للمسلمين من انتهاكات مخالفة للقانون الدولي لحقوق الإنسان، فتلتزم الصمت بحجة أنها منظمات حيادية، ولو كان المتأذي ذا جنسية أمريكية أو بريطانية لرأينا موقفاً مخالفاً لما هي عليه.

إن الويلات التي تعاني منها الأمة الإسلامية بل والبشرية جمعاء في ظل النظام الرأسمالي، من انتهاك للكرامة الإنسانية وإذلال وقمع كبيرين، لن تتوقف ما دامت البشرية ترزح تحت ظل هذا النظام المتعفن الذي لم ينتج خلال عشرات السنين سوى المهانة وسفك الدماء ونهب ثروات الضعفاء من الأقوياء بحجة تحريرهم من التخلف والجهل، اللذين كانا من منتجات هذا النظام الوضعي، في مفارقة هي الأعجب عبر التاريخ. فالعفو الدولية وحقوق الإنسان العالمية لا شك تعلمان بالأرقام المهولة التي توثق الانتهاكات التي تقوم بها أمريكا وبريطانيا وفرنسا بحق المسلمين في العراق وأفغانستان والشيشان ومصر وسوريا وغيرها من البلدان، لكنها تلتزم الصمت. وهي تعلم لا شك بحجم الثروات التي تم نهبها في تلك البلدان على يد من جاؤوا لتحرير دول العالم الثالث!

في ظل النظام الرأسمالي تدَّعي الدول الكبرى محاربة (الإرهاب)، تضخم بعبع الإرهابيين وتحارب المسلمين تحت هذا الغطاء بينما هي التي تصنع كبار الإرهابيين وتحميهم. وتقف منظمات "حقوق الإنسان" موقف المتفرج أمام انتهاك حقوق البسطاء والضعفاء من قبل الطغمة الفاسدة التي صنعها النظام الدولي لأجل حماية مصالحه. إن العلة في النظام الدولي بالدرجة الأولى: قيمه ومفاهيمه وقاعدته الفكرية قبل أن تكون في رويبضات العالم الإسلامي أو الدول التي ترعى المبدأ.

فمن أراد الخلاص لا بدَّ أن ينعتق من هذا النظام ويلفظه ويسعى لتغييره تغييراً جذرياً، لا أن يسعى باكياً لمنظمات ولدت من رحم هذا المبدأ المتعفن وتقوم بتثبيت أركانه والاحتكام لقيمه وصرف الأنظار عن عيوبه ورتق ثوبه البالي! ولا بدَّ أن تتجاوز الثورة للتغيير مجرد شخوص يحتاجهم النظام الدولي رداءً أحمر يلوح به للأمة كلما ثارت في وجهه، كالثور في ساحة كوريدا، فيهجم على الرداء متناسياً من خلفه، وغافلاً عن السهام في يمناه يريد طعنه بها، والغنائم في يسراه بعد قتله! أجل إن حكام مصر وغيرهم من حكام العالم الإسلامي مجرد فزاعة تُشهرها الدول الكبرى في وجه الأمة كلما هبَّت لأجل التغيير، ولا يخفى أنه كلما زادت سخونة الأحداث السياسية في مصر مثلاً، زادت حدة الانتهاكات التي يمارسها جهاز الأمن بحق أهل مصر. فلا سبيل عبر ذلك إلا بالصبر على الأذى وتوحيد الجهود والثبات على الغاية الكبرى والقضية الأساسية للأمة بإزالة هذه الأنظمة بشكل جذري واستبدال نظام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بها.

فيا أهل مصر: إن الخرق قد اتسع على الراقع، وقد انكسر الباب إلا قليلاً. فاثبتوا وصابروا على مرضاة الله، واستأنفوا العمل مع العاملين لخلاصكم الحقيقي ولا تنخدعوا بالدعوات الممجوجة للإصلاح فإن الجسم الهرم لا تبرأ له علة حتى تستيقظ أخرى إلى أن يوضع على شفير القبر! فهلموا لما فيه عزكم في الدنيا والآخرة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم بيان جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı