انتخابات مجالس المقاطعات لعام 2016 في بنغلادش: خطوة أخرى نحو استبداد حسينة باسم الديمقراطية
انتخابات مجالس المقاطعات لعام 2016 في بنغلادش: خطوة أخرى نحو استبداد حسينة باسم الديمقراطية

الخبر: جرت انتخابات المجالس البلدية في بنغلادش في 28 من كانون الأول/ ديسمبر 2016، وكان من المقرر أن يذهب إلى صناديق الاقتراع 61 مقاطعة، لكن أحزاب المعارضة الرئيسية اعترضتها، فكان المرشحون من الحزب الحاكم (حزب رابطة عوامي) فقط. وعلى الرغم من أن اثنين من المتسابقين من منطقتين كان قد تم انتخابهما بالتزكية، فقد تم اختيار اثنين وعشرين مرشحًا من "حزب رابطة عوامي" رؤساء هم من التابعين للمرشحين بالتزكية أيضًا. وعلى الرغم من أنه تم الإبلاغ عن حوادث انتهاك لقانون الانتخابات، والإكراه، ودفع رِشاً علنًا في العديد من المناطق، ولكن لجنة الانتخابات أكدت أن الانتخابات كانت حرة ونزيهة، وأنها إحدى الانتخابات المثالية.

0:00 0:00
Speed:
January 04, 2017

انتخابات مجالس المقاطعات لعام 2016 في بنغلادش: خطوة أخرى نحو استبداد حسينة باسم الديمقراطية

انتخابات مجالس المقاطعات لعام 2016 في بنغلادش:

خطوة أخرى نحو استبداد حسينة باسم الديمقراطية

الخبر:

جرت انتخابات المجالس البلدية في بنغلادش في 28 من كانون الأول/ ديسمبر 2016، وكان من المقرر أن يذهب إلى صناديق الاقتراع 61 مقاطعة، لكن أحزاب المعارضة الرئيسية اعترضتها، فكان المرشحون من الحزب الحاكم (حزب رابطة عوامي) فقط. وعلى الرغم من أن اثنين من المتسابقين من منطقتين كان قد تم انتخابهما بالتزكية، فقد تم اختيار اثنين وعشرين مرشحًا من "حزب رابطة عوامي" رؤساء هم من التابعين للمرشحين بالتزكية أيضًا. وعلى الرغم من أنه تم الإبلاغ عن حوادث انتهاك لقانون الانتخابات، والإكراه، ودفع رِشاً علنًا في العديد من المناطق، ولكن لجنة الانتخابات أكدت أن الانتخابات كانت حرة ونزيهة، وأنها إحدى الانتخابات المثالية.

التعليق:

تم تصوير سعي الحكومة لإحياء مجالس البلدية النائمة لأكثر من 130 عامًا من خلال انتخاب أعضائها شيئًا تاريخيًا ومن شأنه تعزيز الديمقراطية في بنغلادش. لم يصوت الشعب في انتخاب أعضاء المجالس، ولكن موظفي مجالس النقابات والبلديات والشركات المدنية هم الذين صوتوا لممثلين عن الحكومة المحلية للمنطقة. لقد لاحظنا في وقت مبكر من هذا العام أن الطريقة التي استطاع فيها حزب رابطة عوامي انتزاع النصر في مجالس النقابات المحلية وانتخابات المجالس هي من خلال العنف الجماعي والقوة المادية التي راح ضحيتها المئات من القتلى. بالتالي، لا يمكن الادعاء بأن هذه الانتخابات للمجالس المحلية حرة ونزيهة على الإطلاق، فالناخبون قد انتُخبوا في وقت سابق من خلال الجرائم الجماعية ومخالفة القوانين الانتخابية، ومن خلال هذه الانتخابات، فقد تم انتخاب مجموعة من السياسيين سيئي السمعة ممن يسعون لتأمين مصالحهم الشخصية.

بعض المثقفين المضبوعين أشادوا بهذه الانتخابات، ظانين أنها ستُوجد مجالًا أكبر للمساءلة، وسوف تزيد من ترسيخ الديمقراطية على المستوى الشعبي! لكن السؤال الذي يطرح هنا: من سيحاسب من، وجميعهم في الفساد شرق؟! الحقيقة هي أن حسينة ليست لديها أية نية لإقرار مبدأ المحاسبة في أي من المؤسسات في البلد، فهي تخشى أي صوت يحاسبها منذ توليها السلطة في عام 2008، وقد حظرت بطريقة غير شرعية الحزب السياسي المخلص حزب التحرير، وحرصت على اضطهاد أعضائه لغاية اليوم؛ لأنهم دائمًا يكشفون للأمة الأفعال الشنيعة التي تقوم بها حسينة ونظامها من خلال الكلام والأعمال السلمية، هذه الحكومة المستبدة لا يوجد في قاموسها مصطلح المحاسبة، فهي تحكم البلاد من خلال الخوف والترهيب، وبلطجيتها يسعون باستمرار للاعتقال غير القانوني والسجن والاختطاف والقتل لضمان بقاء هذه الأجواء من الخوف وترويع الناس؛ حتى لا ترتفع أصواتهم ضد الاستبداد، فحسينة تسعى لسلطة مطلقة من خلال التمكين لحزب عوامي، وتريد الهيمنة على البلاد بأية وسيلة كانت، والهدف الرئيسي من انتخابات المجالس المحلية هذه هو التمكين للبلطجة السياسية المحلية بقيادة حسينة من قمع أية اضطرابات في المستقبل ضدها بسبب حكمها الظالم.

نقطة أخرى تحتاج إلى تذكير، وهي أن قادة حزب رابطة عوامي المحليين ومؤيديهم ليست لديهم قناعة إيديولوجية بالحزب، بل رابطهم مع الحزب هو فقط لتأمين مصالحهم الشخصية لجني الثروات، وبينما تستخدم حسينة البلطجة السياسية المحلية لإخضاع الناس الشامل، تقوم بتعويضهم عن طريق الفوائد المالية والمناصب الإدارية في الحكومة، ومن أجل استيعاب العديد من قادة عوامي الجشعين، تفرض حسينة إيجاد المزيد من الوظائف العامة لمثيري الشغب لها، وبعد توليها السلطة من خلال الانتخابات المزورة في الخامس من كانون الثاني/ يناير 2014، قالت إنها الآن يائسة وتحاول استيعاب أكبر عدد من قادة حزب رابطة عوامي المحليين في المواقف المختلفة للحكومات المحلية، والمجالس البلدية هي إحدى هذه المشاريع البشعة لحسينة لاستيعاب وإعادة تأهيل العصابات المحلية التابعة لها من غير الراضين.

إن الناس بحاجة إلى إدراك أن هذه الانتخابات لا يمكن أن تكون لصالحهم، فالحكم المحلي في البلاد مرتبط بشكل كلي بنظام الحكم، ويستند على الفكر السياسي والفلسفة نفسها. إن النظام الديمقراطي الرأسمالي العلماني في بنغلادش هو سبب وجود النخبوية والسياسة الأنانية التي تنتج السياسيين الجشعين، والسياسة هي مجرد وسيلة لتجارة مربحة بالنسبة لهم، فالانتخابات مجال للاستثمار الجيد لجني أرباح من خلال نهب المال العام، وأعضاء المجالس البلدية التابعون للنظام الديمقراطي العلماني لن يقوموا بأي تغيير ما لم يتم اقتلاع النظام الديمقراطي العلماني الفاسد واستبدال نظام الحكم العادل به، وهو الخلافة على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شيراز الإسلام

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı