انزعاج النظام في تركيا من الخلافة
انزعاج النظام في تركيا من الخلافة

الخبر: بمناسبة الذكرى المئوية لهدم الخلافة، تم اعتقال ما مجموعه 7 أشخاص بعد مقطع فيديو تم تصويره في إسطنبول في بداية شباط/فبراير وفي بيلجيك قبل يومين بعنوان "مائة عام تكفي بدون الخلافة "على وسائل التواصل الإلكتروني. بعد مقطع الفيديو الذي صوروه في بيلجيك، تم احتجازهم في منازلهم في بورصة، بالإضافة هذه المرة، تم اعتقال 4 من 5 نساء قمن بتصوير مقاطع فيديو في منطقة عمورية في أفيون قره، من منازلهن في أنقرة في الصباح.

0:00 0:00
Speed:
February 26, 2021

انزعاج النظام في تركيا من الخلافة

انزعاج النظام في تركيا من الخلافة


الخبر:


بمناسبة الذكرى المئوية لهدم الخلافة، تم اعتقال ما مجموعه 7 أشخاص بعد مقطع فيديو تم تصويره في إسطنبول في بداية شباط/فبراير وفي بيلجيك قبل يومين بعنوان "مائة عام تكفي بدون الخلافة "على وسائل التواصل الإلكتروني.


بعد مقطع الفيديو الذي صوروه في بيلجيك، تم احتجازهم في منازلهم في بورصة، بالإضافة هذه المرة، تم اعتقال 4 من 5 نساء قمن بتصوير مقاطع فيديو في منطقة عمورية في أفيون قره، من منازلهن في أنقرة في الصباح.


في البيان المكتوب الذي أدلته مجلة التغيير الجذري حول هذا الموضوع، قالت: "هذه المرة تم اضطهاد 4 أخوات مسلمات إحداهن في سن 16 سنة، اللواتي صورن مقطع فيديو في عمورية. هذا الصباح، مزينة سفينج، خديجة يلدز، زهرة ياوزكان، صالحة يلديز البالغة من العمر 16 عاماً، واللاتي تم اعتقالهن من منازلهن، على وشك أن يتم نقلهن إلى الوحدات المعنية. هذا الاعتقال مشابه جداً لممارسات 28 شباط/فبراير، فقط لأخواتنا اللاتي صورن مقطع فيديو لإنقاذ المسلمات من الذل وإقامة الخلافة". (مجلة التغيير الجذري)

التعليق:


في رجب 1342 هجري، 1924 ميلادي بعد هدم دولة الخلافة نتيجة التعاون بين الخونة من العرب والأتراك مع الغرب الكافر، اختفى السند الحقيقي للمسلمين وأصبح المسلمون موائد يتكالب عليها الكفار الغربيون وجشعهم مع العملاء المحليين. وبناءً على ذلك، طرح الغرب العديد من الأفكار المبتكرة التي يستحيل تطبيقها عملياً للتستر على هذه القذارات التي ارتكبت ضد الإسلام والمسلمين وتشويه فهم المسلمين الخالص للإسلام. وكانت إحدى هذه الأفكار هراءهم عن النساء.


على سبيل المثال: في شهر أيلول من العام 1791، كتب الكاتب الفرنسي أولمب دي غوس من أجل إصدار قرار في مجلس الشعب الفرنسي عن حقوق المرأة تضمنت المواد التالية:


المادة الأولى: تولد المرأة حرة، وهي متساوية مع الرجل في الحقوق.


المادة الثانية: كل مؤسسة سياسية هدفها الرئيسي حماية حقوق المرأة والرجل وهذه الحقوق هي الحرية وحق الملكية والأمان تحديدا.


المادة 11: ومن أهم المواد صيانة حرية التفكير والتعبير عند المرأة.


المادة 12: الأخذ بعين الاعتبار المحافظة والمدافعة عن حقوق المرأة.


بالتالي بعد كسر درع المسلمين وهدم خلافتهم بدأ الغرب الكافر يتفنن في وضع التشريعات الجديدة التي تخص المرأة.


وبالطبع فإن الجمهورية العلمانية التركية تبنت هذه القوانين والتشريعات حول حقوق المرأة، وبالطبع هذه التشريعات لم تطبق على كافة النساء بل فقط على النساء اللاتي تبنين الفكر الغربي أما النساء اللاتي يتمسكن بعقيدتهن الإسلامية السليمة فلم تطبق عليهن هذه التشريعات، وأكبر مثال على ذلك هو اعتقال أربع نساء مسلمات صادقات لأنهن كن يطالبن بإعادة دولة الخلافة.


لقد اعتدنا على هذه الأفعال من الغرب الكافر وأذنابه العملاء حكام المسلمين، لأن القذارة التي نشروها في العالم لم تمس المسلمين فقط وإنما كافة شعوب العالم، وأصبحت قذارتهم ونتانتهم واضحة وجلية، ولكن ما جعلنا نستغرب هو الموقف الضعيف للجمعيات الدينية والأوقاف وغيرها، غير المكترث لهذه الاعتقالات.


يا شعب تركيا المسلم، يا أصحاب العقول الشديدة والسليمة أناشدكم يا أصحاب الجمعيات والأوقاف الدينية:


ألستم من أمة محمد ﷺ الذي نفى بني قنيقاع من المدينة بسبب تحرش صائغ يهودي بامرأة مسلمة؟!


ألستم أحفاد الخليفة المعتصم الذي جهز جيشاً عرمرما للانتقام من الروم بعد أن استنجدت به امرأة مسلمة؟!


هيا أثبتوا انتماءكم لهذه الأمة العظيمة ولهذا النبي العظيم، أثبتوا أنكم من أحفاد المعتصم ولبوا نداء الواجب واعملوا على إقامة الخلافة على منهاج النبوة التي فيها خلاص أخواتنا من الأسر وأمتنا من كل هذه القذارات ويكفينا مئة عام من دون خلافة.

#MüslümanBacılarGözaltında
#HilafetİstemekSuçDeğildir
#أقيموا_الخلافة
#ReturnTheKhilafah
#YenidenHilafet
#خلافت_کو_قائم_کرو

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
رمضان أبو فرقان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı