أرض فلسطين بحاجة إلى جحافل التحرير وليس إلى قرارات إدانة تحافظ على كيان يهود
أرض فلسطين بحاجة إلى جحافل التحرير وليس إلى قرارات إدانة تحافظ على كيان يهود

الخبر: صوّت مجلس الأمن الدولي، يوم الجمعة، بأغلبية ساحقة، على قرار يدعو لوقف استيطان كيان يهود، ووافق 14 من أعضاء المجلس على القرار، فيما امتنعت الولايات المتحدة الأمريكية عن التصويت، وانتقد سفير كيان يهود في الأمم المتحدة امتناع أمريكا عن التصويت، فيما أكد الناطق الرسمي باسم رئاسة السلطة، نبيل أبو ردينة، أن "قرار مجلس الأمن صفعة كبيرة للسياسة "الإسرائيلية" وإدانة بإجماع دولي كامل للاستيطان ودعم قوي لحل الدولتين". وثمنت حركة "حماس" القرار، فيما عدته حركة "الجهاد الإسلامي"، "انتصارا لعدالة القضية الفلسطينية"، واعتبر مكتب رئيس كيان الاحتلال بنيامين نتنياهو أن "إسرائيل لن تمتثل لقرار مجلس الأمن بشأن الاستيطان".

0:00 0:00
Speed:
December 25, 2016

أرض فلسطين بحاجة إلى جحافل التحرير وليس إلى قرارات إدانة تحافظ على كيان يهود

أرض فلسطين بحاجة إلى جحافل التحرير

وليس إلى قرارات إدانة تحافظ على كيان يهود

الخبر:

صوّت مجلس الأمن الدولي، يوم الجمعة، بأغلبية ساحقة، على قرار يدعو لوقف استيطان كيان يهود، ووافق 14 من أعضاء المجلس على القرار، فيما امتنعت الولايات المتحدة الأمريكية عن التصويت، وانتقد سفير كيان يهود في الأمم المتحدة امتناع أمريكا عن التصويت، فيما أكد الناطق الرسمي باسم رئاسة السلطة، نبيل أبو ردينة، أن "قرار مجلس الأمن صفعة كبيرة للسياسة "الإسرائيلية" وإدانة بإجماع دولي كامل للاستيطان ودعم قوي لحل الدولتين".

وثمنت حركة "حماس" القرار، فيما عدته حركة "الجهاد الإسلامي"، "انتصارا لعدالة القضية الفلسطينية"، واعتبر مكتب رئيس كيان الاحتلال بنيامين نتنياهو أن "إسرائيل لن تمتثل لقرار مجلس الأمن بشأن الاستيطان".

التعليق:

لقد صدرت قرارات عديدة من الأمم المتحدة تجاه كيان الاحتلال اليهودي ومنها أربعة قرارات تدين الاستيطان في الضفة الغربية، 446 في عام 1979، و452 عام 1979 أيضا، و465 في عام 1980 وتبعه قرار آخر في العام نفسه، والقرار الأخير هو القرار الخامس في هذا الشأن.

إن المدقق في قرارات الأمم المتحدة في موضوع الاستيطان يجد أن الإدانة للاستيطان هي في المحتل عام 1967 فقط، وفي هذا تأكيد على شرعية كيان يهود في المحتل عام 1948 أي على 80% من فلسطين.

إن الدافع للقرارات هو الحفاظ على مشروع حل الدولتين الأمريكي الذي يعطي معظم فلسطين لليهود، والحفاظ على الجزء المتبقي وهو حوالي 20% في حالة تسمح بإقامة دولة فلسطينية قابلة للحياة، والاستيطان يجعلها غير قابلة للحياة ولهذا مررت أمريكا القرارات السابقة.

والقرار الأخير مررته أمريكا في نهاية حكم أوباما وبعد الانتخابات الأمريكية حتى لا يؤثر القرار على الحزب الديمقراطي، علما أن الرئيس المنتخب ترامب "طبعا هو لم يستلم الحكم بعد وسيُدَرسْ فيما بعد سياسة الولايات المتحدة ومصالحها الحيوية" طالب الإدارة باتخاذ حق النقض الفيتو، ولكن القرار يمثل السياسة الأمريكية بغض النظر عن شخص الحاكم والحزب الحاكم، لأن مصالح أمريكا تقضي بالحفاظ على كيان يهود في المحتل عام 1948، وحتى تستطيع ذلك كان لا بد من إعطاء أهل فلسطين دويلة هزيلة في المحتل عام 1967 تحافظ على أمن الاحتلال، وتجعل كيان يهود مقبولا في المنطقة وقابلا للحياة.

بالرغم من إدراك قادة كيان يهود حرص أمريكا على كيانهم وأن ما تفعله أمريكا هو لمصلحة أمريكا ولمصلحة كيانهم وليس حبا في أهل فلسطين، ولا يوجد مصلحة لأهل فلسطين في إعطاء معظم أرض فلسطين المباركة لليهود فوق أن هذا في الأساس يغضب رب العزة في علاه ولا يجوز لأهل فلسطين الرضا بتفريط قادة السلطة بشبر من الأرض المباركة، نعم بالرغم من ذلك فإن قادة الاحتلال يرفضون القرار لأن أطماعهم في أرض فلسطين جميعها، بل أطماعهم تتعدى فلسطين إلى شرق النهر لو استطاعوا.

إن قادة السلطة لو كان عندهم ذرة من حياء لاعتزلوا السياسة بدلا من التغني بقرار للأمم المتحدة لا يسمن ولا يغني من جوع وسبقته قرارات ظالمة كثيرة قبل السلطة تحافظ على كيان يهود وتشجب الاستيطان،

ولكن كيف لمن اتخذ الاسترزاق من العمل السياسي والتفريط بأرض فلسطين حياة له وأبعد مفهوم التحرير عن نفسه وعن أهل فلسطين وعن الأمة، كيف له أن يصنع الصواب ويعيد القضية إلى أصلها وفصلها بأنها قضية أرض فلسطين المباركة التي يجب أن تحرر كاملا من الاحتلال اليهودي الغاشم، وبالتالي يجب تسليمها لمن يستطيع تحريرها وهي الأمة الإسلامية جمعاء فهذه أرضها وهذه قضيتها، ولكنهم لم يفعلوا ولن يفعلوا، والأمة الإسلامية وفي مقدمتها حزب التحرير تغذ الخطى نحو استعادة سلطانها بإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة وحينها ستحرك جحافل الفتح وتحرر فلسطين وأنف الكفار والمنافقين والمفرطين راغم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس أحمد الخطيب

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı