أردوغان وحزب العدالة والتنمية يستعيدون إعدادات المصنع على العلمانية! (مترجم)
أردوغان وحزب العدالة والتنمية يستعيدون إعدادات المصنع على العلمانية! (مترجم)

 الخبر:   أجاب الرئيس أردوغان على أسئلة الصحفيين خلال زيارته لكرواتيا. وكانت تصريحات أردوغان بشأن المناقشات العلمانية لافتة للنظر؛ حيث علق الرئيس رجب طيب أردوغان على كلام رئيس مجلس النواب إسماعيل كهرمان الذي قال: "يجب أن لا تَرِد العلمانية في الدستور الجديد"، قائلا: "رؤيتنا بشأن العلمانية موجودة في دستور حزب العدالة والتنمية والسيد كهرمان، كعضو في الحزب، قد قبل بهذا البرنامج. إنه فقط أعرب عن وجهة نظره الشخصية أثناء التحضير الجاري للدستور الجديد. إذا قمت بتقديم وتنفيذ العلمانية كعدم التدين، فإنك بالتأكيد سوف تواجه المعارضة".

0:00 0:00
Speed:
May 05, 2016

أردوغان وحزب العدالة والتنمية يستعيدون إعدادات المصنع على العلمانية! (مترجم)

أردوغان وحزب العدالة والتنمية يستعيدون إعدادات المصنع على العلمانية!

(مترجم)

الخبر:

أجاب الرئيس أردوغان على أسئلة الصحفيين خلال زيارته لكرواتيا. وكانت تصريحات أردوغان بشأن المناقشات العلمانية لافتة للنظر؛ حيث علق الرئيس رجب طيب أردوغان على كلام رئيس مجلس النواب إسماعيل كهرمان الذي قال: "يجب أن لا تَرِد العلمانية في الدستور الجديد"، قائلا: "رؤيتنا بشأن العلمانية موجودة في دستور حزب العدالة والتنمية والسيد كهرمان، كعضو في الحزب، قد قبل بهذا البرنامج. إنه فقط أعرب عن وجهة نظره الشخصية أثناء التحضير الجاري للدستور الجديد. إذا قمت بتقديم وتنفيذ العلمانية كعدم التدين، فإنك بالتأكيد سوف تواجه المعارضة".

فيما يتعلق بآراء مثل "ينبغي أن يكون الدستور الجديد للبلاد دستورا إسلاميا"، ذكر أردوغان أن "هذا كلام فارغ، إذا تمكن شخص من ممارسة إيمانه كمسلم، فإن هذه القضية منتهية." وردا على أسئلة الصحفيين خلال زيارته لكرواتيا، قدم أردوغان بإيجاز الرسائل التالية: http://www.cnnturk.com

التعليق:

أولا وقبل كل شيء أود أن أبدأ بالتأكيد على ما يلي: منذ إنشائه في عام 2001 ودخوله السلطة في عام 2002 وحتى اليوم، لم يكن هناك تغيير جوهري في بيانات حزب العدالة والتنمية فيما يتعلق بوجهات نظره في السياسة الداخلية والخارجية لتركيا، وأكثر أهمية من وجهة نظره تجاه قيم مثل العلمانية والديمقراطية. التعليق الرسمي والسياسي المذكور أعلاه من الرئيس أردوغان حول العلمانية، يؤكد ذلك. أقول الرسمي والسياسي، لأن هناك أيضا تصريحات عاطفية ومبهجة غير رسمية وغير سياسية للرئيس أردوغان التي يدلي بها للجمهور من أجل التنفيس عن مشاعر المسلمين. لذا يواجه الجمهور وجهين لأردوغان.

ومن هنا نستطيع أن نقول إن بيان رئيس البرلمان إسماعيل كهرمان هو بيان سياسي. ومع ذلك، فقد افترض هذا البيان من قبل أردوغان وحزب العدالة والتنمية بأنه بيان شخصي غير ملزم. أما البيان الرسمي الملزم فيما يتعلق بالعلمانية فقد أدلى به أردوغان ومشرفو حزب العدالة والتنمية.

وقد استخدم أردوغان تحديدا العبارات الآتية: "إن رئيس برلماننا عبر عن قناعاته وآرائه الشخصية. بالنسبة لي فإن رأيي، في هذا الأمر، واضح منذ بداية رئاستي، وإن الكلمة التي ألقيتها في مصر مهمة للغاية".

وأدلى أحمد داود أوغلو بالبيان التالي: "إن المبادئ الأساسية لتركيا كونها دولة قانون اجتماعي علماني ديمقراطي ليست موضع نقاش اليوم." كما صرح المتحدث باسم حزب العدالة والتنمية عمر شليك بالبيان التالي: "لا وجود لتطبيق الدين ضمن الدستور في سياسة حزب العدالة والتنمية".

ويؤكد هذا البيان أن المهمة الأيديولوجية لحزب العدالة والتنمية وأردوغان قد أمليت عليهم من قبل الولايات المتحدة الأمريكية والغرب. وذلك لأن دعوته للعلمانية في خطابه الموجه لـ"جماعة الإخوان المسلمين" بعد الثورة في مصر لا علاقة لها بتركيا، وإنما هي دعوة سياسية لمنطقة الشرق الأوسط والعالم العربي. وبعبارة أخرى، هذه الدعوة هي ضرورة لمشروع تركيا باعتبارها قدوة للشرق الأوسط. ولذلك يمكن القول بوضوح إن أفكار أردوغان وحزب العدالة والتنمية حول العلمانية والديمقراطية لا تقتصر على تركيا، ولكنها بدلا من ذلك تشمل الشرق الأوسط والعالم الإسلامي بشكل عام.

إذاً لماذا أقدم إسماعيل كهرمان بالإدلاء بهذه التصريحات المفاجئة؟ هل تصريح كهرمان، وهو المعروف بعلاقته القريبة جدا من أردوغان، وهو أحد الأعضاء المؤسسين لحزب العدالة والتنمية، وهو الذي يقدم النصوص المقترحة إلى الحكومة في عملها الدستوري، وهو الرئيس السابق ومدير "مؤسسة الاتحاد" (Birlik Vakfı)؛ هل تصريحه هذا متعمد، أم أنه كان مجرد تصريح رمزي؟ بالنظر إلى حقيقة أن كهرمان هو سياسي محنك، ومتحدث رئاسي، فإننا لا نستطيع أن نقول إن هذا التصريح كان مجرد كلمة غير مقصودة. بل إن القصد من وراء هذا التصريح هو وضع جدول أعمال ومناقشة هذه القضية. إنه تصريح من أجل جس نبض الجمهور.

ولكن الأكثر أهمية هو أن هذا التصريح جاء مباشرة بعد زيارة الرئيس أردوغان إلى الولايات المتحدة ولقائه مع أوباما. في رأيي، لقد فقد مفهوم العلمانية والديمقراطية لحزب العدالة والتنمية مصداقيته - لا سيما بعد التطورات في تركيا والشرق الأوسط خلال السنوات 3-4 الأخيرة - في نظر الأوساط العلمانية والليبرالية في تركيا، وكذلك في الرأي العام في الولايات المتحدة الأمريكية والغرب على حد سواء. ويبدو أن هذه التصريحات الرسمية من قبل أردوغان وحزب العدالة والتنمية بشأن العلمانية تهدف إلى استعادة الثقة من العلمانيين والليبراليين في تركيا ومن الغرب. لقد وضع أردوغان حدا لقضية العلمانية بقوله: "ليس هناك مجال للشك، نحن حراس العلمانية"!

ويستمر الوجه الآخر للرئيس أردوغان بإلقاء الخطابات الإسلامية العاطفية والدينية المبهجة على المسلمين، وسوف يواصل فعل ذلك. كما سيواصل استغلال قضية فلسطين. وسيواصل أيضا تضليل الجمهور عن حقيقة كونه حليفا للولايات المتحدة الأمريكية في قضية سوريا والشرق الأوسط وذلك من خلال خطاباته البطولية وخطبه المنمقة. وسوف يلهي المسلمين بهراء الاتحاد الإسلامي من خلال استغلال حقيقة أن هذه الأمة بلا قيادة.

أسأل الله أن يدرك المسلمون ويفهموا حقيقة تصريحات أردوغان وحزب العدالة والتنمية هذه بخصوص العلمانية بشكل دقيق. وأن توجد إن شاء الله، بين المسلمين البصيرة اللازمة التي تمكنهم من التمييز بين الزعيم الحقيقي والزعيم الكاذب غير الجدير بالثقة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı