أردوغان يعتبر مصطفى كمال، وليس عبد الحميد، مثالاً بشأن فلسطين!
أردوغان يعتبر مصطفى كمال، وليس عبد الحميد، مثالاً بشأن فلسطين!

الخبر: بمشاركة الرئيس التركي رجب طيب أردوغان، أقيم حفل استلام شهادات وتسليم العلم من جامعة الدّفاع الوطني. وفي كلمته أمام الخريجين، أدلى أردوغان بالتصريحات التالية: ...

0:00 0:00
Speed:
September 15, 2024

أردوغان يعتبر مصطفى كمال، وليس عبد الحميد، مثالاً بشأن فلسطين!

أردوغان يعتبر مصطفى كمال، وليس عبد الحميد، مثالاً بشأن فلسطين!

(مترجم)

الخبر:

بمشاركة الرئيس التركي رجب طيب أردوغان، أقيم حفل استلام شهادات وتسليم العلم من جامعة الدّفاع الوطني. وفي كلمته أمام الخريجين، أدلى أردوغان بالتصريحات التالية:

"كيف يمكننا أن ندير ظهورنا للقدس، حيث حكم أجدادنا في سلام وهدوء ورخاء لمدة أربعة قرون؟ كيف يمكننا أن نغضّ الطرف عن أرض فلسطين، حيث قاتل الغازي مصطفى كمال لمنع العدو من غزوها؟ لماذا كان الغازي في بنغازي، لماذا ذهب إلى هناك، لماذا قاتل؟ كانت هذه خطوة هذه الروح مع حب الوطن". (إندبندنت التركية، 2024/08/30م)

التعليق:

مع استمرار الحرب في قطاع غزة واستمرار مقاومة أهلها بصبر رغم كل أنواع الظلم والمستحيلات، لم يعد كيان يهود وأمريكا في وضع صعب فحسب، بل إنّ الألوان الحقيقية لحكام البلاد الإسلامية أصبحت مكشوفة. فلم يعد هناك قناع لم يسقط، ولم يتمّ الكشف عن خيانة. لقد شهد جميع المسلمين حتى عظامهم أنّ قادة الدول الأعضاء الـ57 في منظمة التعاون الإسلامي لا يساوون خليفة واحداً. لقد تمّ الكشف عن إساءة ونفاق الرئيس أردوغان، الذي يحاول منذ عقود إضفاء الشرعية على الكيان الغاصب من خلال خداع المسلمين، وخاصةً من خلال خطاب "القدس خطنا الأحمر"! فلم يعد بإمكان أي شعار بطولي أن يغطي خيانة غزة. وكما أنّ النظام الإيراني الذي قال "يجب محو (إسرائيل) من على الخريطة" وشاهد محو غزة من على الخريطة بحجة عدم إخطاره أثناء طوفان الأقصى، قد سقط تماماً من رحمة الأمة، فإن أردوغان وحكومته، الذين ما زالوا يسمحون لشركة سوكار الأذربيجانية بتزويد كيان يهود بالنفط عبر تركيا، قد سقطوا تماماً من رحمة الأمة بعد خيانتهم العلنية لغزة.

في غزة وفي تركيا، هناك غضب كبير على الحكام الذين سلموا أبناء الأمة للقتلة الصهاينة. لقد وصلت العلاقة بين الحكام والأمة إلى حدّ ذكره الرسول ﷺ في حديثه: «وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمْ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ» (رواه مسلم والترمذي)

إنّ هذا الانقسام والقطيعة الفكرية بين الأمة وحكامها، والذي كان خاصاً بتركيا، تسبب في خسارة أردوغان للانتخابات المحلية بسبب عدم ذهاب عدد كبير من الناس إلى صناديق الاقتراع، وبعد أن أدرك أردوغان أنّ خطاباته الفارغة بشأن غزة لم تنجح بعد الانتخابات، بدأ يبحث عن ملاذ جديد لنفسه. والآن أصبح الاتجاه الجديد للحزب الحاكم هو مدح الكمالية وتمجيد مصطفى كمال في كل قضية من خلال قلب الحقائق رأساً على عقب على حساب إهانة معتقدات الشّعب المسلم، كما فعل الكماليون.

إلى الحدّ الذي جعل رئيس الشؤون الدينية نفسه يدعو في بيت الله لمصطفى كمال، المعروف بإلحاده وإلغائه الشريعة الإسلامية. أمّا المسلمون الذين يقولون إنّ مصطفى كمال لا يمكن الدعاء له دون أي إهانة فيتمّ اعتقالهم وإلقائهم في السجون! لقد وصلت سياسة الحكومة العرجاء في الانحناء للجانب الكمالي إلى حدّ أنه بعد حفل تخرج الأكاديمية العسكرية التركية الذي حضره أردوغان، اصطدمت مجموعة من الملازمين بسيوفهم وتلا صيغة القسم بشعار "نحن جنود مصطفى كمال"، وهو شعار يستخدمه عادةّ أصحاب العقلية الانقلابية لإهانة وتهديد المسلمين.

ولا يقتصر مسلسل الغرائب ​​والخيانات على هذا، بل إنّ أردوغان يستخدم الآن مثال مصطفى كمال الذي انسحب من الجبهة السورية الفلسطينية بعد أن سلم 75 ألف أسير حرب حتى لا يقاتلوا ضدّ البريطانيين، بدلاً من عبد الحميد الذي حمى فلسطين على حساب حياته لتحريرها من الاحتلال والمذابح. والواقع أنه يعلم جيداً أنّ فلسطين سُلّمت للبريطانيين على يد مصطفى كمال. وفي نهاية هذا الاستسلام، اعتُبرت النقطة التي انسحب منها مصطفى كمال في سوريا حدود الجمهورية التركية، وكأن اتفاقاً قد تمّ التوصل إليه مع البريطانيين. وبعد فترة وجيزة، تمّ تهميش الخلافة العثمانية، وتمّ التوقيع على اتفاقية لوزان، وتمّ إلغاء نظام الخلافة، وأُعطي اليهود دولةً على أرض فلسطين كما وعد البريطانيون.

ولكن على الرغم من هذه الحقيقة، لا يتردّد أردوغان في تلويث القضية الفلسطينية بالكمالية لمجرد التقرب من الكماليين. ولكن موقف المسلمين الذين دعموا أردوغان حتى الآن في القضية الفلسطينية يشبه موقف السلطان عبد الحميد الذي رفض أموال الصهاينة القذرة وفضل الموت على أن يعطي شبراً واحداً من أرض فلسطين لليهود. ولكن أردوغان سيأخذ مكانه في التاريخ كما يستحق لأنه لا يملك هذا الموقف الكريم. وسيسجّل التاريخ أردوغان زعيماً قدم الدعم اللوجستي للقتلة الذين يمارسون الإبادة، وأجرى أولاً مناورات مشتركة مع حاملة الطائرات الأمريكية التي جاءت إلى المنطقة لحماية كيان يهود ثم رساها في ميناء إزمير، وفضّل أن يكون جندياً لمصطفى كمال على أن يكون جندياً للإسلام، ولم يرحّب بفرصة طوفان الأقصى في قيادة الأمة، فأخذ مكانه في عالم الخاسرين.

﴿فَأَذَاقَهُمُ اللهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أمين يلدريم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı