ارفعوا أيديكم عن بلادنا وخذوا عملاءكم من ديارنا  ولن يكون للمجاعة شبح ولا واقع بإذن الله
ارفعوا أيديكم عن بلادنا وخذوا عملاءكم من ديارنا  ولن يكون للمجاعة شبح ولا واقع بإذن الله

الخبر: نشرت الجزيرة نت حلقة من برنامج: سيناريوهات، تحت عنوان: "أسوأ الأعوام.. شبح المجاعة يطارد دول العالم فهل من سبيل لمواجهتها؟" جاء فيه: حذَّر برنامج الغذاء العالمي ومنظمة الأغذية والزراعة "الفاو" من شبح مجاعة محدقة بالعالم، ليس فقط بسبب ندرة الحبوب، بل أيضا بسبب عدم القدرة على شرائها مما يهدد الملايين من الناس بالجوع.

0:00 0:00
Speed:
July 01, 2022

ارفعوا أيديكم عن بلادنا وخذوا عملاءكم من ديارنا ولن يكون للمجاعة شبح ولا واقع بإذن الله

ارفعوا أيديكم عن بلادنا وخذوا عملاءكم من ديارنا

ولن يكون للمجاعة شبح ولا واقع بإذن الله

الخبر:

نشرت الجزيرة نت حلقة من برنامج: سيناريوهات، تحت عنوان:

"أسوأ الأعوام.. شبح المجاعة يطارد دول العالم فهل من سبيل لمواجهتها؟" جاء فيه:

حذَّر برنامج الغذاء العالمي ومنظمة الأغذية والزراعة "الفاو" من شبح مجاعة محدقة بالعالم، ليس فقط بسبب ندرة الحبوب، بل أيضا بسبب عدم القدرة على شرائها مما يهدد الملايين من الناس بالجوع.

التعليق:

يحق لنا أن نتساءل: هل العالم حقا على أبواب مجاعة أم أن المجاعة تعتصر العالم منذ جثم النظام الرأسمالي على صدور الناس وتربع رجال انتهازيون استغلاليون على سدة الحكم في البلاد التي يقال عنها زورا وبهتانا أنها فقيرة، لذا يعاني أهلها الفقر والجوع والعوز؟

إن البلاد الفقيرة سواء في أفريقيا أو الشرق الأوسط، بل الشرق بشكل عام، هي من أغنى بلاد العالم، لكنها بلاد مسروقة خيراتها، مكبلة شعوبها، ومخطوفة إرادتها.

إذ كيف تكون فقيرة تلك البلاد التي تحوي الغابات الواسعة والأراضي الشاسعة الصالحة للزراعة، والمياه الدافقة والقوى العاملة، وفي باطن أرضها المعادن منها الثمينة ومنها الضرورية للصناعات التقليدية والصناعات الحديثة والبترول والغاز الذي يمثل مصدر الطاقة الذي يحتاجه العالم أجمع؟!

إذن هي بلاد تملك الموارد المختلفة التي تمكنها من أن تكون من أغنى بلاد العالم إن لم تكن الأغنى. فما الذي يجعلها تعاني الفقر وتهدَّدُ شعوبها بالمجاعة؟! أليس هو النظام الرأسمالي ودوله الاستعمارية التي تسرق مواردها وخيراتها وتعطل دورها الإنتاجي وتفرض عليها أن تكون سوقا لمنتجاتها؟ ووسيلتها لذلك هم أولئك الحكام الدمى الذين يعيشون متطفلين على هذه الشعوب المنكوبة، والحروب التي تثيرها في هذه البلاد فتجعل أبناءها وقودها فتعطل الاقتصاد وتضربه في مقتل.

ولقد ابتلينا بحكام مجرمين؛ عطلوا الحياة الاقتصادية بتعطيل المشاريع المنتجة في بلادنا واهتموا بالمشاريع الخطرة من مثل السياحة والرياضة والفن الهابط من تمثيل وغناء و... فجعلوا البلاد تتسول لقمة العيش من الدول الكافرة وتعتمد في حياة شعوبها على الخارج، فهي تستورد المنتجات الزراعية والصناعية، ما يجعلها تتأثر وتعاني من أي مشكلة تحدث في العالم، وبعد هذا تأتي تلك الدول لتمن علينا بمساعدات وقروض تثقل كاهلنا وتجعلنا مدينين لها طوال عمرنا. فأي قلق هذا الذي تبديه الأمم المتحدة تجاه الشعوب الفقيرة؟! وما جدوى النداءات والتحذيرات التي تطلقها بين الفينة والأخرى؟ والأدهى أن يخرج علينا قادة ومسؤولون من بلادنا ليحذروا من هذه المصيبة التي هم وراءها وهم جزء منها!

وما يثير السخرية أن يتذكر رجالات دول الضرار أن على دولهم أن تهتم بالمزارعين وتدعم الإنتاج الزراعي! آلآن تذكرتم هذا الحل؟! ألم يكن هذا الحل واضحاً أمامكم؟ وهل هي مقترحات جدية ستجد طريقها للتنفيذ أم هي للتداول الإعلامي ليس إلا؟

أليس هذا هو الأصل في الحكومات التي تحسن الرعاية؛ أن لا تجعل حاجتها الغذائية تحت رحمة الخارج سواء الأعداء أو غير الأعداء؟

إن الاهتمام بالزراعة والتشجيع عليها ودعم المزارعين هو الخطوة الأولى لبناء دولة صاحبة قرار تهتم بشعبها وتخطط لمستقبل واعد له. هذا بالتوازي مع اهتمامها بالصناعة الثقيلة التي تجعلها سيدة نفسها قوية في ذاتها وأمام أعدائها، تجعل مصلحة شعبها أولوية ولا تسلمها للأعداء.

وأختم تعليقي بالتذكير أن هذه البلاد الفقيرة التي يتباكى عليها العالم كانت سلة غداء العالم. وإن من أفرغ هذه السلة هم هؤلاء المتباكون الذين يذرفون عليها دموع التماسيح من جهة ويقبضون على قفل الباب الذي يفتح المجال رحباً لإحياء هذه البلاد وشعوبها. نعم فليوقفوا الصراع فيما بينهم على ثرواتنا وأراضينا وليخرجوا من بلادنا ويأخذوا معهم عملاءهم، وليخلُّوا بين الشعوب وما تختار من قيادات من أبنائها المخلصين والنظام العادل الذي يحسن رعايتها ويرتقي بها ويجعلها دولة قائدة لا مقودة.

فليرفع الغرب ولايته عن بلادنا وليتركنا نُقِمْ نظامنا ونبايع خليفتنا، حينها لن تعيش آسيا أو أفريقيا أو أي بلاد تستظل بظل الخلافة من الجوع أو الفقر أو الاستغلال.

اللهم وحد كلمتنا ويسر لنا أنصارا كأنصار نبيك ﷺ لنُري العالم كيف تكون رعاية الشعوب وكيف يكون دعمهم ومعونتهم.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسماء الجعبة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı