ارتفاع أسعار الخبز في الأردن
ارتفاع أسعار الخبز في الأردن

الخبر:   أعلن يعرب القضاة وزير الصناعة والتجارة أسعار الخبز الجديدة خلال مؤتمر صحفي عقد في وزارة الصناعة والتجارة أن خبز الكماج الكبير سيباع بسعر 32 قرشاً للكيلو والكماج الصغير 40 قرشا للكيلو والمشروح أو الوردة أو المنقوش سيباع بسعر 35 قرشا للكيلو وأن هذه الأسعار ستستمر لمدة سنة كاملة لوجود مخزون استراتيجي من مادة القمح تغطي استهلاك المملكة لمدة تزيد عن عام. (صحيفة الرأي بتصرف وإيجاز)

0:00 0:00
Speed:
January 14, 2018

ارتفاع أسعار الخبز في الأردن

ارتفاع أسعار الخبز في الأردن

الخبر:

أعلن يعرب القضاة وزير الصناعة والتجارة أسعار الخبز الجديدة خلال مؤتمر صحفي عقد في وزارة الصناعة والتجارة أن خبز الكماج الكبير سيباع بسعر 32 قرشاً للكيلو والكماج الصغير 40 قرشا للكيلو والمشروح أو الوردة أو المنقوش سيباع بسعر 35 قرشا للكيلو وأن هذه الأسعار ستستمر لمدة سنة كاملة لوجود مخزون استراتيجي من مادة القمح تغطي استهلاك المملكة لمدة تزيد عن عام. (صحيفة الرأي بتصرف وإيجاز)

التعليق:

يحكى أن سيدا غنيا مريضا يعيش آخر أيامه، يعاني من فشل كلوي ويحتاج إلى زراعة كلية، بحث السيد عمن يتبرع له بكليته فلم يجد، بث أعوانه في كل مكان حتى وجدوا رجلا فقيرا بائسا هزيلا قالوا له سنطعمك ونسقيك وننظفك ونلبسك مدة سنة ثمنا لكليتك التي نحتاجها لسيدنا حتى يسترد عافيته، وافق الفقير على ذلك وأقام في بيت نظيف فيه شيء من الطعام الجيد والعلاج الجيد حتى إذا صار صالحا أخذوا كليته، واستمروا في إطعامه بعد العملية حتى يسترد عافيته، لكن الأمر لم يعجب بعض الخدم فقالوا للسيد إلى متى نرعاه لقد أخذت حاجتك منه، قال لهم السيد لديه أشياء أحتاجها في المستقبل!

مرض السيد الغني بالسكري وقطعوا قدمه ثم قطعوا ساقه، لا بد له من ساق أخرى يسير عليها ولا يوجد أمامهم إلا ذلك الفقير حتى يأخذوا ساقه ليركبها الأطباء للسيد حتى يستطيع المشي.

اعترض الفقير "هذا ظلم، هذه قسوة، تبرعتُ سابقا بالكلية، كيف تريدون مني أن أتبرع بساقي، كيف أمشي كيف أتحرك؟" قالوا له: ما أسوأ أدبك أيها الرجل ألا ترد الجميل لمن آواك من التشرد وأطعمك وسقاك، ألا يوجد عندك ولاء لولي نعمتك؟ قال الفقير: لكن البتر مؤلم وأنا لا أستطيع تحمل الألم، قالوا له: سنعطيك مخدرا ولن تشعر بشيء، ساقوه إلى غرفة العمليات وبتروا ساقه وركبوها للسيد الغني.

أصيب الغني بمرض في عينيه ولا بد له من زراعة قرنية، أخذوا من الفقير قرنيته.

أصيب السيد بيده فقطعوا يد الفقير ليعالجوا يد السيد.

أصيب السيد بداء في كبده وتم استئصاله، فأخذوا من الفقير كبده...

وهكذا جعلوا من الفقير قطع غيار للسيد، كلما احتاجوا إلى قطعة منه ذكّروه بنعم السيد عليه ووجوب تقديم آيات الولاء والطاعة لهذا السيد، حتى جاء اليوم الذي يجب أن يضحي بحياته في سبيل حياة السيد.

احتاج السيد إلى زراعة قلب وعلى الفقير أن يقدم قلبه طواعية للسيد حتى لو كان في ذلك حتفه...

هل يقدم الفقير على الانتحار تحت وطأة الولاء والطاعة العمياء، أم يدافع عن حقه في الحياة؟

هذا وضعنا في الأردن مع النظام وسدنته، كل يوم يعلن النظام في الأردن ارتفاع الأسعار والضرائب، ففي كل يوم نفاجأ بارتفاع أسعار الطاقة من بنزين وديزل وكهرباء مما يقضي بارتفاع أسعار كل شيء، وفي كل يوم ترتفع الضرائب وتتنوع وتتوسع لتشمل موادَّ لم تكن تشملها سابقا، وارتفاع الأسعار لا يقتصر على الأردن فقط وإنما يشمل دولا أخرى، ولكن يعترض الناس هناك أما عندنا فالكل صامت متوجس ينظر للآخر نظر المغشي عليه من الموت، وتحاول الدولة اقتطاع قوتها من قوتنا مع القيام بعملية غسيل للمخ، فتَعِدُ الناس بأنها سوف تعوضهم عن الغلاء بدفع مبالغ مالية زيادة على الرواتب أو يأخذها على فترة او فترتين لمدة سنة ثم تلقي به على قارعة الطريق، فقد أعطت الناس كوبونات على الأرز والسكر لفترة زمنية بسيطة ثم ذهبت الكوبونات وبقي السعر مرتفعا، ومرة دفعت دعما لغلاء المحروقات ثم قطعت الدعم وبقي السعر مرتفعا واليوم تكرر أسلوبها مع الخبز، فهل نظل صامتين والدولة تقطع أوصالنا الواحد تلو الآخر حتى تجهز علينا كليا أم ندفع ظلمها عنا وندافع عن حقنا في الحياة الكريمة في ظل سيادة الشرع لا سيادة السيد؟!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أميمة حمدان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı