عروش تخاف من أن تكسر حدودها أمام أمة لا تخاف إلا من خالقها
عروش تخاف من أن تكسر حدودها أمام أمة لا تخاف إلا من خالقها

الخبر: اعتقلت قوات الأمن الأردنية 25 شخصا في مواقع مختلفة كانوا يعتزمون الاعتصام احتجاجا على استمرار قصف الكيان الصهيوني لغزة في مسجد قرب حدود الأردن مع فلسطين المحتلة، ومن بين المعتقلين طلاب جامعات وصيادلة وأطباء و12 عضوا من جبهة العمل الإسلامي، الذراع السياسية لجماعة الإخوان المسلمين في الأردن.

0:00 0:00
Speed:
November 17, 2023

عروش تخاف من أن تكسر حدودها أمام أمة لا تخاف إلا من خالقها

عروش تخاف من أن تكسر حدودها أمام أمة لا تخاف إلا من خالقها

الخبر:

اعتقلت قوات الأمن الأردنية 25 شخصا في مواقع مختلفة كانوا يعتزمون الاعتصام احتجاجا على استمرار قصف الكيان الصهيوني لغزة في مسجد قرب حدود الأردن مع فلسطين المحتلة، ومن بين المعتقلين طلاب جامعات وصيادلة وأطباء و12 عضوا من جبهة العمل الإسلامي، الذراع السياسية لجماعة الإخوان المسلمين في الأردن.

وقال مراد العضايلة الأمين العام لحزب جبهة العمل الإسلامي، إنه منذ بداية الحرب تم اعتقال أكثر من ألف أردني بسبب احتجاجاتهم وتم إطلاق سراح الكثيرين منهم.

التعليق:

جاءت هذه الاعتقالات التعسفية بعد قرار كان قد صدر من وزارة الداخلية الأردنية القاضي بعدم السماح بإقامة المظاهرات على الحدود مع فلسطين، إذ جاء في بيان وزارة الداخلية "حرصا على سلامة المواطنين وضمان حق التعبير المشروع لمشاعرهم الوطنية تجاه ما يحدث في الأراضي الفلسطينية، فإن الدعوة للتجمهر والتظاهر في مناطق الأغوار والحدود أمر غير مسموح به، وتتولى القوات المسلحة الأردنية حمايتها وضبط الأمن فيها".

لن أتكلم عن حق التعبير المزعوم الذي يضمنه هؤلاء الحكام الخونة، ولا عن المشاعر التي ربطوها بالوطنية في حين إنها مشاعر مرتبطة بالعقيدة الإسلامية، ولا عما يحدث في الأراضي الفلسطينية وكأن ما يحدث بالنسبة لهم هو مجرد حادث عابر لا دخل للأمة فيه، بل سأتحدث عن دور القوات المسلحة الأردنية على طول الحدود مع فلسطين المحتلة.

إذ يمتلك الأردن أطول حدود مع فلسطين المحتلة؛ حيث يبلغ طولها 238 كيلومتراً، ويمتد عليها معبران هما جسر الشيخ حسين ومعبر وادي عربة، كما يمتلك الأردن أيضا جيشا هو الثالث عشر على مستوى الجيوش العربية والخامس على مستوى الشرق الأوسط.

فما يمتلكه الأردن من مقومات بشرية لوجستية ومقومات جغرافية يكفي وحده للتدخل العسكري السريع لفك الحصار المطبق على غزة ورفع آلة الحرب الهمجية عن أطفال ونساء غزة الذين شكلوا أكثر من 70% من أعداد الشهداء حتى يومنا هذا، وأيضا يكفي لاستكمال ما بدأته عملية طوفان الأقصى بالقضاء الكامل على هذا الكيان الهش بعد أن فضحته ثلة قليلة من المجاهدين الأبطال، فكيف بجيش جرار؟!

يا جيش الأردن ويا ضباطه الأشاوس، أتقبلون حراسة حدود رسمها لكم عدوكم وعدو الأمة وأسركم بل كبّلكم وراءها بحجة الحفاظ على معاهدة السلام الذليلة التي وقعت عام 1994 مع كيان يهود المحتل الغاصب لأرض فلسطين المباركة؟!

يا أبناءنا في جيش المغاوير، أتقبلون أن ننتظر سماح قتلة الأطفال والنساء لنا بإدخال المساعدات وأن نتفاوض معهم بدل أن نحاربهم؟! وكأن لسان حالكم يقول لهؤلاء المجرمين: لا تقتلوا أطفالنا قبل أن نطعمهم!! ويقول أيضا لأهل غزة: سنقوم بالإنزال العسكري، عذرا بالإنزال الإنساني، ليطول عمركم وتعيشوا المزيد من القهر والخذلان أكثر فأكثر!

يا أبطال الأردن الميامين، هل تقبلون أن يكون مخاض أمتكم العسير في يد حكام متخاذلين تابعين فتلد قمماً عرجاء وقرارات جوفاء؟! ألا تستأهل منكم أمتكم المكلومة والجريحة أن تلد بعد هذا المخاض العسير تحريرا وعزاً وكرامة على أيدي الشرفاء منكم؟!

أي حال وصلتم إليه من ذل وخنوع؟! فوزركم عظيم ما دمتم باقين على طاعة هؤلاء الحكام المتسلطين على رقاب الأمة الخانعين لسادة الكفر، يشاهدون بدم بارد، هذا إن كان هناك دم يجري في عروقهم، يشاهدون أشلاء ودماء أطفالنا الزكية كيف تجري مجرى النهر على أرض الرباط أرض فلسطين المباركة.

إنكم والله لقادرون على القضاء على عدوكم وإعادة كل شبر احتل من أرض الإسلام وأن تسطروا التاريخ المجيد من جديد فتعيدوا للأمة عزتها ومكانتها التي ارتضاها لها الخالق المجيد.

إن بإمكانكم كل ذلك، ومفتاحه إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فبلاد المسلمين هي بلاد المال والرجال، وفوق هذا وذاك، أرض المبدأ العظيم، الإسلام العظيم الذي به تحيا الأمم وينشر الخير في ربوع العالم أجمع، قال تعالى: ﴿وَأَنتُمُ الْأَعْلَوْنَ وَاللهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ﴾.

كتبته للمكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı