أسباب فشل تنظيم الدولة والإمارات الإسلامية في الصمود
أسباب فشل تنظيم الدولة والإمارات الإسلامية في الصمود

الخبر: هنأ الرئيس الأمريكي، دونالد ترامب رئيس الوزراء العراقي، حيدر العبادي بتحرير الموصل من تنظيم "داعش"، داعيا إلى تأمين المناطق المحررة ومنع عودة التنظيم إليها. وأعلن البيت الأبيض اليوم في بيان صحفي، أن ترامب اعتبر، في مكالمة هاتفية مع العبادي، أن النصر في الموصل "علامة فارقة" في المعركة ضد التنظيم. وأشاد ترامب ببطولة الجنود العراقيين والأمريكيين في المعارك، مجددا التزام بلاده بإحراز الهزيمة الكاملة ضد التنظيم. وكان العبادي أعلن أمس، من الموصل، تحرير المدينة بالكامل على يد القوات العراقية من قبضة "داعش".

0:00 0:00
Speed:
July 14, 2017

أسباب فشل تنظيم الدولة والإمارات الإسلامية في الصمود

أسباب فشل تنظيم الدولة والإمارات الإسلامية في الصمود

الخبر:

هنأ الرئيس الأمريكي، دونالد ترامب رئيس الوزراء العراقي، حيدر العبادي بتحرير الموصل من تنظيم "داعش"، داعيا إلى تأمين المناطق المحررة ومنع عودة التنظيم إليها.

وأعلن البيت الأبيض اليوم في بيان صحفي، أن ترامب اعتبر، في مكالمة هاتفية مع العبادي، أن النصر في الموصل "علامة فارقة" في المعركة ضد التنظيم.

وأشاد ترامب ببطولة الجنود العراقيين والأمريكيين في المعارك، مجددا التزام بلاده بإحراز الهزيمة الكاملة ضد التنظيم.

وكان العبادي أعلن أمس، من الموصل، تحرير المدينة بالكامل على يد القوات العراقية من قبضة "داعش".

التعليق:

أعلن تنظيم الدولة الإسلامية خلافته المزعومة في 29/6/2014 وبايع أبا بكر البغدادي خليفة وسيطر على أجزاء كبيرة من العراق وسوريا، ولكنه فقد خلال عام واحد، أي من عام 2014 إلى عام 2015 ما بين 25 إلى 30 بالمائة من أراضيه في العراق بعد قيام تحالف من دول عربية واستعمارية على حربه.

وظل التنظيم في حالة كر وفر مرة يخسر أراضيه ومرة يسترجعها ويكسب أراضي جديدة كالأنبار عام 2015، ولكنه بعد مجيء ترامب وإعلانه حربا حقيقية على التنظيم خسر التنظيم معظم الأراضي التي بين يديه.

والسؤال هنا لماذا خسر تنظيم الدولة الإسلامية رغم أنه أعلن  خلافته الوهم وأنه يريد تطبيق الإسلام ووصل إلى المصير نفسه الذي وصلت إليه الإمارات الإسلامية بدءا بأفغانستان إلى الجزائر إلى الصومال إلى مالي.

إن الملاحظ للإمارات التي قامت يجد أنها لا تحمل مشروعا إسلاميا متكاملا، وإنما تحصر الإسلام في الحدود والأخلاق والعبادات والملبوسات والمطعومات، أما المعاملات المتمثلة في نظام الحكم والاقتصاد والتعليم والسياسة الخارجية فلا يوجد عندها شيء واضح، وهي لا تخرج في تطبيقها للإسلام عما فعلته طالبان، وذلك بإجبار الناس على تطبيق الفهم الضيق للإسلام الذي تتبناه.

وكان الأصل أن تستعين بمن لديهم مشروع متكامل لدولة الخلافة، الذين درسوا كل صغيرة وكبيرة في كل ما يتعلق بدولة الخلافة والذين لديهم باع طويلة في الفهم السياسي للدول الكبرى وألاعيبهم ومؤامراتهم وتضليلهم...

الأمر الآخر الملاحظ على هذه الحركات أنهم لا يفرقون بين الإدارة المدنية والإدارة العسكرية، ومن المعروف أن الدولة إذا حكمها العسكريون عانت من أسوأ أنواع الحكم في العالم، لذا يجب أن يظل المقاتلون في جبهات القتال، أما المدن فيجب أن يديرها المدنيون ويحكمها السياسيون حسب أحكام الشريعة.

أمر آخر هو الوقوع في الأخطاء التاريخية نفسها التي وقع بها المسلمون قديما، فقد وقع المسلمون قديما في فتنة خلق القرآن عندما قام خلاف بين العلماء في قضية هل القرآن مخلوق أم لا، فتبنى المأمون قضية "أن القرآن مخلوق" وأجبر العلماء على تبني هذه العقيدة، فأحدث فتنة بين المسلمين سجن على أثرها أحمد بن حنبل وعُذب في السجن، ولو أن المأمون ترك القضية للعلماء لتبين وجه الصواب فيها دون حدوث فتنة، وكذلك تنظيم الدولة تبنى آراء في العقيدة ظنية وألزم الناس بها، وصار يتهم من لا يرى رأيه بالكفر، فيسفك دمه ويستبيح ماله، ولم يكتف بذلك بل تبنى أحكاما شرعية خلافية تتعلق بالسلوك الشخصي مثل وجوب إعفاء اللحية ولبس الدشداش القصير للرجال وغطاء الوجه للمرأة، وإجبار الناس على ذلك، مما أدى إلى نفور الناس منهم، وكان الأولى أن يترك ذلك لاجتهاد المجتهدين، وأن لا يتبنى إلا فيما يتعلق بالحكم والاقتصاد والاجتماع والتعليم والسياسة الخارجية فقط، بعد عرض فهمه على الناس ومناقشته معهم قبل أن يقر ذلك في قوانين ويجبر الناس على العمل بها.

أمر آخر عدم فهم الأحكام الشرعية المتعلقة بالتجارة الخارجية فقاموا ببيع الغاز والبترول إلى النظام السوري وإلى الدول الأخرى مما أوجد لدى النظام القدرة على صناعة البراميل المتفجرة التي قتلت مئات الألوف من الشعب السوري.

أمر آخر وهو الاعتماد الكلي على القتال والصدمة والترويع وتشويه أحكام الإسلام في نفوس الناس، مع أن دولة الخلافة هي الرحمة المهداة للعالمين، التي تجمع ولا تفرق والتي تكسب القلوب قبل كسب الأراضي والسلاح، ولو اعتمد تنظيم الدولة كسب معاركه السياسية لَكَسِبَ تأييد الناس والفصائل له ووقوفهم إلى جانبه ولكنه قام يكفّر ويقاتل أقرب الناس له "النصرة" مما دفع الناس للخوف منه.

لا بد من البعد عن تقاطع المصالح والتذاكي على قوى الكفر، ولا يظن تنظيم أو فصيل أنه يمكنه الاستفادة من الدول بالحصول على السلاح والمال ثم يقلب لهم ظهر المجن، بل هم القادرون على استغلاله إلى أبعد الحدود والتخلص منه عند نهاية صلاحيته!

ولن ينتصر فصيل مسلح إلا إذا أخلص النية لله وحده وخلع يده من كل دولة إقليمية أو دولية ورفض المال السياسي القذر والتزم بالحكم الشرعي فقط، حتى لو اضطر أن يضع الحجارة على بطنه، فالله لا يقبل إلا العمل الخالص لوجه الكريم ولا يقبل شريكا.

وأخيرا إن التشويه الذي حصل من تنظيم الدولة للخلافة جعل الناس يقفون في خندق العدو لقتال بعضهم بعضا، وكان ذلك سببا في وقوع المسلمين ضحايا التضليل الإعلامي فأصبحوا لا يفرقون بين عدوهم وصديقهم، وهذه من أعظم الفتن التي تعرض المسلمون في الوقت الحاضر.

اللهم أرنا الحق حقا وارزقنا اتباعه وأرنا الباطل باطلا وارزقنا اجتنابه... آمين

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نجاح السباتين – الأردن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı