أسد إفريقيا المزعوم يريق ماء وجهه ممنّياً النفس بلمسة مباركة من يد شيخه ترامب
أسد إفريقيا المزعوم يريق ماء وجهه ممنّياً النفس بلمسة مباركة من يد شيخه ترامب

الخبر: في حواره مع جريدة الشرق القطرية يوم 16 أيار/مايو قال الرئيس السوداني: "كوني الآن أشارك في قمة فيها الرئيس الأمريكي، أعتقد أن هذه نقلة كبيرة جدا في علاقاتنا مع المجتمع الدولي، وأكبر مؤشر لمن يخوفون الآخرين أني أشارك في قمة يشارك فيها الرئيس الأمريكي". وبعدها بيومين أكد وزير خارجيته غندور أن البشير سيغادر يوم الجمعة للرياض للمشاركة في القمة العربية - (الإسلامية) - الأمريكية في الرياض.

0:00 0:00
Speed:
May 26, 2017

أسد إفريقيا المزعوم يريق ماء وجهه ممنّياً النفس بلمسة مباركة من يد شيخه ترامب

أسد إفريقيا المزعوم يريق ماء وجهه

ممنّياً النفس بلمسة مباركة من يد شيخه ترامب

الخبر:

في حواره مع جريدة الشرق القطرية يوم 16 أيار/مايو قال الرئيس السوداني:

"كوني الآن أشارك في قمة فيها الرئيس الأمريكي، أعتقد أن هذه نقلة كبيرة جدا في علاقاتنا مع المجتمع الدولي، وأكبر مؤشر لمن يخوفون الآخرين أني أشارك في قمة يشارك فيها الرئيس الأمريكي".

وبعدها بيومين أكد وزير خارجيته غندور أن البشير سيغادر يوم الجمعة للرياض للمشاركة في القمة العربية - (الإسلامية) - الأمريكية في الرياض.

التعليق:

بدأت هذه القصة المهزلة المهينة بتصريح منسوب لمدير مكاتب الرئيس، وزير الدولة برئاسة الجمهورية، الفريق طه عثمان الحسين نقلته صحيفة اليوم التالي يوم الخميس 11 أيار/مايو (سودان تربيون، 11 أيار/مايو) ذكر فيه أن البشير تلقى دعوة رسمية من الملك سلمان لحضور قمة الرياض. خرج علينا أسد إفريقيا، كما لقبته بعض وسائل إعلام التطبيل في السودان، عمر البشير، فرحا منتشيا بهذه المكرمة الترامبية في لقائه آنف الذكر مؤكدا هذه الدعوة. هذا وقد قام أكثر من مسئول سعودي بتأكيد دعوة البشير لحضور القمة. لم تدم فرحة البشير طويلا فقد نقلت الأسوشيتد برس عن مسؤول في الخارجية الأمريكية لم تسمه في يوم الثلاثاء نفسه قوله: "إن الولايات المتحدة تعارض دعوة أي شخص مطلوب لدى المحكمة الجنائية الدولية، بما في ذلك البشير". أتبع ذلك بيان صريح للسفارة الأمريكية بالخرطوم جاء فيه: "نعارض الدعوات أو التسهيلات أو الدعم لسفر أي شخص يخضع لمذكرة اعتقال صادرة من محكمة الجنايات الدولية، بما في ذلك البشير".

أي صَغار هذا؟ وأية صفعة توجهها أمريكا لعملائها في السودان والسعودية؟ وبدلا من أن تثور الحمية والرجولة والعزة لدى حكام البلدين ضد هذا الاستفزاز والإهانة الشديدين، صارا يسابقان الزمن لتنفيذ الإرادة الترامبية بعدم حضور البشير! فقد أرسل خائن الحرمين سلمان وزير الدولة عضو مجلس الوزراء محمد بن عبد الملك آل الشيخ للخرطوم على جناح السرعة، وقابل البشير، ولم يصرح لوسائل الإعلام. بالرغم من ذلك خرجت علينا بعض وسائل الإعلام ومنها وكالة الدولة الرسمية للأخبار لتؤكد تسلم البشير دعوة لحضور القمة! ما هذا يا قوم؟ الرئيس يصرح قبل أيام بحضوره للقمة، ومدير مكاتبه يؤكد قبلها تسلمه دعوة للحضور، ثم تأتوننا الآن لتقولوا بأن زيارة المبعوث السعودي كانت من أجل دعوة البشير؟ أي غباء هذا؟ والله لقد بلغ بكم الاستخفاف بعقول الناس مبالغ الجنون! لم يحس البشير ولا أركان دولته بأي حرج وهم ينشرون بعدها بيوم خبر اعتذار البشير عن حضور القمة! والله إن المرء ليحس بغصّة من تصرفات هؤلاء الأنذال ومن كأس الذل والهوان الذي يتجرعونه يوما بعد يوم، ومن يهن يسهل الهوان عليه ما لجرح بميت إيلام. ومن يهن الله فما له من مكرم. البشير وزمرته يصدق فيهم قول المولى عز وجل: ﴿فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ فَعَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُواْ عَلَى مَا أَسَرُّواْ فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ﴾ [المائدة: 52].

أمريكا ترامب تتخبط وتتكبر وتزداد تجبرا. فدعوة البشير ابتداء كانت بأمرها، وحين هبت رياح الاستنكار لدعوته من القارة العجوز ومن الداخل الأمريكي سارعت بالتراجع، بوقاحة وصلف وعنجهية زائدتين؛ وذلك لعلمها بأن حكام الضرار في الخرطوم والرياض ترتعد فرائصهم رغبة ورهبة من جبروتها، وذلك لإيمانهم بأن لا بقاء لهم في الحكم إلا بسندها ورضاها عنهم، ساء ما يحكمون.

فيا أيها العقلاء في أرض النيلين والحجاز: أيرضيكم أن ينطبق علينا قول المولى عز وجل: ﴿فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ﴾؟

ويا أهل القوة والمنعة في جيوش البلدين: ألا تحبون أن يرضى عنكم ساكن السماء والأرض بتغييركم على حكام الضرار، رويبضات العصر هؤلاء؟

ويا أمتي! هيا انهضي في وثبة لا تيأسي فالنصر بعد كفاح، وقد هبت رياحه!

ويومئذ يفرح المؤمنون بنصر الله ينصر من يشاء.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أبو يحيى عمر بن علي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı