استعباد العقائد الغربية للنساء البريطانيات حول الحرية والنوع الجنسي وتوارثهن الخوف
استعباد العقائد الغربية للنساء البريطانيات حول الحرية والنوع الجنسي وتوارثهن الخوف

الخبر: أثارت وفاة امرأة بريطانية عُثِرَ على جثتها بعد أسبوع من اختفائها أثناء عودتها إلى المنزل في لندن موجة غضب عارمة. وذكرت شبكة سي إن إن الإخبارية "ان بريطانيا تواجه حاليا حسابا فيما يتعلق بالعنف القائم على نوع الجنس في أعقاب مقتل سارة إيفرارد البالغة من العمر 33 عاما في وقت سابق من هذا الشهر، والغضب إزاء الطريقة التى فضت بها شرطة لندن وقفة احتجاجية لصالح إيفرارد يوم السبت". وكان العنوان الرئيسي للمقال في 15 آذار/مارس هو: "الجماعات النسائية تخسر معركة قانونية حول ملاحقات الاغتصاب المتساقطة في بريطانيا في الوقت الذي تتصارع فيه الأمة مع العنف القائم على النوع الاجتماعي". ويستهدف الغضب نظام العدالة لانخفاض معدلات الإدانة في قضايا الاغتصاب، كما يستهدف الغضب الشرطة لفض مظاهرة نساء تطالب بالعدالة.

0:00 0:00
Speed:
March 19, 2021

استعباد العقائد الغربية للنساء البريطانيات حول الحرية والنوع الجنسي وتوارثهن الخوف

استعباد العقائد الغربية للنساء البريطانيات حول الحرية والنوع الجنسي وتوارثهن الخوف
(مترجم)


الخبر:


أثارت وفاة امرأة بريطانية عُثِرَ على جثتها بعد أسبوع من اختفائها أثناء عودتها إلى المنزل في لندن موجة غضب عارمة. وذكرت شبكة سي إن إن الإخبارية "ان بريطانيا تواجه حاليا حسابا فيما يتعلق بالعنف القائم على نوع الجنس في أعقاب مقتل سارة إيفرارد البالغة من العمر 33 عاما في وقت سابق من هذا الشهر، والغضب إزاء الطريقة التى فضت بها شرطة لندن وقفة احتجاجية لصالح إيفرارد يوم السبت". وكان العنوان الرئيسي للمقال في 15 آذار/مارس هو: "الجماعات النسائية تخسر معركة قانونية حول ملاحقات الاغتصاب المتساقطة في بريطانيا في الوقت الذي تتصارع فيه الأمة مع العنف القائم على النوع الاجتماعي". ويستهدف الغضب نظام العدالة لانخفاض معدلات الإدانة في قضايا الاغتصاب، كما يستهدف الغضب الشرطة لفض مظاهرة نساء تطالب بالعدالة.


التعليق:


ذكر مكتب الإحصاءات الوطنية في بريطانيا أنه في عام 2017، ويُعَدّ أحدث إحصاءات العام، تعرضت مليون امرأة للاغتصاب أو محاولة الاغتصاب. وقد شاركت النساء في جميع أنحاء بريطانيا مخاوفهن في مقالات ذات صلة، مثل هذا المقال من سي إن إن في 11 آذار/مارس: "قضية سارة إيفرارد تدفع إلى نشر النساء قصص الاعتداء والتحرش في شوارع بريطانيا". قالت امرأة: "لا توجد امرأة تجد هذا صادماً. لأننا نخطط باستمرار ونعمل لوضع استراتيجيات لكيفية إعطاء الأولوية لسلامتنا. وفي الوقت نفسه، يعيش الرجال حياتهم ويُحْقَدون محادثات غير مبالية. فكرة هذا النوع من الحرية هي مسكرة بالنسبة لي". وقالت امرأة أخرى: "هذا هو الشغل الشاغل للنساء والفتيات من جميع الأعمار؛ عمري 74 وما زلت أذهب من خلال تقييم المخاطر العقلية في كل مرة أخرج بها لوحدي خاصة في الليل. لقد علّمتُ هذا الشيء لبناتي، إن الخوف ينتقل من جيل لآخر بين النساء".


صدر تقرير للأمم المتحدة الأسبوع الماضي بعنوان "انتشار التحرش الجنسي في الأماكن العامة في بريطانيا والإبلاغ عنه"، والذي كشف أن 86٪ من النساء اللاتي تتراوح أعمارهن بين 18 و24 عاماً تعرضن لشكل من أشكال التحرش الجنسي في مكان عام، وأن أكثر من 95٪ من النساء لم يبلغن عن تجاربهن في التحرش الجنسي. وتزامنت هذه الأحداث مع انعقاد الـ110 من فعاليات يوم المرأة، وجاء في تقرير للأمم المتحدة: "لا يمكن وقف العنف المتوطن ضد المرأة عن بُعد باللقاح". يجب أن يكون للعنف المتوطن ضد المرأة سبب، ويجب أن يكون هناك حل. فالغرب لا يريد أن يقبل القضية، وبالتأكيد لم يجد أي حل؛ بل إنه لا يريد أن تقبل القضية، على الرغم من ادعاءاتها الكاذبة برفع مكانة المرأة، ومحاولاتها فرض القيم الغربية المتعلقة بالمرأة على الثقافات الأخرى.


أما بالنسبة للإسلام، فإن المشكلة تُفهم على أنها مشكلة طبيعية ناشئة عن التفاعل بين جنسين مختلفين، وهو أمر مطلوب من أجل تحقيق الانسجام بين الجنسين. لقد فشل الغرب فشلاً ذريعاً لأنه يفرض وجهة نظره الفكرية في تجاهل تام للواقع البيولوجي. فقد ادعى أولاً أن المرأة والرجل متساويان، ثم تعمق غموضه في هذا الصدد إلى درجة أن تعريف نوع الجنس أصبح موضوعاً للنقاش. ويتم الآن الاعتراف بجنسين جديدين متعددين، ويحاولون تشويه لغتهم للعثور على ضمائر جديدة لكوكبة من الجنسين المتخيَّلين. وإذا كان نوع الجنس نفسه قد أربكهم، فليس من المستغرب أن يستمر حل المشاكل الناشئة عن التفاعل بين الجنسين والتهرب منها. يوفر الإسلام نظاما اجتماعيا محددا لتمكين المرأة من أن تعيش حياة محققة دون خوف من التعرض للإساءة في الشوارع. هنالك الكثير من الخطأ في العقائد الغربية حول المرأة، والمعاناة التي تسبب هذه العقائد الفاشلة نحو النساء تتجاوز بكثير عدم القدرة على المشي في شوارع لندن دون أن تتم الإساءة لهن أو حتى حصول ما هو أسوأ من ذلك.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
الدكتور عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı