استغلال الدين في الانتخابات
استغلال الدين في الانتخابات

قام رئيس الجمهورية التركية أردوغان بمناسبة الذكرى السنوية لفتح إسطنبول بالاشتراك بفعاليات ما يعرف بـ"نجتمع مع 313 شخصا في صلاة التراويح لمدارس القصر" والتي نظمتها رئاسة الشؤون الدينية ووقف تركيا الديني. (2019/06/03 يني شفق)

0:00 0:00
Speed:
June 06, 2019

استغلال الدين في الانتخابات

استغلال الدين في الانتخابات

الخبر:

قام رئيس الجمهورية التركية أردوغان بمناسبة الذكرى السنوية لفتح إسطنبول بالاشتراك بفعاليات ما يعرف بـ"نجتمع مع 313 شخصا في صلاة التراويح لمدارس القصر" والتي نظمتها رئاسة الشؤون الدينية ووقف تركيا الديني. (2019/06/03 يني شفق)

التعليق:

يبذل كلا الطرفين الحكومة والمعارضة قصارى جهدهما للفوز بالانتخابات التي ستجري في 23 حزيران ضمن منطقة إسطنبول. فإنهم يذهبون إلى الأماكن غير المتوقعة ويزورون كل المناطق والأحياء والمساجد برفقة الكاميرات ويظهرون أمام الكاميرات وهم يجلسون على موائد الطعام ويترددون على الجماعات الإسلامية التي لها أتباع ويتملقون الناس بإظهار ما يبطنونه. وآخرها النشاط الذي نظمه وقف تركيا الديني فيما يعرف بـ"نجتمع مع 313 شخصا في صلاة التراويح لمدارس القصر" ترافقه آلات العزف والطرب مخالفة في ذلك الإسلام والسنة.

والسؤال هو أين صلاة التراويح من الاستغلال؟ إذ إن توقيت هذا النشاط والعدد ليدل على الاستغلال الديني. كما تعلمون فإن عدد المقاتلين في غزوة بدر هو 313. والنشاط الذي تم تنظيمه حمل اسم "نجتمع مع 313 شخصا في صلاة التراويح لمدارس القصر". وهذا يعني أن الطائفة التي اشتركت في هذه الفعالية تعتبر نفسها بمثابة الفئة التي انضمت إلى غزوة بدر والجيش الذي قاتل مشركي مكة. أما مدرسة القصر فإنها تشبه نفسها بقائد غزوة بدر وهو الرسول صلى الله عليه وسلم. بالإضافة إلى ذلك فإن أردوغان يرى نفسه أنه يمثل جيش الرسول صلى الله عليه وسلم حيث ينادي قائلا: "هنا إسطنبول أي إسلامبول، هنا ليست القسطنطينية ولكن هناك من يراها كذلك، 22 يوما فقط تفصل بيننا وبينهم"، ويرى حزب الشعب الجمهوري وبقية الأحزاب في جبهة قريش. أي إنه يساوي بين الجهاد الذي وقع في بدر وصلاة التراويح التي عُقدت في يني قابي، باختصار شديد فإنه يقارن أوجه التشابه بين الحالتين مستغلا الدين في ذلك.

إلا أنه ينسى أن الذي كان يواجه الرسول صلى الله عليه وسلم وأصحابه هم مشركو مكة، إذ إن غزوة بدر كانت غزوة مصيرية، أما اليوم فإن مدارس القصر - هي مدرسة مستحدثة في الدولة العثمانية داخل القصر حيث يتم جلب الفتيان البارعين والنابغين لتعليمهم فيها لكي يصبحوا في المستقبل رجال دولة - يواجههم المسلمون وليس الكفار. إذ إنهم يعتبرون المعارضة عدوا بسبب الفوارق الثقافية والجهة التي يخدمونها.

أما عن توقيتها فإنها تزامنت مع الانتخابات التي ستجري في إسطنبول في 23 حزيران، والغرض من عقد هذا النشاط في هذا الوقت بالذات هو لتوحيد الصف ودغدغة مشاعر المسلمين. حيث يتم استدراج الناخبين الغاضبين لحزب العدالة والتنمية إلى صناديق الانتخاب. كما تتم إثارة المشاعر القومية من خلال الشعارات التالية: "لنجتمع في المكان الفلاني، ليكن عددنا على النحو المطلوب، لنتحدى العالم ومنافسينا". كما أن صلاة التراويح التي عُقدت لم تكن لنوال رضوان الله تعالى بقدر ما هي للاستغلال الديني، فإن هؤلاء لا يهمهم ماهية الوسيلة وقداستها بقدر ما يهمهم خدمتها لأغراضهم. فعلى سبيل المثال ادعى مسؤول في حزب العالة والتنمية وهو مساعد رئيس بلدية باكجيلار كنعان غل ترك أن الإسلام سيندثر إن لم يتم التصويت لصالح حزبه.

ومن الجدير ذكره أن من يريد الوصول إلى السلطة في تركيا عليه أن يفوز بأصوات الأكراد أو الإسلاميين، فإن من لا يفوز بصوت هاتين المجموعتين لا يمكن له الوصول إلى السلطة لا على مستوى انتخابات البلديات ولا على مستوى انتخابات البرلمان. ولأن أردوغان أعلن أن الأكراد هم أعداؤه قبيل 31 آذار فإنه من الصعوبة بمكان أن يفوز بأصواتهم، لهذا السبب فإنه يحاول كسب أصوات المسلمين المحافظين من خلال دغدغة مشاعرهم، علما أن هذه الفئة تحمل الغضب تجاهه لأسباب اقتصادية. إذ إنه يأمل من خلال هذه الأنشطة أن يوظف مشاعر المسلمين لتتحول إلى أصوات تقف بجانبه. لكن خاب فأله فهو لن ينجح، لأن المسلمين بدأوا يستيقظون من سباتهم، ويميزون المخادع من غيره. يقول الحق تبارك وتعالى: ﴿وَلا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلاَّ بِأَهْلِهِ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı