اتعظ أيها الرئيس... فكفى بالموت واعظًا
اتعظ أيها الرئيس... فكفى بالموت واعظًا

الخبر: قالت صحيفة "حرييت ديلي نيوز" إن الرئيس التركي (رجب طيب أردوغان) منزعج من عدم السماح له بأن يضع قطعة من كسوة الكعبة على نعش الملاكم العالمي "محمد علي كلاي". وأفادت الصحيفة أنه شارك في صلاة الجنازة وليس في كافة مراسم تأبين "كلاي"، واختصر زيارته لمدينة لويزفيل في ولاية كنتاكي في الوسط الغربي للولايات المتحدة، نظرًا لانزعاجه من طريقة استقبال المنظمين له.

0:00 0:00
Speed:
June 11, 2016

اتعظ أيها الرئيس... فكفى بالموت واعظًا

اتعظ أيها الرئيس... فكفى بالموت واعظًا

الخبر:

قالت صحيفة "حرييت ديلي نيوز" إن الرئيس التركي (رجب طيب أردوغان) منزعج من عدم السماح له بأن يضع قطعة من كسوة الكعبة على نعش الملاكم العالمي "محمد علي كلاي". وأفادت الصحيفة أنه شارك في صلاة الجنازة وليس في كافة مراسم تأبين "كلاي"، واختصر زيارته لمدينة لويزفيل في ولاية كنتاكي في الوسط الغربي للولايات المتحدة، نظرًا لانزعاجه من طريقة استقبال المنظمين له.

التعليق:

دعني أيها الرئيس أضع لك النقاط على الحروف بخصوص هذا الأمر، حتى تقرأه بشكل صحيح. إن الأسطورة محمد علي كلاي، وكذلك تصفه أنت وأسيادك في البيت الأبيض، صاحب مبدأ، حيث أسلم في أعقد الأوقات وأصعبها على أصحاب البشرة السوداء في بلاد "الحرية"، بلاد أسيادك، فوقف متحديًا بإسلامه الضغط العام من الشعب والحكومة، وحتى من ضعاف النفوس ممن نصحوه بأن يخفي إسلامه حتى لا ينقمه المشجعون. وهو على النقيض منك يا أيها الرئيس، حيث تختبئ بعباءة الإسلام، وتظهر أنه منهجك في الحياة، ولا تدع فرصة حتى تظهر للمنضبعين بك أنك تعمل على التغيير نحو الأفضل، مخفيًا العمالة التي لا تنقطع بين أنقرة وواشنطن، التي تخشى أن يعلمها المنضبعون بك، فلا يعودوا يرونك "المغوار".

ونقطة أخرى دعني أضعها لك، حتى تقرأ بشكل سليم، إن محمد علي كلاي المسلم رفض أن ينضم إلى جيش بلاده في قتال المظلومين في فيتنام حسب قوله. على النقيض منك، حيث سمحت لدول التحالف الغربي الكافر باستخدام أرض تركيا المسلمة من أجل قصف العراق وتدميره، وإبادة الملايين وتشريدهم، بتآمرك أنت وعملاء أمريكا في إيران. وليس هذا فحسب، بل سمحت لقوى الشر كلها بقصف من تشاء، كيفما تشاء، حتى إنك عرضت على لسان وزير خارجيتك مشاركة العدو الأكبر للإسلام والمسلمين (أمريكا) في قتل المسلمين وتشريدهم في أرض الشام.

أمر آخر فعله محمد علي كلاي، وهو أنه فضل السجن على التخلي عن مبدئه، وحافظ عليه. أما أنت أيها الرئيس فلم تحافظ على أي مبدأ، ولم تسقط منك دمعة لتخليك عنه. أنت قلت إنك لن تسمح بحماة ثانية في حلب، لكنك سمحت، وحصلت تحت نظرك، ولم تحرك ساكنًا. أنت من وضعت خطوطًا حمراء تجاوزها مرتزقة أمريكا من قوات سوريا الديمقراطية الكردية، ولم تفعل شيئًا، بل محوت الخطوط، وعرضت المساعدة. فأي مبدأ لك، إن كان لك مبدأ تحاكمه؟!

ونقطة أخيرة أضعها حتى تقرأ جيدًا أيها الرئيس، لقد قال محمد علي: "طلبتُ من الله الثراء، فأنعم عليّ وله الحمد بالإسلام". هذا الشخص طلب من العلي القدير أن ينعم عليه ويهديه، وقد اهتدى إلى ما نحسبه مات عليه، فهل طلبت أنت من الله الهداية والرضا أم من سيدتك أمريكا؟ لا داعي للإجابة، فقد نلت بالفعل رضا سيدتك أمريكا بعمالتك المكشوفة لكل واعٍ مخلص في هذه الأمة الكريمة، فأنت ما بلغت مكانتك إلا كما بلغها عميل أمريكا الذكي عبد الناصر، الذي استخدم القومية كغطاء، وأنت استخدمت الإسلام كرداء، وكلاكما حقق الدرجة نفسها، وهي عميل بامتياز بلا منازع.

إن ما شهدته أيها الرئيس من سوء استقبال ظنًا منك بأنك محبوب وبأنك تمكنت من خداع الآخرين ليس غريبًا، فالكثير من الناس يعون أنك مخادع، وأنك لا تدع فرصة لتعرض فيها نفسك مخلصًا للأمريكان مخادعا للمسلمين. ألم تعِ أنت وأمثالك أن زمانك قد انتهى، وأن وجهك قد انكشف، وأنت تظن أنك ستخدع الناس بقطعة قماش؟ لقد قال عمر بن الخطاب: "بطون المسلمين أولى من أن أكسو الكعبة بالحرير"، وأنت تجد الجياع والقتلى والمشردين، وتتغاضى عن مآسيهم، وحاجتهم للمال، وتساعد من أوصلهم إلى هذا الحال!!

أيها الرئيس استيقظ من أحلام اليقظة، فالمسلمون كلهم واعون، ومدركون لأفعالك. إن باب التوبة مفتوح، والرجوع عن الخطأ من شيم العقلاء، والشهر شهر المغفرة والتوبة، فعد إلى حضن أمتك، وارجع إلى رشدك، واطلب المغفرة من ربك، واستقبل الله بوجه تائب. عندها ستكون الأمة معك قلبًا وقالبًا، إن استبدلت بحالك عز الدنيا والآخرة، وإن الله غفور رحيم، وكفى بالموت واعظًا يا أردوغان.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. ماهر صالح – أمريكا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı