أطفال ونساء المسلمين يطالبون بتنفيذ أوامر الإسلام وليس (الميثاق الوطني التركي)!
أطفال ونساء المسلمين يطالبون بتنفيذ أوامر الإسلام وليس (الميثاق الوطني التركي)!

مشاركة تركيا أو عدم مشاركتها في العمليات العسكرية التي أطلقت حديثا ضد تنظيم الدولة في مدينة الموصل في العراق هي على رأس جدول الأعمال في هذه الأيام. وقد أعرب الرئيس أردوغان عن الحاجة إلى مشاركة تركيا في هذه العملية من خلال التأكيد على الميثاق الوطني التركي (الميثاق المللي) في كل خطاباته.

0:00 0:00
Speed:
October 26, 2016

أطفال ونساء المسلمين يطالبون بتنفيذ أوامر الإسلام وليس (الميثاق الوطني التركي)!

أطفال ونساء المسلمين يطالبون بتنفيذ أوامر الإسلام

وليس (الميثاق الوطني التركي)!

(مترجم)

الخبر:

مشاركة تركيا أو عدم مشاركتها في العمليات العسكرية التي أطلقت حديثا ضد تنظيم الدولة في مدينة الموصل في العراق هي على رأس جدول الأعمال في هذه الأيام. وقد أعرب الرئيس أردوغان عن الحاجة إلى مشاركة تركيا في هذه العملية من خلال التأكيد على الميثاق الوطني التركي (الميثاق المللي) في كل خطاباته. حيث قال أردوغان: "ما هو أسوأ من ذلك، [...] أولئك الذين طوقوا تركيا في هذه الحلقة المفرغة منذ عام 1923، إنهم يريدون أن يجعلونا ننسى آلاف السنين من وجودنا في المنطقة، وننسى ماضينا السلجوقي والعثماني" وقال: "إن الهدف من حرب الاستقلال كانت حماية الميثاق الوطني التركي". وقال: "نحن نسمي أحداث 15 تموز/يوليو، الحرب الثانية للاستقلال" (وكالات).

التعليق:

تأكيدات الرئيس التركي هذه على الميثاق الوطني جاءت مباشرة بعد محادثة هاتفية أجراها مع الرئيس الروسي فلاديمير بوتين. وجاءت هذه التأكيدات بعد تصريحاته، التي أعلن فيها "تباحثت [مع بوتين] سبل التوصل إلى اتفاق لإخراج "النصرة" من حلب ومنح السلام لأهل حلب". والآن، من خلال جلب الميثاق الوطني التركي في جدول الأعمال، ومن خلال المقارنة بين 15 تموز/يوليو وحرب الاستقلال، يُراد خلق خلط في المشاعر والتصورات بين الأمة. ويُراد التعتيم على أن الهدف في الموصل هو خدمة مصالح الولايات المتحدة الأمريكية، تماما كما هو الحال في حلب. بيد أن الناس لم يتدفقوا إلى الشوارع والساحات، لا في أثناء حرب الاستقلال ولا في يوم 15 تموز/يوليو، بسبب التزامهم بالميثاق الوطني. إنهم لم يستشهدوا من أجل الديمقراطية! وكل مخلص للتاريخ ولوقتنا الحاضر يعلم ذلك جيدا. لا شك في أن الأمة في تركيا، وفي حلب وسوريا كلها، وعلى وجه اليقين في الموصل يدركون جيدا ما هو الميثاق الوطني وما هي معاهدة لوزان. فالميثاق الوطني، أو الميثاق المللي، هو اسم للاتفاق ذاته الذي مزق الخلافة إلى قطع، والذي جعل أراضيها قومية كما يشير إليه اسمه، والذي تعمد إلى سجنها في الحدود القومية غير الإسلامية المصطنعة.

لكن قادة تركيا لديهم مشهد ضبابي للتاريخ: ألم تكن دول التحالف وعلى رأسها روسيا، والمملكة المتحدة، والولايات المتحدة الأمريكية هي التي جعلت الدولة العثمانية توقع على اتفاق هدنة موندروس؟ والتي غزت الواحدة منها تلو الأخرى البلاد الإسلامية ثم وضعت حدود الميثاق الوطني (حدود الميثاق المللي)؟ ألم تكن هذه الدول نفسها هي التي انتهكت قراراتها في الميثاق الوطني بإعداد معاهدة لوزان؟ أليست تلك المواثيق والمعاهدات هي التي استبعدت أخيرا حلب والموصل وأربيل والسليمانية وكركوك من حدود تركيا؟ أليس قادة تركيا اليوم من يقولون بأن المسلمين أريد خداعهم طوال 98 عاما تماما الآن بكذبة عميل الحلفاء مصطفى كمال ورفاقه بأن هذه المواثيق والمعاهدات كانت "أكبر نجاح سياسي"؟

لكن الأمة لا تشعر بالحاجة بعد الآن لدراسة هذه المسألة أكثر من ذلك. لقد سئمت الأمة من المناقشات الغوغائية الفارغة. فهي تعرف جيدا ولم تنس أبدا الأسباب الرئيسية والجناة والمرتدين، وشبكات الخيانة والمؤامرات التي كانت وراء هذه الاتفاقات، والكيانات الهشة التي بنيت عليها. هذه الأمة تبصر أفضل من زعمائها تكالب الدول الكافرة عليها مثل الحيوانات الجائعة. فالقنابل التي تسقط كل يوم من الطائرات الحربية الروسية والأمريكية ودول التحالف الأخرى والتي تنطلق من القواعد العسكرية في تركيا تصيب وتعاني منها حلب، وتشعر بها الأمة المسلمة في تركيا... إننا نشعر ونعيش الميثاق الوطني ومعاهدة لوزان كل يوم تقريبا، كلما مرت السفن الحربية الروسية في مضيق البوسفور مزودة بمعدات لقصف سوريا. واليوم، نشعر ونعيش بعمق معاناة ما يقرب من مليون من أخواتنا وإخواننا والأطفال المسلمين من الموصل، الذين أجبروا على مغادرة منازلهم بسبب قرار أمريكا دخول الموصل بحجة قتال تنظيم الدولة.

وللأسف؛ فإن خدمة تركيا لدول التحالف هذه لها قيمة كبيرة، فقد وصف قائد القيادة المركزية الأمريكية، الجنرال جوزيف فوتيل وجود تركيا في الحملة ضد تنظيم الدولة، بأنها في "غاية الأهمية" قائلا إنه "لولا دعم تركيا لما كنا استطعنا إنجاز ما أنجزناه في سوريا". وتشعر تركيا بالفخر تجاه ذلك!

إن الأمة لا تطلب منك لا لوزان ولا الميثاق الوطني. الأمة تريد منك التحرر من قيود الكفار وأغلال القومية، وإلى احتضان ورفع راية رسول الله صلى الله عليه وسلم، وإنهاء معاناة النساء والأطفال المسلمين كما توجب عليك أخوّة الدين وإيمانك. إنهم لا يريدون منك أن تتحدث عن السلاجقة والعصر العثماني، إنهم يريدون منك تنفيذ أوامر الله سبحانه وتعالى ورسوله صلى الله عليه وسلم كما فعلوا، وأن ترفض بصرامة أي نوع من المصالح والمكاسب الدنيوية وأن تتلبس بالعمل لنجدة الأمة. إنها لا تريد لك الوقوف في صف أمريكا ودعم غزوها! وهي لا تريد لك مصافحة روسيا وتسوية حلب بالأرض!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

زهرة مالك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı