اتفاق ستوكهولم خدمة للمستعمرين وتضييع لدماء المسلمين في حرب السنوات الأربع
اتفاق ستوكهولم خدمة للمستعمرين وتضييع لدماء المسلمين في حرب السنوات الأربع

الخبر:   الجبير: ولي العهد بذل جهوداً شخصية كبيرة لإنجاح مفاوضات ستوكهولم (الشرق الأوسط 2018/12/14م)

0:00 0:00
Speed:
December 15, 2018

اتفاق ستوكهولم خدمة للمستعمرين وتضييع لدماء المسلمين في حرب السنوات الأربع

اتفاق ستوكهولم

خدمة للمستعمرين وتضييع لدماء المسلمين في حرب السنوات الأربع

الخبر:

الجبير: ولي العهد بذل جهوداً شخصية كبيرة لإنجاح مفاوضات ستوكهولم (الشرق الأوسط 2018/12/14م)

التعليق:

في ظل الحرب التي ما زالت مستمرة منذ أربعة أعوام والتي راح ضحيتها الآلاف من الأبرياء، تأتي المفاوضات السياسية القذرة كالعادة لتمرير المخططات والمؤامرات الخبيثة، وكذلك الأمر في مفاوضات السويد بين أطراف النزاع في اليمن، ونقصد بأطراف النزاع هنا عملاء الغرب بشقيه الأمريكي والبريطاني، والذي لا ينتج عن انتصار أحدهما أو انهزام الآخر إلا ضياع لمصالح المسلمين ودمائهم ومقدراتهم.

لقد نتج حتى الآن من هذه الحرب فضلا عن دماء آلاف الأبرياء وملايين الجياع والمهجرين، نتج عنها في ملف مفاوضات السويد "ستوكهولم" تضييع للأراضي المسلمين ومصالحهم، فها هي الاتفاقية تأتي في نهاية الأمر على تسليم ميناء الحديدة للأمم المتحدة بحجة تمرير المساعدات الإنسانية، وهي الحجة التي ما فتئ الغرب يستعملها منذ عقود ليزيد نفوذه في بلاد المسلمين ويضاعف من سرقاته لثرواتهم.

لقد جاءت هذه المفاوضات في الوقت الذي يتصارع فيه عملاء الإنجليز "حكومة هادي" وعملاء الأمريكان "السعودية" على تقاسم الحصة الأكبر من كعكة اليمن وفي هذه المعادلة تأتي الحديدة كبيضة القبان في الميزان، فالطرف الذي يسيطر عليها يمكن اعتباره صاحب النصيب الأكبر في الموارد المالية والسيطرة الاستراتيجية في أرض المعركة.

منذ أن وصل الحوثيون إلى ميناء الحديدة، كان وصولهم هذا بمثابة مكسب سياسي لأمريكا كونها تقوي الطرف الحوثي على عملاء الإنجليز في اليمن وذلك من خلال السماح لهم بالوجود في منطقة ساحلية استراتيجية تعطيهم مركز قوة في الحرب وفي المفاوضات، غير أن عملاء الإنجليز ما هدأ لهم بال منذ ذلك الوقت، فالإمارات ومن موقعها في التحالف العربي وبالرغم من تلكؤ السعودية ما زالت توجه الضربات تلو الضربات نحو هذا الهدف، والتي جاءت نتائجها في مفاوضات المبعوث الأممي البريطاني غريفيث في اليمن، فقد ركز في كل مراحل المفاوضات على إضعاف الحوثيين وإجبارهم على التراجع عن ميناء الحديدة وذلك بمختلف الوسائل الدبلوماسية على طاولة المفاوضات وغير الدبلوماسية في ساحة المعركة.

مؤخرا ومنذ شهر تقريبا وبعد أن أحست السعودية ومن ورائها أمريكا بضعف موقفها على الأرض بدأت بترديد نغمة تسليم الحديدة للأمم المتحدة (كطرف محايد) وهو ما أعلنته الخارجية الأمريكية أن أمريكا تقترح تسليم ميناء الحديدة اليمني إلى "طرف محايد" للسماح بوصول المساعدات الإنسانية إلى اليمن. (روسيا اليوم 2018/11/22) وفي اليوم نفسه صرح ماتيوس بما يشبه الفضح لمخططات غريفيث حين رجح انعقاد محادثات سلام بين الأطراف المتنازعة في اليمن في أوائل كانون الأول/ديسمبر بالسويد، وذلك حين أدركت أمريكا أن تحركات غريفيث على وشك أن تنتج شيئا لا يخدم مصالحها، وبالتالي فقد عملت أمريكا ومن ورائها الأمين العام للأمم المتحدة غوتيريش والذي تحرك مع ابن سلمان لإقحام أنفسهم بالقوة في هذه المفاوضات والتي حضر فيها الأمين العام غوتيريش مراحلها الأخيرة بعد محادثاته مع ابن سلمان، وذلك لكي يضمن تسليم الحديدة للأمم المتحدة "الطرف المحايد" فيقطع الطريق بذلك على عملاء بريطانيا والذين كانوا حتى آخر لحظة يرفضون تسليم الحديدة لطرف ثالث ويصرون على أن يتسلموها هم بوصفهم الحكومة الشرعية. جاء في موقع أخبار اليمن 2018/12/1 "شددت الحكومة اليمنية مرة جديدة على ضرورة التمسك بتنفيذ قرار مجلس الأمن 2216، وتسليم ميناء الحديدة إلى الشرعية"، غير أن الأمور جرت حتى الآن بما يشبه الحل الوسط والراجحة كفته بعض الشيء نحو أمريكا وذلك بتسليم الحديدة للأمم المتحدة، والذي يعني بالمحصلة أن الحرب لم تتوقف طالما أن أطراف النزاع الأساسيين لم يتفقوا فيما بينهم حتى الآن.

إن التساؤل المثار هنا هو، لماذا كانت كل هذه الحرب وكل هذه التكاليف التي تحملها المسلمون إذا ما كانت نهايتها تسليم بلاد المسلمين لأعدائهم؟ ولصالح من كان كل طرف يقتل في الطرف الآخر والطرفان يقتلان بأيديهم أبناء المسلمين الأبرياء إذا ما كانت القضية تحل ما بين أروقة السياسة الأمروإنجليزية والأمم المتحدة؟ وهل فعلا كان لا بد لهذه الحرب أن تكون بين أبناء المسلمين خدمة لمصالح المستعمرين؟ لا شك ان إجابات هذه الأسئلة وغيرها صار واضحا وبشكل كبير حتى لعامة الناس وخصوصا في اليمن.

إن على أبناء الأمة الإسلامية في بلاد الحرمين خاصة أن يعلموا أن حكام آل سعود ما دخلوا في هذه الحرب إلا خدمة لمصالح أمريكا، كما أن التضخيم الإعلامي للخطر الحوثي في الداخل ما كان إلا لزيادة قرع الطبول لهذه الحرب الجزافية وإيجاد مبررات وهمية لتأييد الحرب من الداخل، كما أن على أبناء المسلمين في بلاد الحرمين أن يعلموا بأن ليس لهم في هذه الحرب لا ناقة ولا جمل وأن الجمل بما حمل كله لصالح الغرب المستعمر (أمريكا)، ولن ينال المسلمون من ذلك كله إلا الخسارة العظيمة.

إن الضمان الوحيد لمصالح المسلمين السياسية والمادية والمعنوية والأخروية يكمن في تمسكهم بدينهم وبوعيهم على ما ينبثق من هذا الدين العظيم من تشريعات وأحكام تعالج لهم مختلف شؤون حياتهم وفي مختلف المجالات، فهلا وعى المسلمون على حقيقة هذا الدين فحكّموه في كل حياتهم ومعاشهم، فأقاموا دولة إسلامية تحكم بكتاب الله وسنة نبيه وتقتدي بالخلفاء الراشدين وتكون على منهاج النبوة كما وصفها رسولنا الكريم عليه الصلاة والسلام حين قال: «ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ».

قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ماجد الصالح – بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı