عواصف النسوية المدمرة تتمكن في الإعلام وتبث سمومها
عواصف النسوية المدمرة تتمكن في الإعلام وتبث سمومها

الخبر:   تناول برنامج "مسلات" بتلفزيون السودان، موضوع النسوية في السياق الثقافي السوداني، تحت عنوان: (النسوية السودانية حق أم احتجاج مجاني) استضاف من خلاله الكاتبة ويني عمر والناشطة النسوية هدى شفيق، فشرحت ويني استناداً إلى الفكر الغربي فلسفة النسوية واستشهدت بمفكرين غربيين منهم مارغريت مد. واستندت إلى فكرة تقسيم الأدوار ووصفت الأدوار التي قسمت من قبل بالظالمة للمرأة ووصفتها بالتقليدية...، أما هدى شفيق فقالت إن دور النساء في المجتمع كأدوار إنجابية فيها ظلم وهي على حساب صحة المرأة واستمتاعها بالحياة لذلك يجب أن تكون اختيارية!! وطالبت الناشطتان إما بإعادة تفسير النصوص المتعلقة بالولاية وشروط الزواج أو فصل الدين عن الدولة.

0:00 0:00
Speed:
January 13, 2021

عواصف النسوية المدمرة تتمكن في الإعلام وتبث سمومها

عواصف النسوية المدمرة تتمكن في الإعلام وتبث سمومها

الخبر:

تناول برنامج "مسلات" بتلفزيون السودان، موضوع النسوية في السياق الثقافي السوداني، تحت عنوان: (النسوية السودانية حق أم احتجاج مجاني) استضاف من خلاله الكاتبة ويني عمر والناشطة النسوية هدى شفيق، فشرحت ويني استناداً إلى الفكر الغربي فلسفة النسوية واستشهدت بمفكرين غربيين منهم مارغريت مد. واستندت إلى فكرة تقسيم الأدوار ووصفت الأدوار التي قسمت من قبل بالظالمة للمرأة ووصفتها بالتقليدية...، أما هدى شفيق فقالت إن دور النساء في المجتمع كأدوار إنجابية فيها ظلم وهي على حساب صحة المرأة واستمتاعها بالحياة لذلك يجب أن تكون اختيارية!! وطالبت الناشطتان إما بإعادة تفسير النصوص المتعلقة بالولاية وشروط الزواج أو فصل الدين عن الدولة.

التعليق:

 إن أهل السودان لهم هوية وثقافة نابعة من قناعاتهم التي تتناقض مع ما طرحته هؤلاء النسويات في هذا البرنامج، وإن كانت حقبة الاستعمار وما أعقبها أزالت سيما هذه القناعات في الحكم والاقتصاد، لكنها لم تجرؤ على ما تجرأت عليه هذه الحكومة من إثارة الجدل الواسع والتناقضات الكبيرة جداً على ساحته الثقافية والسياسية والاجتماعية على وجه التحديد، وكون تلفزيون السودان يستضيف نساء لا يعرف كونهن من أهل السودان إلا من اللهجة، فهنّ غربيات الطبع والطباع بل يطلبن من النساء أن يطالبن بحقوقهن على أساس منهجية العمل النسوي، بذلك تكون عواصف النسوية المدمرة قد تمكنت في الإعلام وأصبحت تبث سمومها التي لا علاقة لها بمعتقدات وثقافة أهل البلد بل هي من صميم حضارة تتناقض مع الإسلام جملة وتفصيلاً.

ما طرح في البرنامج بشكل عام هي أفكار ومفاهيم تساعد في إعادة تشكيل المجتمعات كما صرحت المستضافات لتواكب نظيراتها في العالم، لكن السؤال ماذا جنت المرأة في العالم من نضال النسويات المأجورات إلا تسليع المرأة وتدمير الأسرة، ولم تحل لا مشاكل الفقر ولا التعليم؟!

أما موضوع التغيير في الأدوار والمساواة فإنه أمر غير وارد في شرع الله الحنيف دين أهل البلد، فرب الرجل والمرأة لم يجعل للناس جميعهم حكماً واحداً في كل قضية، بل يراعي واقعاً معيناً وأوصافاً معينة عند التشريع تلائم واقع القضية المراد علاجها؛ فمثلاً حين نظم علاقة الرجل بالمرأة لاحظ في أحكامه وصفي الذكورة والأنوثة لتعلقهما المباشر بهذه المسألة، فجاء بأحكام تتعلق بالمرأة تختلف عن أحكام الرجل بهذا الاعتبار، فجعل عورة الرجل تختلف عن عورة المرأة، وخصها بأحكام الحيض والنفاس والولادة، إذ طبيعة بنيتها الجسدية تقتضي ذلك، وجعل الأصل في المرأة أن تكون أماً وربة بيت وعرضاً يجب أن يُصان، إذ طبيعة استعداداتها الجسدية والنفسية المختلفة عن الرجل تقتضي ذلك. وفي المقابل أوجب على الرجل القيام على أمر المرأة والعيال ورعاية شؤونهم وأوجب عليه النفقة لمن يعول، وفي الميراث أعطى أحياناً الذكر مثل حظ الأنثيين مراعياً ما أوجبه على الذكر من النفقة على المرأة... فهذا الاختلاف في الأحكام لا يعد تمييزاً بين الناس بل هو وضع للأمور في نصابها ممن خلق الذكر والأنثى، وليس رأياً لنسوية فضح التاريخ أخلاقهن مثل (كاثرين مود).

والمستغرب أن هؤلاء المستضافات عشن في الغرب وشهدن ما تعانيه المرأة هناك، وهي تئن من جور النظم الرأسمالية التي حولتها لسلعة تباع وتشترى، ويتمتع بها الرجل حتى إذا كبرت رموها في دور العجزة حتى الموت، لا أحد يسأل عنها، لذا كثر عندهم الإجهاض وقتل النساء وتعذيبهن، فخرجت منظمات تدافع عن المرأة، أما نحن بوصفنا مسلمات فلا حاجة لنا بهذا النضال لأجل حقوق شرعتها عقول البشر فلنا حقوق وواجبات نتعبد بها رب البشر.

إن المرأة في السودان اليوم، مطالبة بأن تنزع يدها من دعاوى النسويات التي تسعى لتحرر المرأة من إسلامها إلى جحيم الرأسمالية المتوحشة، وأن ندرك أن الغرب الرأسمالي وأذنابه لا يريدون من حرية المرأة، إلا إفسادها وأنهم يرمون من وراء ذلك إلى إفساد المجتمعات ليسهل عليهم تنفيذ أجندتهم الاستعمارية من نهب الثروات والسيطرة على العالم، وأن العمل لإعادة كيان الأمة السياسي الخلافة الراشدة الذي هو الدرع الواقي من هذه المخططات الخبيثة هو الحل الأوحد والأنجع بل هو الفرض الذي يجب أن يسعى له الجميع.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı