أوزبيكستان على مفترق طرق الاستراتيجيات الجيوسياسية
أوزبيكستان على مفترق طرق الاستراتيجيات الجيوسياسية

  الخبر: في 27 تشرين الثاني/نوفمبر 2022 وصل إلى أوزبيكستان وفد برئاسة رئيس مجلس الدوما (البرلمان) للاتحاد الروسي فياتشيسلاف فولودين. وفي الأول من كانون الأول/ديسمبر وصل رئيس الوزراء الروسي ميخائيل ميشوستين إلى سمرقند. (سبوتنيك نيوز ومواقع إخبارية أخرى).

0:00 0:00
Speed:
December 11, 2022

أوزبيكستان على مفترق طرق الاستراتيجيات الجيوسياسية

أوزبيكستان على مفترق طرق الاستراتيجيات الجيوسياسية

الخبر:

في 27 تشرين الثاني/نوفمبر 2022 وصل إلى أوزبيكستان وفد برئاسة رئيس مجلس الدوما (البرلمان) للاتحاد الروسي فياتشيسلاف فولودين. وفي الأول من كانون الأول/ديسمبر وصل رئيس الوزراء الروسي ميخائيل ميشوستين إلى سمرقند. (سبوتنيك نيوز ومواقع إخبارية أخرى).

التعليق:

أصبحت آسيا الوسطى بما في ذلك أوزبيكستان هدفاً للتوسع بالنسبة لروسيا وأمريكا والصين وأوروبا نظراً لموقعها الجغرافي الاستراتيجي وقاعدة مواردها الغنية. كما هو معروف لا تزال روسيا تنظر إلى آسيا الوسطى على أنها مزرعتها الخاصة؛ لذلك فهي قلقة كون هذه المنطقة أصبحت هدف توسع للآخرين وخاصة أمريكا، فتحاول إبقاء هذه المنطقة في براثنها. هذا هو الهدف من زيارة رئيس الدوما الروسي فولودين ورئيس وزراء روسيا ميشوستين إلى أوزبيكستان واقتراح الرئيس بوتين في 29 تشرين الثاني/نوفمبر إنشاء تحالف ثلاثي بين روسيا وكازاخستان وأوزبيكستان. وقد حذر رئيس مجلس الدوما الروسي فياتشيسلاف فولودين أوزبيكستان من عواقب العلاقات الاستراتيجية مع أمريكا مشيراً إلى أنها قد تسببت في مشاكل اقتصادية في أوروبا. وفي 9 تشرين الثاني/نوفمبر صرحت المتحدثة باسم وزارة الخارجية الروسية ماريا زاخاروفا بأن: "روسيا تراقب عن كثب الزيارات المتزايدة لممثلي الولايات المتحدة إلى دول آسيا الوسطى. نحن نسجل محاولات الولايات المتحدة الأمريكية المستمرة لترسيخ وجودها في آسيا الوسطى". وكما هو معروف قام وفد برئاسة مساعد وزير الخارجية الأمريكي دونالد لو بزيارة أوزبيكستان وقرغيزستان وطاجيكستان وكازاخستان يومي 23 و27 أيار/مايو من هذا العام. وفي 26 آب/أغسطس وصل عضوا الكونغرس الأمريكي ترينت كيلي ودارين لحوده إلى أوزبيكستان - وهما ممثلا التجمع حول أوزبيكستان (جماعات الضغط) - لوضع خط سياسي واحد. ووصف موقع إزفستيا الروسي ذلك بأنه محاولة أمريكية لطرد روسيا والصين من المنطقة. وفي 17 تشرين الأول/أكتوبر التقى نائب رئيس الوزراء وزير الاستثمار والتجارة الخارجية لأوزبيكستان جمشيد خوجاييف مع وزير التجارة الأمريكي ماريسو لاغو وناقش الوضع الحالي للعلاقات التجارية والاقتصادية بين البلدين وآفاق تنميتها. من المؤكد أن أمريكا تفعل كل هذا وفقاً لاستراتيجيتها لآسيا الوسطى للفترة 2019-2025.

وفي 17 تشرين الثاني/نوفمبر انعقد الاجتماع الثامن عشر لوزراء خارجية دول آسيا الوسطى مع الممثل الأعلى للاتحاد الأوروبي جوزيف بوريل في سمرقند. كما شارك فيه وزير خارجية أوزبيكستان فلاديمير نوروف. وناقش الاجتماع الأنشطة التجارية والاقتصادية والاستثمارية والنقل والأمن والوضع في أفغانستان وأوكرانيا وقضايا أخرى.

كما أن توسع الصين في آسيا الوسطى وخاصة في أوزبيكستان آخذ في الازدياد. فوفقاً للجنة الإحصائية لجمهورية أوزبيكستان جاءت الصين مرة أخرى في المقدمة من حيث التجارة مع أوزبيكستان. وتتزايد أيضاً مشاركة الصين في الزراعة في أوزبيكستان كل عام. ووفقاً لموقع Gazeta.uz في 19 أيار/مايو تجاوزت ديون أوزبيكستان للصين 4 مليارات دولار. وباختصار يتزايد خطر وقوع هذه المنطقة في براثن الصين. وقال الرئيس الصيني السابق ماو تسي تونغ ذات مرة إن الحدود بين الصين والاتحاد السوفيتي يجب أن تمر في طشقند!

بطبيعة الحال فإن هذه التوسعات ستثير قلق روسيا بالتأكيد. لهذا السبب أرسلت روسيا رئيس مجلس الدوما فولودين ورئيس الوزراء ميشوستين إلى أوزبيكستان. ووفقاً لموقع Vesti.RU استثمرت روسيا في قطاع الطاقة وحده في أوزبيكستان 12 مليار دولار. وقد حطم حجم الدورة التجارية بين أوزبيكستان وروسيا - رقما قياسيا، وهو الآن يقترب من 7 مليار دولار. كما أن صناعة الغاز في أوزبيكستان بيد شركة غازبروم الروسية، ولهذا يبقى الشعب الأوزبيكي بدون غاز في الشتاء القارس رغم وجوده في بلادهم، لأن روسيا تستخدم الغاز كأداة للضغط السياسي!

والخلاصة: إن الصراع الجيوسياسي للكفار المستعمرين مستمر في آسيا الوسطى وخاصة في أوزبيكستان. وإنه لأمر محزن للغاية أن بلادنا أصبحت لقمة سائغة للمستعمرين الجشعين الكافرين. ولا همّ عند حكام أوزبيكستان إلا إرضاء أسيادهم المستعمرين والاحتفاظ بعروشهم! لذلك على مسلمي أوزبيكستان وخاصة السياسيين والمثقفين والمدونين أن يدقوا ناقوس الخطر. والطريقة الوحيدة للتحرر من براثن دول الكفر الاستعمارية هي استئناف الحياة الإسلامية بإقامة دولة الخلافة الراشدة، فهي جنة كما قال رسول الله ﷺ، وهي لا تحمي المسلمين فحسب بل تحمي البشرية جمعاء وتخرجهم من ظلمات الرأسمالية إلى نور الإسلام. لهذا السبب يدعو حزب التحرير المسلمين باستمرار لإقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة، ويجب على المسلمين أن يستجيبوا لهذه الدعوة.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إسلام أبو خليل – أوزبيكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı