عيدٌ آخر يطل على الأمة الإسلامية والمشاكل والكوارث تتزايد وتتفاقم النزاعات على المياه مثالا
عيدٌ آخر يطل على الأمة الإسلامية والمشاكل والكوارث تتزايد وتتفاقم النزاعات على المياه مثالا

الخبر:   العراق مهدد بالعطش "الإطلاقات المائية من إيران بلغت صفراً، فماذا حلّ بالرافدين؟" (روسيا اليوم)

0:00 0:00
Speed:
July 21, 2021

عيدٌ آخر يطل على الأمة الإسلامية والمشاكل والكوارث تتزايد وتتفاقم النزاعات على المياه مثالا

عيدٌ آخر يطل على الأمة الإسلامية والمشاكل والكوارث تتزايد وتتفاقم

النزاعات على المياه مثالا

الخبر:

العراق مهدد بالعطش "الإطلاقات المائية من إيران بلغت صفراً، فماذا حلّ بالرافدين؟" (روسيا اليوم)

التعليق:

تُعتبر المياه من مقوماتِ الحياةِ الأساسية، بل هي كل الحياة، يقول سبحانه وتعالى: ﴿وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ﴾ وقد حبا الله الكثير من بلدان العالم العديد من المجاري المائية العذبة والمياه الجوفية النقية، وعاشت البشرية دهورا عديدة تنعم بهذا الخير، إلى أن ظهرت الرأسمالية الشريرة وأخذت تستعمر البلاد وتذل العباد بأساليب ووسائل متنوعة شكلت مصائب للإنسانية عامة، وبسبب تسلطها الاستعماري الحاقد، ومكائدها للإسلام والمسلمين والذي استمر لمئات السنين، كانت نتيجته إسقاط الأم الرؤوم للأمة الإسلامية (الخلافة)، فصارت في مشاريعها ومطامعها في الحصول على المياه عصب الحياة، فبعد أن أوجدت كيان يهود في أطهر بقعة حيث مسرى رسول الله عليه الصلاة والسلام ومعراجه، أعانت يهود في تحقيق مطامعهم في الحصول على مياه دول الجوار الفلسطيني، واستخدام إثيوبيا أداة حرب تساعدهم في تحقيق مطامعهم في مياه نهر النيل في مصر والسودان.

ولن نخوض هنا في واقع ما يحصل في مصر والسودان من آثار مدمرة وكارثية يمكن أن تحصل جراء بناء إثيوبيا سد النهضة الكارثي، بل سنركز على العراق ومواردها المائية المعتدى عليها.

يعتمد العراق في تأمين المياه بشكل أساسي على نهري دجلة والفرات، وروافدهما التي تنبع جميعها من تركيا وإيران وتلتقي قرب مدينة البصرة جنوبي العراق لتشكل شط العرب الذي يصب في الخليج.

لكن العراق يواجه في هذه الفترة أزمة مياه حادة في ظل ارتفاع شديد في درجات الحرارة تزيد عن 52 درجة مئوية وانقطاع للكهرباء، وبالتالي فالكارثة لم تقع فقط على الأفراد وصحتهم ومعاناتهم وإنما تسببت في دمار الآلاف من الهكتارات الزراعية، وفي تهديد الثروة الحيوانية، بسبب السدود التي يبنيها جيرانه في إيران وتركيا.

فبعد احتلال العراق عام 2003 لم تتحمل الحكومات التي تعاقبت على العراق المسؤولية، ولم تطور البنى التحتية ولم تهتم بالسدود والبحيرات وغيرها من المشاريع المائية، وبسبب الفوضى الأمنية وفشل الحكومة العراقية في تأمين تدفق مياه نهر دجلة عانت مناطق جنوب العراق العطش بعد العام 2014.

واليوم يهدد العطش منطقة ديالى بسبب قيام إيران والتي تتقاسم معها العديد من الأنهار والجداول بقطع جميع الموارد المائية عنها، والسدود التي بنتها إيران في أعالي الأنهار وخاصة على نهر الزاب الأسفل بالإضافة إلى نهر ديالى، رغم أنها صغيرة إلا أنها كثيرة وتأثيرها السلبي على العراق كبير جدا، كما أنها بنت خمسة سدود على نهر الكارون رغم أن هناك اتفاقية موقعة بينهما عام 1975م لتقاسم المياه، لكن إيران رفضت الانصياع لتلك الاتفاقية وغيرها من الاتفاقيات الأخرى لتقاسم أضرار شح المياه الإقليمية.

وبالنظر إلى نهر دجلة، فبالإضافة إلى قطع إيران المياه المتدفقة عبر ثلاثين رافدا تنبع من أراضيها وتغذي 12% من نهر دجلة، فإن تركيا هي أيضا تقيم سد إليسو ولديها مشاريع لبناء سدود أخرى على نهر دجلة، وفي حال اكتمالها سيظهر بشكل واضح تناقص واردات العراق المائية من هذا النهر.

ومطامع تركيا في العراق وسوريا متشابهان، فخلال السنوات الماضية بسبب وجود توجّه تركي نحو مضاعفة استغلال مياه نهري دجلة والفرات في مشاريع زراعية وصناعية ضخمة، تحاول تركيا بين الحين والآخر استخدام ورقة المياه لتنفيذ ما تخطط له بدولتي مسرى نهر الفرات (سوريا والعراق) بشكل خاص، ورغم إعلان مسؤول في شمال سوريا قبل عدة أشهر عن انخفاض منسوب مياه نهر الفرات بأكثر من خمسة أمتار لأول مرة في التاريخ، كأمر خطير وينذر بالأمر نفسه في العراق، فقد أُعلن عن جفاف نهر الخابور وروافده بسبب حجز تركيا لكميات كبيرة من مياه نهر الفرات، وخروج مساحات واسعة من الأراضي الزراعية من الاستثمار نتيجة توقف مشاريع الري على سرير نهر الخابور من مدينة رأس العين حتى ناحية مركدا.

ورغم مرور أكثر من ستة أشهر على تسلم تركيا رسميا بروتوكول التعاون في المجال المائي الذي أقره مجلس الوزراء العراقي، لكن لم يعلن لاحقا عن أي تقدّم في الملف في ظل أنباء عن مماطلة تركية في حلّ القضية.

إنه وللأسف، بدل أن يعمل المسلمون على توحيد البلاد الإسلامية في دولة واحدة يتشارك فيها الجميع الموارد المائية، كلٌ يستفيد مما يجري في أراضيه أو يصب فيها، دون أي اعتداء من بلد على الآخر، نراهم يعززون التفرقة بالوطنية والقومية وغيرهما، مما يؤصل للعديد من المشاكل والنزاعات المائية، والتاريخ الاستعماري مليء بالنزاعات والحروب على المياه. وعلى رأسها مطامع يهود.

وحدها الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة هي التي ستجتث شجرة الرأسمالية الخبيثة وتتسلم الريادة في العالم والقيادة لهذه البشرية والسيادة عليها، فتخرجها من ظلمات الرأسمالية إلى نور الإسلام، ومن جور الأديان إلى عدل الإسلام، ومن ضيق الدنيا إلى سعة الدنيا والآخرة، ولمثل هذا فليعمل العاملون.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı