ازدياد الاعتقالات التعسفية للشباب في فلسطين من قبل قوات كيان يهود
ازدياد الاعتقالات التعسفية للشباب في فلسطين من قبل قوات كيان يهود

كشفت لجنة شؤون الأسرى والمحررين السابقين أن الاعتقالات الجماعية التي يقوم بها كيان يهود ضد أهل فلسطين زادت بشكل كبير في كانون الأول/ديسمبر، مشيرةً إلى أن 95 في المائة من الأسرى الجدد هم من الشباب. وأضافت أن "انتهاكات القوات (الإسرائيلية) والتدابير التعسفية ضد المعتقلين أهملت الفوارق العمرية". وقالت اللجنة الفلسطينية بأن أحمد سميرات 17 عاما من قرية يطا في الخليل قد تعرض لهجوم وحشي من قبل 12 جنديا مما أدى إلى فقدانه الوعي لمدة خمس ساعات (ميدل إيست مونيتور أونلاين2017/12/22 )

0:00 0:00
Speed:
December 29, 2017

ازدياد الاعتقالات التعسفية للشباب في فلسطين من قبل قوات كيان يهود

ازدياد الاعتقالات التعسفية للشباب في فلسطين من قبل قوات كيان يهود

(مترجم)

الخبر:

كشفت لجنة شؤون الأسرى والمحررين السابقين أن الاعتقالات الجماعية التي يقوم بها كيان يهود ضد أهل فلسطين زادت بشكل كبير في كانون الأول/ديسمبر، مشيرةً إلى أن 95 في المائة من الأسرى الجدد هم من الشباب. وأضافت أن "انتهاكات القوات (الإسرائيلية) والتدابير التعسفية ضد المعتقلين أهملت الفوارق العمرية".

وقالت اللجنة الفلسطينية بأن أحمد سميرات 17 عاما من قرية يطا في الخليل قد تعرض لهجوم وحشي من قبل 12 جنديا مما أدى إلى فقدانه الوعي لمدة خمس ساعات (ميدل إيست مونيتور أونلاين2017/12/22 )

كما تم القبض على عهد التميمي 16 عاما من النبي صالح من منزلها في وقت متأخر من الليل من قبل القوات اليهودية في 19 كانون الأول/ديسمبر 2017 بعد أن ضرب ابن عمها البالغ من العمر 15 عاما محمد بشكل مباشر في وجهه بعيار مطاطي مما أوقعه في غيبوبة لمدة 72 ساعة. (الجزيرة)

التعليق:

وفقا للمنظمة الدولية للدفاع عن الأطفال، فإن أطفال فلسطين يتعرضون منذ لحظة الاعتقال لسوء المعاملة والتعذيب على يد قوات يهود المحتلة. ويتعرض ثلاثة من كل أربعة أشخاص للعنف الجسدي أثناء الاعتقال والاستجواب. وتشير العديد من لجان حقوق الإنسان إلى العدد المثير للقلق من القاصرين الفلسطينيين المحتجزين بصورة غير مشروعة دون تمثيل قانوني ودون توجيه اتهامات معروفة في مراكز احتجاز كيان يهود. وهناك معلومات منتشرة بأن الجنود اليهود يعرضون هؤلاء الأطفال بما في ذلك الفتيات إلى مجموعة مروعة من الاعتداءات والمضايقات والاغتصاب. ومع ذلك فإن الأمم المتحدة التي تدعو إلى حقوق الطفل في العالم تتجاهل بشكل صارخ أي تدابير مهمة ضد قوات الاحتلال. والأسوأ من ذلك أن دموع التماسيح التي يذرفها حكام المسلمين وبخاصة أردوغان لا تؤدي لاتخاذ تدابير ملموسة من شأنها أن تجعل كيان يهود يفكر مرتين قبل ارتكاب مثل هذه الفظائع. إلا أننا شهدنا مؤخراً اهتماماً كبيراً من وسائل الإعلام حيث سلطت الضوء على الفتاة الشابة عهد التميمي التي اختطفت من منزلها ولم نفاجأ بأمتنا ولم نسمع أي بيان من رئيس السلطة الفلسطينية، سمة معتادة من حكامنا... الفشل الخالص وخيبة الأمل لشبابنا في سجون يهود. هذه حالة واحدة فقط ولكن هناك مئات من القاصرين الذين ما زالوا محتجزين تحت قبضتهم دون ذكر من وسائل الإعلام أو وجود إجراءات حكومية لمساعدتهم.

ويتعرض الفتيان والفتيات للاغتصاب والتحرش والإيذاء والضرب من أجل الاستسلام والإدلاء باعترافات وهمية ثم الحكم عليهم كبالغين لمجرد استمرار هذه الجرائم. الاستجواب الجنائي المستخدم ضد الشباب من أجل تخويفهم. ونحن نرى الأطفال الصغار يلعبون بدراجاتهم أو كرة القدم ثم يتم جمعهم ومن ثم تكبيلهم في وضح النهار وذلك من خلال صور من الخليل تم نشرها على وسائل التواصل.

هؤلاء الأطفال هم أطفالنا وشرفنا ومسؤوليتنا، أين هو سند هؤلاء الشباب الضعفاء؟! إننا نرى غضب أولئك الذين التقطوا الصور تجاه هذا العدوان يمثل جرأة فقد نشروها على نطاق واسع للآخرين ليشهدوا. وليس كافيا أن نقوم بالتغطية الإخبارية، ولكن يجب علينا الإسراع في اتخاذ إجراءات صارمة لتحرير هؤلاء الشباب أولا من هذه الفظائع المستمرة، وثانيا ضمان عدم تعرض الأطفال الآخرين لهذه الظروف في القدس والخليل وغزة ورام الله والمدن الأخرى. فأين هو التحرك القوي من الجنرالات المسلمين لإعطاء الأوامر لجيوشهم لتحرير شبابنا من براثن كيان يهود وهدم المعتقلات على رؤوس المحتلين؟

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

منال بدر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı