بعد أن زار قبر كريموف وقرأ على روحه آياتٍ من كتاب الله أردوغان يوجه طائراته لإطفاء حرائق يهود!
بعد أن زار قبر كريموف وقرأ على روحه آياتٍ من كتاب الله أردوغان يوجه طائراته لإطفاء حرائق يهود!

نقلت الكثير من وكالات الأنباء خبر قيام الرئيس التركي رجب طيب أردوغان بزيارة أوزبيكستان يوم الجمعة الموافق لـ 2016/11/18، وكانت أول خطوة قام بها أردوغان إثر وصوله للعاصمة الأوزبيكية سمرقند هي زيارة قبر الرئيس الأوزبيكي كريموف،

0:00 0:00
Speed:
November 30, 2016

بعد أن زار قبر كريموف وقرأ على روحه آياتٍ من كتاب الله أردوغان يوجه طائراته لإطفاء حرائق يهود!

بعد أن زار قبر كريموف وقرأ على روحه آياتٍ من كتاب الله

أردوغان يوجه طائراته لإطفاء حرائق يهود!

الخبر:

نقلت الكثير من وكالات الأنباء خبر قيام الرئيس التركي رجب طيب أردوغان بزيارة أوزبيكستان يوم الجمعة الموافق لـ 2016/11/18، وكانت أول خطوة قام بها أردوغان إثر وصوله للعاصمة الأوزبيكية سمرقند هي زيارة قبر الرئيس الأوزبيكي كريموف، حيث توجه أردوغان برفقة الرئيس الأوزبيكي بالوكالة ورئيس وزراء البلاد شوكت ميرزياييف ووضعا إكليلاً من الورود على قبر كريموف، وقام الرئيسان بقراءة آيات من القرآن على روحه، ومن ثم غادر الرئيسان لعقد لقاء ثنائي بينهما.

التعليق:

لا نبالغ إن قلنا إن أردوغان هو من أشد حكام المسلمين خطورة، لقدرته على المراوغة والحيلة وخداع البسطاء من الناس، بل هو أشد خطراً من مصطفى كمال نفسه، فهو يحارب الإسلام وأهله وينفذ سياسات رأس الكفر أمريكا ومع ذلك يجد من العلماء والمشايخ والأحزاب مَن يبرر له أفعاله ويصفه بأنه سلطانٌ عثماني! يمارس الخداع باستمرار، فتراه يتكلم باسم المسلمين ويظهر بمظهر المدافع عن حقوقهم تارةً، وتراه وهو يستشهد بآيات من كتاب الله أثناء خطاباته تارةً أخرى، ويكاد يبكي وهو يتكلم عن مآسي المسلمين، وفي الآونة الأخيرة أكثر أردوغان من الحديث عن المسلمين (السنة) في العراق وكيف أن الحكومة العراقية قد همشتهم وظلمتهم، وأظهر تأييده لهم فتوعد وهدد وأزبد وأرعد!

إلا أن أفعال أردوغان على النقيض تماماً من أقواله، فأقواله في وادٍ وأفعاله في وادٍ آخر، فإن تكلم عن مآسي المسلمين في موطنٍ رأيناه يحارب المسلمين في موطنٍ آخر، وإن تكلم عن الطغاة حيناً، وكأنه ليس واحداً منهم، نراه يوالي هؤلاء الطغاة حيناً آخر، يذرف الدموعَ على الشام وأهله ولكنه على علاقةٍ وثيقةٍ بمن يدمر الشام، بشار وإيران وروسيا ومن ورائهم أمريكا، وإن انتقد سياسات أمريكا ويهود نراه بعد ذلك يتقرب منهم ويقيم علاقاتٍ اقتصاديةً وعسكريةً وسياسيةً معهم، مما يدل بشكلٍ واضحٍ أن دموعه وخطاباته الرنانة ليست إلا للاستهلاك المحلي وخداع البسطاء من الناس، وها هو قد استهل زيارته لأوزبيكستان بزيارة قبر عدو الله كريموف وتلا عليه آياتٍ من كتاب الله عز وجل!

وتاريخ كريموف الذي زاره أردوغان معروف: فقد انضم كريموف للحزب الشيوعي الحاكم للاتحاد السوفييتي سنة 1964، ثم عُيِّن في منصب الأمين العام الأول للحزب في عام 1989، فهو شيوعيٌّ كافرٌ ومع ذلك يزور أردوغان قبره ويتلو عليه من آي الذكر الحكيم! حكم كريموف 26 سنة بالحديد والنار، وقد أهلك الحرث والنسل خلال سنين حكمه العجاف وأفقر العباد والبلاد، وأعلن حرباً على الإسلام والمسلمين، فقامت السلطات الأوزبيكية في عهده باعتقال الآلاف من الأبرياء وزجت بهم في غياهب السجون، وعذبتهم بشكلٍ هستيري وقتلت الكثير منهم، وكان في مقدمة هؤلاء شباب حزب التحرير، وتم حقن الكثير من السجناء بأمصال حاملةٍ لفيروس الإيدز، وفي سنة 2005 قتلت القوات الأوزبيكية حوالي 5000 آلاف من المتظاهرين سلمياً في مدينة أنديجان بحجة أن منظمي المظاهرات هم من "المتشددين الإسلاميين" الذين يسعون للإطاحة بالحكومة، ومنع كريموف الخمار وإطلاق اللحى ومنع موظفي الدولة من الصلاة، وقد علق على موته الباحث في قسم آسيا الوسطى في هيومن رايتس ووتش ستيف سويردلو بالقول: "ترك إسلام كريموف إرثاً من القمع الوحشي لربع قرن، حكم كريموف بالخوف، وأنشأ نظاماً تغذى من أسوأ انتهاكات حقوق الإنسان: التعذيب والإخفاء القسري والسحق الممنهج للمعارضة، ولو اعتمدنا حدثاً واحداً في السنوات الـ 27 الماضية لِتذكر كريموف فإنه سيكون مذبحة أنديجان".

إن حربَ كريموف على الإسلام وجرائمَه بحق المسلمين لم تكن خفيةً على أردوغان "ذي الجذور الإسلامية!"، ومع ذلك قام أردوغان بزيارة قبره وقراءة آياتٍ من كتاب الله على روحه ﴿يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ﴾، وبعد تلك الزيارة قام أردوغان بتوجيه طائراته لا لتحرير فلسطين والمسجد الأقصى ولا للاستجابة لاستغاثة أهل الشام، بل لإطفاء حرائق يهود، وكم أنّت الشام وتوسلت واستغاثت وما زالت، وها هي حلب اليوم تُدمّر عن بكرة أبيها، ومع ذلك فإن طائرات أردوغان لم تبرح مكانها، لم تحركه الأشلاء ولا الدماء ولا الدمار في الشام، وكيف تحركه وهو شريك روسيا وأمريكا في الإجرام، ونسأل الله أن يكون في هذه الأحداث ذكرى لمن كان له قلبٌ أو ألقى السمع وهو شهيد، فلعلها تكشف حقيقة هذا الأردوغان المخادع، ويزيل الله بها الغشاوة عن أعين المخدوعين به فينفضوا من حوله، فهو كالسراب يحسبه الظمآن ماءً، والله نسأل أن يمن علينا بخليفةٍ راشدٍ عادلٍ يكون فعله كقوله لتعرف الأمة كيف يكون الحكام الحقيقيون وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أبو هشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı