بعد تنصيب الوزيرة الجديدة: حق لنا أن نتساءل عن انتهاك الحرمات والتسويق له عالمياً!
بعد تنصيب الوزيرة الجديدة: حق لنا أن نتساءل عن انتهاك الحرمات والتسويق له عالمياً!

"في خطوة غير متوقعة وجدت المهندسة "وداد يعقوب" سيدة الأعمال ومالكة أكبر شركة للوقود بالبلاد، نفسها مكلفة بمنصب وزير الرعاية والضمان الاجتماعي..."، "ونظير نشاطها في مجالها وعدة مجالات أخرى منحت جائزة المرأة المتميزة لعام 2010 من مؤسسة الإصدارة الدولية بالولايات المتحدة الأمريكية للنساء المتميزات...". (عن موقع السودان اليوم - "مالكة أكبر شركة للوقود بالبلاد... وزيرة للرعاية والضمان الاجتماعي" - الاثنين 17/9/2018)

0:00 0:00
Speed:
September 20, 2018

بعد تنصيب الوزيرة الجديدة: حق لنا أن نتساءل عن انتهاك الحرمات والتسويق له عالمياً!

بعد تنصيب الوزيرة الجديدة:

حق لنا أن نتساءل عن انتهاك الحرمات والتسويق له عالمياً!

الخبر:

"في خطوة غير متوقعة وجدت المهندسة "وداد يعقوب" سيدة الأعمال ومالكة أكبر شركة للوقود بالبلاد، نفسها مكلفة بمنصب وزير الرعاية والضمان الاجتماعي..."، "ونظير نشاطها في مجالها وعدة مجالات أخرى منحت جائزة المرأة المتميزة لعام 2010 من مؤسسة الإصدارة الدولية بالولايات المتحدة الأمريكية للنساء المتميزات...". (عن موقع السودان اليوم - "مالكة أكبر شركة للوقود بالبلاد... وزيرة للرعاية والضمان الاجتماعي" - الاثنين 17/9/2018)

التعليق:

وداد يعقوب صاحبة الكلمات التي أشعلت غضب المتابعين على الصفحات السودانية والإسلامية على مواقع التواصل الإلكتروني حين قالت للمذيع أثناء لقاء أجرته مع قناة Sudan24: إن الزي الشرعي المعتبر للمرأة المسلمة هو "البنطال" لأنه "يمكن تسويقه عالمياً" واستشهدت على كلامها بآية كريمة استخدمتها في غير موضعها وربطتها بفهمها الأعوج عن الزي الشرعي للمرأة المسلمة وفسرت الآية على هواها بالنسبة لمعنى كلمة (كافة) في سياق المفهوم الذي تُريد أن توصله للمشاهد وهو تغيير وتشويه مواصفات الزي الشرعي حتى يتماشى مع ما ترتديه المرأة في الغرب - الجينز، حين قالت باستخفاف شديد في حديثها حول ارتداء الحجاب وأنها تُفضل ارتداء البنطال بدلا عن الثوب السوداني أو العباءة أو التنورة: "عالميا لا يمكن تسويقه، لا الثوب ولا العباية ولا حتى الاسكيرت والجاكيت، (الكافة) بنطلون الجينز والقميص الطويل و...ممكن طرحة". هذا معنى "كافة" في الآية. الآية المقصودة هي الآية رقم (28) من سورة سبأ. (انظر مقطع مسجل للحلقة بعنوان "زيارة إلى وداد يعقوب - عيد الأضحى المبارك (آب/أغسطس) 2018 الفضائية من الدقيقة: 59:10 وحتى الدقيقة 1:02:00 Sudania24 على موقع اليوتيوب الرسمي لقناة https://www.youtube.com/watch؟v=y1QsyIjkiqQ)، مدعية أن ارتداء (الجينز) والخروج من البيت بدون زي شرعي صحيح يحقق معنى (كافة) في الآية!

قال تعالى: ﴿وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ﴾ أي أن الله تعالى قد أرسل رسول الله eإلى الناس عامة (تفسير بن كثير). وتلاعبت السيدة وداد بالألفاظ!

وليس غريباً أن تختار حكومة البشير السيدة وداد كوزيرة، فمن الذي لا يعرف شركات النحلة للبترول التي تميزت صاحبتها بحسب معايير أمريكا فكرمتها في عام 2010؟ وبينما أمريكا تضغط على السودان للتوقيع على (اتفاقية القضاء على التمييز ضد المرأة "سيداو") التي تستهدف الإسلام من خلال قوانين الأمم المتحدة التي تعمل على سلخ المسلمات عن أحكام الإسلام وتقول بأن للمرأة أن ترتدي ما تشاء فهذه "حرية شخصية"، بينما ألزم الله تعالى نساء المسلمين بارتداء الخمار والجلباب في الحياة العامة وأمر الحاكم المسلم بتطبيق هذا الحكم الشرعي في المجتمع حفاظاً على الأعراض ومنعاً لانتهاك الحرمات!

وفي خضم الحرب الشرسة العالمية التي تشنها أمريكا وأوروبا على النقاب والخمار والزي الشرعي تُصرح السيدة وداد، وقبل التعديل الوزاري بشهر تقريبا، بهذا التصريح المقزز ضاربة عرض الحائط بالآية الكريمة في سورة الأحزاب، قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰ أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا﴾، والتي حفظتها المرأة المسلمة في السودان عن ظهر قلب ودرستها دراسة عميقة لتوعيتها وبناتها على مواصفات الزي الشرعي لتلتف سعيدةً بثوب العفة والطهر والتقوى ولتفخر بارتداء الجلباب والخمار أو الثوب السوداني الساتر بمواصفات الزي الشرعي الذي يصلح كما العباءة لأن يكون لبس الخروج الشرعي للمرأة عند أهل السودان.

إلا النظام الذي لا يحكم بشرع الله يأبى إلا أن يكافئ من تحارب الإسلام علانية بمثل هذا المنصب ليزداد الفساد في المجتمع بفتح باب آخر لتعرية النساء بل والاستدلال عليه بالقرآن الكريم وجعل الزي الشرعي يخضع لمواصفات "حضارية وثقافية وتجارية غربية" في عالم يتحكم به الكفار، هذه هي الأفكار الانبطاحية التي تحملها من أصبحت ذات منصب وزاري اليوم!! فماذا نتوقع في الفترة القادمة غير التجارة بالدين وبالمرأة؟ إن من سمعت بتعيين السيدة وداد قد علمت تماماً إلى أين ترمي الحكومة، وأنها ماضية في "علمنة" الإسلام وأنها تستهدف المرأة المسلمة بتمرير أجندات غربية. فمتى كان الزي الشرعي حاجزاً بين المرأة وبين الدراسة أو العلم والعمل أو الإبداع والاختراع؟ بل إن ما يمنع تقدم المرأة في بلاد المسلمين هو هذه الحكومات الظالمة التي لا توفر مدارس لائقة ولا جامعات ولا مراكز أبحاث ولا تهتم بتطوير الناس في مجالات الحياة بل هي أفقرتهم ونشرت الجهل وأبعدتهم عن الدين! نسأل الله تعالى أن يبدلنا خيراً منهم؛ نسأله تعالى أن يبدلنا خلافة راشدة على منهاج النبوة تحمي المرأة المسلمة أينما كانت.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة محمد حمدي – ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı