بعض من ويلات الحرب في اليمن المصيبة ليست في ظلم الأشرار بل في صمت الأخيار!
بعض من ويلات الحرب في اليمن المصيبة ليست في ظلم الأشرار بل في صمت الأخيار!

الخبر:   كشف تحقيق استقصائي قيام مستشفيات متعاقدة مع مركز الملك سلمان للإغاثة والأعمال الإنسانية بعمليات بتر أعضاء جرحى في مدينة تعز، دون الحاجة إلى بترها، التحقيق، الذي حمل عنوان "بزنس في مستشفيات يمنية، أول العلاج البتر" ونشرته شبكة "أريج"، وثّق 574 حالة بتر أعضاء، شملت الجنسين، وقال إن المستشفيات غير المؤهّلة - حسب وصفه - أجرت العمليات في ظل غياب الرّقابة عليها، وفي مخالفة للعقود المُبرمة بينها وبين المركز، وأفاد التحقيق بأن مستشفيات "البريهي" و"الصفوة" بالإضافة إلى "الروضة"، ...

0:00 0:00
Speed:
October 26, 2021

بعض من ويلات الحرب في اليمن المصيبة ليست في ظلم الأشرار بل في صمت الأخيار!

بعض من ويلات الحرب في اليمن

المصيبة ليست في ظلم الأشرار بل في صمت الأخيار!

الخبر:

كشف تحقيق استقصائي قيام مستشفيات متعاقدة مع مركز الملك سلمان للإغاثة والأعمال الإنسانية بعمليات بتر أعضاء جرحى في مدينة تعز، دون الحاجة إلى بترها، التحقيق، الذي حمل عنوان "بزنس في مستشفيات يمنية، أول العلاج البتر" ونشرته شبكة "أريج"، وثّق 574 حالة بتر أعضاء، شملت الجنسين، وقال إن المستشفيات غير المؤهّلة - حسب وصفه - أجرت العمليات في ظل غياب الرّقابة عليها، وفي مخالفة للعقود المُبرمة بينها وبين المركز، وأفاد التحقيق بأن مستشفيات "البريهي" و"الصفوة" بالإضافة إلى "الروضة"، التي أجريت فيها عمليات البتر، تعاني من ضعف الإمكانيات، وغياب الكوادر المتخصصة لإجراء العمليات الجراحية، وبحسب التحقيق، يدفع المركز 1200 دولار كحد أدنى و4000 دولار كحد أقصى، عن كل حالة تُعالَج، ووفقا للتقارير، فإن المركز وقّع العقود مع تلك المشافي وفقا لتزكية وزارة الصحة، موقّعة من قِبل مكتب الوزارة في المحافظة، إلا أنّ السلطات الصحية ذاتها نفت ذلك. (قناة بلقيس الفضائية، 2021/10/20).

التعليق:

هناك مصائب ظاهرة للعيان تنتج جراء الحروب ومصائب أخرى لا ترى إلا لمن يمعنون النظر، فخلال سبع سنوات دخلت فيها اليمن في أتون صراع عسكري طاحن بين أمريكا وبريطانيا وعملائهم نتج عنه أنهار من الدماء وخسائر في الممتلكات وتدمير للجيوش والأسلحة التي اشتريت من قوت أبناء هذا البلد وكانت مسلطة عليه!! ونتج عنها نزوح الآلاف من الناس وفقد الكثير وظائفهم وانهارت العملة ونتج عنها ارتفاع جنوني للأسعار، وقد ظهرت طرق أخرى لتدمير الناس زادت من معاناتهم وربما تأثيرها أكبر من سابقاتها وهي عمل منظمات المجتمع المدني والتي ركزت على فئتين من الناس؛ على الشباب وهم أهم فئة عمرية، والفئة الثانية النساء بكل فئاتها، والظاهر أن عمل هذه المنظمات إنساني لمساعدة الناس ولكن في الحقيقة كان الغرض منه تفسخ المجتمع وسلخ هذه الفئة المهمة عن دينها فهي تغريهم بالرواتب وتأخذ منهم أهم ما عندهم وهو أفكار الإسلام واستبدال العلمانية بها، بما فيها من حريات مطلقة تتناقض مع أحكام دينهم العظيم.

ونحن بصدد تسليط الضوء على ما يدور في المشافي التي الأصل فيها أن تنقذ الناس وتطببهم ولكنها على العكس من ذلك تَعُدّ كم الحالات التي قطعت أطرافها لتستلم مقابلها الدولارات من مركز سلمان عميل أمريكا. إن الحالات التي ذكرها التحقيق واستطاع الوصول لعددها هي 574، وهي ليست بالقليلة - هذا ما أظهره التحقيق في بعض مشافي تعز فقط - وهؤلاء كلهم أصبحوا في حالة مقعدة وبالتالي فالهدف واضح وهو من لم تقض عليه الصواريخ والرصاص تقعده المشافي بالبتر لغرض الحصول على الدولارات، إننا ندرك أن البتر في الطب قد يلزم ولكن ليس بهذا العدد! فمن المتسبب بهذا أليس الحكام هم من أوصل البلاد لهذه المرحلة؟

إن المصيبة ليست في ظلم الحكام الأشرار بل في صمت الأخيار، إن ويلات الحروب كل يوم تزداد فما هو الحل وكيف السبيل لوقف هذا الظلم والبلاء؟

جزى الله الشدائد كل خير*** عرفتُ بها عدوي من صديقي

بذا قضت الأيام ما بين أهلها *** مصائب قوم عند قوم فوائد!

فالأصل أن هذه المصائب أظهرت للناس معدن هؤلاء الحكام الخونة والعملاء فهم يرعون مصالح الغرب، فيجب على الأخيار من أهل اليمن أي ييمموا وجوههم وعقولهم نحو التغيير الجذري لقلع هؤلاء الحكام ومَلَئِهِمْ، وليدركوا أن هذه الحياة الدنيا قصيرة، فليسارعوا إلى رضوان الله بالعمل لإيجاد الحاكم الذي يطبق فينا شرع الله ﴿وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ﴾، ولتعلموا أن حزب التحرير قد بدأ بالعمل منذ 70 عاما في هذا الطريق وأعد العدة لشكل الدولة ودستورها وأجهزتها، وأعد منهجاً لبناء رجال الدولة ليكونوا بإذن الله رجالاً كرجال الدولة الأولى، وقد لاقى شبابه صنوف الأذى من ظلم الحكام وملئهم ولكنه مستمر على الطريقة الشرعية لإقامة الدولة لم يحد عنها قيد أنملة، فيا أيها الأخيار من أهل القوة والمنعة ومن غيرهم ننتظر منكم وقفة عمرية لنصرة دينكم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذ عبد الهادي حيدر – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı