بايدن: "الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا والناتو"
بايدن: "الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا والناتو"

الخبر: أوردت الواشنطن بوست في مقالها يوم الجمعة 2022/10/21 خبر انتقاد الرئيس بايدن للجمهوريين في الكونغرس وقوله "إن هؤلاء لا يفهمون الواقع. إن الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا (الشرقية). إنها الناتو. إن النتائج والتبعات جدية. إنهم لا يدركون السياسة الخارجية لأمريكا".

0:00 0:00
Speed:
October 24, 2022

بايدن: "الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا والناتو"

بايدن: "الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا والناتو"

الخبر:

أوردت الواشنطن بوست في مقالها يوم الجمعة 2022/10/21 خبر انتقاد الرئيس بايدن للجمهوريين في الكونغرس وقوله "إن هؤلاء لا يفهمون الواقع. إن الحرب أكبر من أوكرانيا. إنها أوروبا (الشرقية). إنها الناتو. إن النتائج والتبعات جدية. إنهم لا يدركون السياسة الخارجية لأمريكا".

التعليق:

هكذا وبكل وضوح وبعيدا عن التحليلات والتكهنات والتوقعات، وعلى لسان رئيس أمريكا يتم تحديد هوية الحرب القائمة في أوكرانيا وأهدافها الاستراتيجية. فالمسألة في حقيقتها ليست أوكرانيا وإنما أوكرانيا كبش فداء تقدمه أمريكا لتحقيق أهداف استراتيجية في سياستها الخارجية تتعلق بأوروبا بشكل عام والشرقية بشكل خاص، وبالناتو. وما روسيا إلا أداة قد أحسنت أمريكا استعمالها بغض النظر عما إذا كانت روسيا تعلم ذلك ولا تعارض أو أنها تقبل، أو أنها لم تعلم بذلك وأوقعت في فخ دولي.

والسؤال هو ما الذي تخشاه أمريكا فيما يتعلق بالناتو أو فيما يتعلق بأوروبا؟ والجواب ليس خافيا فقد تحدثنا به مرارا وتكرارا، ولكن فرق بين ما قمنا به من تحليل ومحاولة فهم لما يجري وبين تصريح علني على رؤوس الأشهاد ونشره في أهم صحيفة أمريكية تنشر وقائع السياسة الخارجية لأمريكا بشكل دقيق ومن رجل البيت الأبيض بل العالم كله رئيس أمريكا.

صحيح أن حديث بايدن كان على شكل نقد لاذع لجمهوريي الكونغرس، إلا أنه في النهاية أكد كل ما كان يقال وكل ما ذهبنا إليه في إدراك الحقيقة السياسية لحرب أوكرانيا.

فمما لا شك فيه ولا يخفى على المراقب السياسي، ناهيك عن المفكر السياسي، أن الناتو هو الذراع الأكبر والأقوى الذي تستعمله أمريكا منذ نهاية الحرب العالمية الأولى في صراعها للسيطرة على الموقف الدولي في العالم ولقهر منافسيها أو من فيهم مظنة منافستها يوما ما. وقد جعلت أمريكا من حلف الناتو أداة مباشرة لإبقاء أوروبا تحت مظلتها، بحجة حمايتها من الاتحاد السوفيتي الدولة العملاقة والتي تمتلك أسلحة دمار شامل ولديها أطماع سياسية وفكرية، ولطالما حاولت أن تنشر مبدأها الاشتراكي في أوروبا. وزاد من ذعر أوروبا واستكانتها للمظلة الأمريكية الاتفاق التاريخي بين أمريكا والاتحاد السوفيتي على قوانين لعبة الحرب الباردة، والتي انصب جلها على كيفية إبقاء أوروبا تحت نفوذ أمريكا. وكلما ظهر تململ في أوروبا للإفلات ولو شبراً عن مظلة الحماية القسرية، سارعت أمريكا لردها كما يردّ الراعي غنماته إلى الحظيرة باستعمال كلب حراسته!

إلا أن أوروبا وعلى رأسها فرنسا لم تدع فرصة إلا وعرّضت بحلف الناتو معتبرة إياه من مخلفات الحرب الباردة التي لم تعد موجودة في الواقع، وأن الناتو يلفظ أنفاسه، وأن على أوروبا أن تقوم هي بحماية نفسها وتوسيع مدى قواتها الذاتية؛ ما أزعج أمريكا بشكل كبير وأثار حفيظة ترامب حين واجهه ماكرون بقوله "لماذا ندفع للناتو وقد غدا في غرفة الإنعاش ينتظر الإعلان عن وفاته؟". لعل هذا هو تحديدا ما عناه بايدن بأن الحرب أكبر من موضوع أوكرانيا. إنه الناتو!

ثم إن أوروبا وفي مقدمتها ألمانيا قد خطت خطوات كبيرة جدا في التعاون مع روسيا في مجال الطاقة، وكان خط نورد ستريم 2 على وشك التدشين ليتدفق الغاز إلى كل أوروبا ممكّنا إياها من الاستغناء بأكثر من 80% من حاجاتها للطاقة عن المصادر الخاضعة للنفوذ الأمريكي.

وكما ورد في كلمة أمام مجلس الشؤون الخارجية الأمريكية والذي يمثل آراء الدولة العميقة فيها، فإن أمريكا سعت وحاولت بكل قوتها أن تلغي نورد ستريم 2 وتوقف تدفق الغاز المحتمل ولكنها فشلت. يقول جورج فريدمان مؤسس ورئيس المستقبل الجيوسياسي العالمي "الخوف المتأصل لدى أمريكا يزداد بسبب التكنولوجيا المتطورة لألمانيا وثرواتها المتزايدة، ومع الموارد الطبيعية الروسية، وقوتها البشرية، وهي التوليفة الوحيدة منذ قرون والتي كانت ولا تزال تثير الذعر لدى الولايات المتحدة. وأن هذه التوليفة قد تؤدي لخسارة هيمنة أمريكا على أوروبا. وعلى ذلك فإن محور ألمانيا روسيا يجب أن لا يحصل مهما كلف الأمر". جاء هذا التصريح مع بداية الحرب في أوكرانيا.

الجديد في الأمر هو أن ما كان قاله فريدمان أمام مجلس الشؤون الخارجية، عاد اليوم بايدن ليعلن عنه في أوسع وأهم صحيفة سياسية تعبر عن وجهة نظر السياسة الأمريكية.

والحاصل أن الدول العظمى بشكل عام وأمريكا بشكل خاص لا تقعد عن رسم الخطط، والقيام بالأعمال العسكرية والسياسية للحفاظ على مصالحها العليا وتحقيق سياساتها محليا وعالميا، ولو كلفها ذلك المال والسلاح وحتى الرجال. وأكثر ما يثير الأسى والحرقة هو أن تكون أعظم أمة وجدت ولا زالت تنبض بالحياة، وأقصد الأمة الإسلامية، ليس لها باع ولا ذراع في كل ما يحدث! ليس لديها خطط للدفاع والهجوم، أو للهيمنة والتوسع، أو للبناء والتقدم. فقد أصبحت مغيبة بشكل تام اللهم إلا إذا استخدمها الآخرون هي ومواردها في حروبهم ولتنفيذ خططهم وسياساتهم!

كيف ارتكست أمتنا العظيمة في حمأة التخلف والانحدار والبعد عن التأثير في العلاقات الدولية؟! كيف وصلت إلى هذا الحد من الركود والانحطاط وقلة الحيلة؟! حقا إن الله يصيب الناس بما كسبت أيديهم. أسأل الله تعالى أن يمكن لنا في الأرض بإقامة دولة الخلافة الراشدة لتزلزل الطغاة عن عرش الموقف الدولي، وتعود الدولة الأولى في العالم شاهدة على الناس تخرجهم من الظلمات إلى النور بإذن ربهم إلى صراط العزيز الحميد.

﴿الر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد جيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı