بحث سليمان صويلو عن العدالة
بحث سليمان صويلو عن العدالة

الخبر:   وضعت المناقشة بين وزير الداخلية، سليمان صويلو، ووزير العدل عبد الحميد غول، طابعاً على جدول الأعمال السياسي لتركيا. فقد ردّ صويلو على تويتر على إطلاق سراح الشخص الذي أهان والدته على وسائل التواصل بالقول: "أمي كانت في المستشفى منذ 45 يوماً. وقف الوغد الذي يشتم تحت صورتي مع أمي أمام المحكمة وأفرج عنه بكفالة. ماذا علي أن أفعل؟ ما التغيير الذي يُحدثه أنني وزير؟ أثناء صراعه مع قضايا الدولة والحكومة، ماذا يعني عدم القدرة على حماية شرف والدته؟ سأعتبر ذلك استفزازاً إذا تمّ القيام به مرةً أخرى بتغريدتي". ورد وزير العدل عبد الحميد غول على تغريدة صويلو بهذه التصريحات خلال خطابه في "اجتماع تقييم محاكم الاستئناف في عامها الخامس": "أناشد من يأمرونني بالاعتقال كل يوم من وسائل التواصل. أولئك الذين لا يرضون عن هذا الإجراء يمكنهم ممارسة حقهم في الاستئناف ولكن لا أحد يستطيع أن يهزّ أصابعه في القضاء". (وكالات الأخبار)

0:00 0:00
Speed:
January 30, 2021

بحث سليمان صويلو عن العدالة

بحث سليمان صويلو عن العدالة

(مترجم)

الخبر:

وضعت المناقشة بين وزير الداخلية، سليمان صويلو، ووزير العدل عبد الحميد غول، طابعاً على جدول الأعمال السياسي لتركيا. فقد ردّ صويلو على تويتر على إطلاق سراح الشخص الذي أهان والدته على وسائل التواصل بالقول: "أمي كانت في المستشفى منذ 45 يوماً. وقف الوغد الذي يشتم تحت صورتي مع أمي أمام المحكمة وأفرج عنه بكفالة. ماذا علي أن أفعل؟ ما التغيير الذي يُحدثه أنني وزير؟ أثناء صراعه مع قضايا الدولة والحكومة، ماذا يعني عدم القدرة على حماية شرف والدته؟ سأعتبر ذلك استفزازاً إذا تمّ القيام به مرةً أخرى بتغريدتي". ورد وزير العدل عبد الحميد غول على تغريدة صويلو بهذه التصريحات خلال خطابه في "اجتماع تقييم محاكم الاستئناف في عامها الخامس": "أناشد من يأمرونني بالاعتقال كل يوم من وسائل التواصل. أولئك الذين لا يرضون عن هذا الإجراء يمكنهم ممارسة حقهم في الاستئناف ولكن لا أحد يستطيع أن يهزّ أصابعه في القضاء". (وكالات الأخبار)

التعليق:

تتغير الأجندة في تركيا بسرعة كبيرة لدرجة أنه في بعض الأحيان يكاد يكون من المستحيل متابعتها. بين الحين والآخر تأتي الأشياء متتالية مثل الأمطار الغزيرة. موضوع الحديث في الأيام الأخيرة هو الصراع بين وزير الداخلية سليمان صويلو ووزير العدل عبد الحميد غول. نشر سليمان صويلو التغريدة أعلاه بعد أن تعرض للهجوم على تويتر بتعليق مهين عندما شارك صورته مع والدته، التي كانت تتلقى العلاج في المستشفى لمدة 45 يوماً بسبب فيروس كورونا. بالنظر إلى عبارات صويلو أعلاه، يتبين مدى اليأس الذي يشعر به بسبب القوانين القائمة وطريقة تنفيذها، على الرغم من أنه يقوم بواحد من أهم الواجبات في الآلية الإدارية للبلاد.

بعد هذه التصريحات التي استخدمها صويلو وغول تمّت مناقشة هذه القضية في القنوات الإعلامية الرئيسية. وأشاروا في الخطب إلى أن القوانين المعمول بها حاليا لا يمكن أن تعاقب من يرتكب جرائم منها الإهانة، والقوانين غير كافية والمحاكم تصدر قراراتها حسب الانتقادات على مواقع التواصل ولا يجوز القبض على مرتكبي الجرائم. أحكام بالسجن سنتين أو أقل حسب قانون التنفيذ الحالي والعديد من القضايا الأخرى. فيما يتعلق بكل هذه القضايا، نود أن نقول التالي:

أ- مما لا شك فيه أن القوانين النافذة حاليا هي قوانين غير إسلامية وتطبيقها ومحاكمتها محرّم شرعا. إن تطبيق هذه القوانين لن يوفر العدل والسلام بأي شكل من الأشكال.

ب- كما في مثال وزير الداخلية صويلو، يصرخ القائمون على تطبيق نظام الكفر الديمقراطي عندما تظهر نتيجة ضدهم نتيجة تنفيذ القوانين القائمة. إلا أن هؤلاء المنفذين أنفسهم لا يشعرون بعدم الارتياح بأي حال من الأحوال بسبب العقوبات الجائرة وغير القانونية بحق من يؤيدون الدعوة الإسلامية، بل هم يدعمون هذه التطبيقات ويسعدون بها. في الواقع، هو على رأس وكالة إنفاذ القانون التي تعد الخطوة الأولى والأكثر أهمية في تطبيق قوانين الكفر الديمقراطية.

ج- يجب أن يعلم سليمان صويلو جيداً أنه لم يكن ليشتكي من مثل هذا الشيء لو عمل على تطبيق وحماية قوانين أنزلها الله بدلاً من خيانة الله والرسول بالعمل ليل نهار من أجل تطبيق الديمقراطية وقوانين الخيانة الزوجية. لأن هذه الأنواع من الجرائم تعتبر جريمة تعزيرية. في مثل هذه الحالة، مع مراعاة الأدلة، يعاقب القاضي بالعصا لمن ارتكب الجريمة، ويرى السجن إذا كان ذلك مناسباً. في واقع الأمر، قام حزب التحرير بتفصيل ذلك في كتابي "نظام العقوبات" و"مقدمة الدستور" وحدد العقوبات. كذلك، لا يمكن تخفيف العقوبات المفروضة وفقاً للإسلام لأسباب مثل تخفيض التنفيذ، والمراقبة، والإفراج بكفالة، وما إلى ذلك. والهدف من هذه العقوبات هو منع الناس من ارتكاب الجريمة وليس تشجيعهم على ارتكابها كما هو الحال في القوانين الجنائية التي هي قيد التنفيذ حاليا في تركيا.

د- ستطبق الأحكام التي أنزلها الله في دولة الخلافة الراشدة التي ستقام بإذن الله قريبا وستتم إقامة العدل بالأرقام الحقيقية مع تنفيذ هذه الأحكام.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد حنفي يغمور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı