بريكس ومنظمة عدم الانحياز – ما أشبه الليلة بالبارحة
بريكس ومنظمة عدم الانحياز – ما أشبه الليلة بالبارحة

الخبر:   انعقدت في جوهانسبرغ عاصمة جنوب أفريقيا يوم الثلاثاء الثاني والعشرين من شهر آب 2023 قمة منظمة بريكس والتي تضم دول البرازيل وروسيا والهند والصين وجنوب أفريقيا لمناقشة قضية مواجهة النظام المالي العالمي الذي تسيطر عليه الولايات المتحدة.

0:00 0:00
Speed:
August 26, 2023

بريكس ومنظمة عدم الانحياز – ما أشبه الليلة بالبارحة

بريكس ومنظمة عدم الانحياز – ما أشبه الليلة بالبارحة

الخبر:

انعقدت في جوهانسبرغ عاصمة جنوب أفريقيا يوم الثلاثاء الثاني والعشرين من شهر آب 2023 قمة منظمة بريكس والتي تضم دول البرازيل وروسيا والهند والصين وجنوب أفريقيا لمناقشة قضية مواجهة النظام المالي العالمي الذي تسيطر عليه الولايات المتحدة.

التعليق:

الرئيس الصيني شي جين بنغ قال "يشهد العالم اليوم تغيرات تاريخية ليس لها مثيل، تعتمد في خط سيرها على خياراتنا الآن". أما رئيس البرازيل دي سيلفا لولا فيما يبدو أنه تحجيم للتوقعات المرجوة من القمة قال: "لا نريد أن نكون بديلا عن الدول السبع أو العشرين الصناعية الكبرى (G7, G8) أو الولايات المتحدة. ولكننا نسعى لتنظيم دولنا". أما الرئيس الروسي فقد ركز في كلمته التي ألقاها من موسكو على ضرورة التقليل من الاعتماد على الدولار في التجارة البينية لدول مجموعة بريكس. وذلك للضرر البالغ الذي لحق بروسيا جراء العقوبات المفروضة على التجارة معها بسبب غزوها أوكرانيا. أما رئيس جنوب أفريقيا فقد بين أن القمة لن تتناول مسألة إصدار عملة خاصة بمجموعة بريكس على غرار اليورو لدول الاتحاد الأوروبي. أما رد فعل أمريكا فقد جاء على لسان جاك سوليفان مستشار الأمن القومي الذي قال "إن هذه الدول تحمل وجهات نظر مختلفة حول القضايا الملحة ولا تشكل تحديا للولايات المتحدة". ولا شك أنه يشير إلى وجود قضايا حدود صعبة بين الصين والهند، وأن مصلحة البرازيل وجنوب أفريقيا والهند تدور بشكل قوي مع أمريكا، وأن الصين تسعى بكل جدية لكيلا تكون هدفا سياسيا أو تجاريا لأمريكا، وحتى روسيا فإنها لن تستغني عن دور أمريكا في إنهاء الحرب مع أوكرانيا بطريقة مشرفة لها.

فهذه المجموعة رفعت شعار التحدي للنظام العالمي البائس الذي تتربع أمريكا على عرشه، وأذاقت العالم صنوف العذاب والفقر والحروب الظالمة واحدة تلو الأخرى منذ إنشاء هذا النظام. وهي نفسها تعلم أنها عاجزة عن تحديه بشكل جدي وجذري ينقذ البشرية من عواقبه. وهي تدرك أن التحدي الحقيقي يؤدي إلى صدام قد يصل إلى حرب عالمية مدمرة. فالنظام العالمي الحالي جاء نتيجة للحرب العالمية الثانية التي ذهب ضحيتها أكثر من 70 مليون نسمة. وأن هيمنة أمريكا على هذا النظام قد كلفت العالم حربا باردة لمدة 40 عاما أذاقت البشرية خلالها صنوف الهوان والذل والتشريد والهيمنة. إضافة الى حروب دموية في كوريا وفيتنام والشرق الأوسط وأفريقيا، وانقلابات وحروب داخلية طاحنة كان آخرها في سوريا التي ذهب ضحيتها أكثر من 12 مليون نسمة ما بين قتل وسجن وتشريد وتهجير دائم.

ولا يستبعد أن أمريكا نفسها تشجع وجود مثل هذه المجموعة لينصرف نظر الشعوب والدول إلى آمال وهمية بدلا من التفكير الجدي في إيجاد نظام عالمي يتبنى وجهة نظر في الحياة تقوم على أساس قوي غير الأساس الذي بني عليه النظام الحالي الذي يعتمد فصل الدين عن الحياة والحريات المطلقة وما نتج عنها من نظام رأسمالي جشع، ونظام ديمقراطي كاذب وظالم. وقد اعتمدت أمريكا على مثل هذا الأسلوب في السابق حين شجعت قيام منظمة دول عدم الانحياز التي أنشئت تحت شعار الابتعاد عن الهيمنة والاستعمار وتسلط حلف الناتو الذي تقوده أمريكا وحلف وارسو الذي قاده الاتحاد السوفيتي. وقد شارك أشهر عملاء أمريكا جمال عبد الناصر في إنشاء تلك المنظومة التي استطاعت على مدار الحرب الباردة أن تصرف نظر الشعوب والدول عن الخطر الحقيقي للنظام العالمي آنذاك والبحث عن بديل ينقذ العالم من شرور أمريكا والاتحاد السوفيتي آنئذٍ.

والحقيقة التي لا يماري فيها أحد، أن العالم اليوم ومنذ أكثر من 100 عام يعاني صنوف العذاب والهوان والتشريد والقتل والفقر جراء تحكم النظام الرأسمالي. وقد ذهب ضحية سيطرة هذا النظام أكثر من 200 مليون ما بين قتل وتشريد، وعانى أكثر من ملياري شخص من الفقر والجوع والمرض. وتم نهب وسلب ثروات شعوب العالم في أفريقيا وآسيا بشكل لا مثيل له في تاريخ البشرية. وفرض هذا النظام على معظم دول العالم أنظمة حكم عسكرية وجعل من حكام الشعوب سجانين سجنوا شعوبهم وجعلوهم يقومون بأعمال شاقة لصالح أرباب النظام العالمي.

إن الخلاص من آفات هذا النظام لم يعد خيارا للبشرية. وأعمال التضليل وإبعاد الناس عن الطريق السوي المفضي للخلاص والتحرر التام لم تعد خافية على ذوي الألباب، الذين يذكرون الله دائما ويتفكرون بشكل مستنير، مستعينين بهدي من الله عز وجل، مستنيرين بطريق وهدي رسول الله ﷺ. وهذا الطريق للتحرر والخلاص لا تقوى عليه أوروبا ولا تستطيع السير به، ولا روسيا ولا الصين، ولا أي دولة أو مجموعة من الدول الحالية. فجميعها تتبنى الأنظمة والأفكار والأساليب نفسها التي يقوم عليها النظام الحالي، بفارق أنها ليست هي التي تتربع على العرش.

ولا يملك الحل الصحيح والطريق القويم إلا من آمن بالله حق الإيمان، وأدرك أنه لا عدل إلا بشرعه، ولا حياة مستقرة إلا بالنظام الذي أنزله على نبيه وجعله فرضا على المسلمين لينعموا به أولا، ثم ليقدموه لباقي البشر لينعموا به حتى ولو لم يؤمنوا به.

﴿الر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد جيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı