بريطانيا: الدّيمقراطية التي لم تكن أبداً
بريطانيا: الدّيمقراطية التي لم تكن أبداً

كتب مارك هولينجسورث في صحيفة الغارديان: "على مدى سنوات، كنت أشكّ في تدخلMI5 في إضراب عمال المناجم. الحقيقة كانت صادمة أكثر مما كنت أعتقد". هذا كان عنوان مقالته بتاريخ 7 آذار/مارس 2024 حول وثيقة كانت مخفية سابقاً "تكشف كيف أساء جهاز الأمن استخدام سلطته لمساعدة الحكومة على الفوز".

0:00 0:00
Speed:
March 21, 2024

بريطانيا: الدّيمقراطية التي لم تكن أبداً

بريطانيا: الدّيمقراطية التي لم تكن أبداً

(مترجم)

الخبر:

كتب مارك هولينجسورث في صحيفة الغارديان: "على مدى سنوات، كنت أشكّ في تدخل MI5 في إضراب عمال المناجم. الحقيقة كانت صادمة أكثر مما كنت أعتقد". هذا كان عنوان مقالته بتاريخ 7 آذار/مارس 2024 حول وثيقة كانت مخفية سابقاً "تكشف كيف أساء جهاز الأمن استخدام سلطته لمساعدة الحكومة على الفوز".

التعليق:

قبل النظر في ما تمّ كشفه، تجدر الإشارة إلى أنّ السيد هولينجسورث سبق له أن قام بتأليف كتب حول التعاملات القذرة لوكالات التجسس، ومن بينها كتاب بعنوان "عملاء النفوذ"، والذي وفقاً لمراجعته، "يكشف التاريخ السّري لوكالة استخباراتية خرجت عن نطاق السيطرة، ولا مسؤولة أمام أحد سوى نفسها، وعازمة على تخريب السياسة الغربية على نطاق لا يمكن تصوره تقريباً". كان ذلك الكتاب يدور حول الكي جي بي السوفييتي، الذي "أغوى البرلمانيين والدبلوماسيين، وتسلل إلى أعلى المستويات في الخدمة المدنية، وزرع أخباراً مزيفة في الصحف في جميع أنحاء العالم". والأمر الغريب هو أنّ هذا الوصف يتناسب بشكل جيد مع سلوك القوات المحلية مثل الشرطة السرية في المملكة المتحدة التي تسمى MI5 والتي تعمل على تخريب المملكة المتحدة تماماً كما فعلت وكالة الاستخبارات السوفيتية (كي جي بي). ولكن على عكس الكي جي بي، ساهم جهاز MI5 بشكل كبير في جعل الديمقراطية في المملكة المتحدة أكثر من مجرد واجهة.

يدور مقال هولينجسورث حول مذكرة مختومة بـ"سرّية وشخصية" تمّ إرسالها إلى رئيسة الوزراء آنذاك، مارغريت تاتشر، في شباط/فبراير 1985. تقدم هذه الوثيقة تفاصيل عن اجتماعات سرّية بين ضابط MI5 ومسؤولين حكوميين في المملكة المتحدة كانت تهدف، وفي الواقع، نجحت في كسر قوة النقابة الوطنية لعمال المناجم خلال إضرابات عمال المناجم قبل 40 عاما. وأعلنت الرئيسة السابقة لجهاز الأمن ستيلا ريمنجتون أن دور جهاز الأمن خلال إضراب عمال المناجم في الفترة من 1984 إلى 1985 كان كما يلي: "لقد قصرنا تحقيقاتنا على أنشطة أولئك الذين كانوا يستخدمون الإضراب لأغراض تخريبية. لقد تم فحص التقارير التي أصدرناها إلى وايتهول خلال تلك الفترة بعناية فائقة للتأكد من أنها تشير فقط إلى الأمور بشكل صحيح ضمن اختصاصنا.

كشف هولينجسورث كيف ساعد MI5 في تعقب الأموال المخفية للاتحاد الوطني لعمال المناجم ونقل المعلومات إلى شركة محاسبة تدعى برايس ووترهاوس التي كانت تحاول دون جدوى تتبع الحسابات بعد أن أصدرت المحكمة غرامة على النقابة لرفضها إنهاء الإضراب. ومع ذلك، فإن الشيء الوحيد المثير للدهشة في رواية هولينجسورث هو أنه كان من الممكن أن يكون متفاجئاً بطريقة ما، حيث كشف آخرون عن معلومات أكثر إثارة للصدمة حول العمليات السرية ضد عمال المناجم!

إن العمل التخريبي الذي قامت به المملكة المتحدة ضد مواطنيها لم ينته بإضرابات عمال المناجم. ففي العام الماضي، تمّ الإبلاغ عن فضيحة مثيرة للاشمئزاز حقاً أطلق عليها اسم "رجال الشرطة الجواسيس" من قبل القاضي المتقاعد السير جون ميتينج. ووثقت كيف تسلل ما لا يقل عن 139 ضابط شرطة سرياً إلى أكثر من 1000 مجموعة سياسية في المملكة المتحدة. كانت المجموعات السياسية عموماً عبارة عن مجموعات ذات توجهات يسارية أو مجموعات حملات مؤقتة كانت تجذب انتباه وسائل الإعلام بشأن حالات محددة من الظلم. أدت هذه العمليات السرية إلى قيام ما لا يقل عن 20 ضابطاً بممارسة علاقات جنسية مع نساء من هذه المنظمات ومجموعات الحملات. وانخرط البعض في علاقات خادعة مع النساء استمرت لسنوات عديدة، بل إن بعضهم أنجب أطفالاً من هؤلاء النساء.

بقي سؤال واحد يدور في ذهني حتى أيام قليلة مضت. لماذا سمحت الحكومة بإجراء تحقيق عام للكشف عن هذه التفاصيل؟ الجواب البسيط هو أنه لم يكن أمامهم خيار سوى أن العديد من هذه العمليات السرية الخادعة والمهينة اكتشفها الضحايا وفضحوها. ومع ذلك، لم تعد هناك حاجة لهذه العمليات، حيث تبنت المملكة المتحدة الآن طريق القمع السياسي المباشر ضدّ مواطنيها؛ باسم حمايتهم وديمقراطيتهم كما يقولون.

أعلن مايكل جوف عن تعريف جديد للتطرف وقام بإنشاء قائمة بالمنظمات "المتطرفة"، والتي على الرغم من عدم حظرها ووضعها على قائمة "المنظمات الإرهابية" المزعومة، كما حدث مع حزب التحرير، فقد تم تصنيف هذه المنظمات على أنها "متطرفة". سيتم تهميشها من خلال خطوة الحكومة. مع مرور الأشهر، ومع ازدياد فقر الشعب البريطاني، تفشل حكومتهم في منحهم الرخاء وبدلاً من ذلك تسعى إلى استرضائهم من خلال تقديم انتصارات رخيصة ضدّ ما يسمى بـ"جرائم الفكر".

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı