بريطانيا تعرقل خارطة الطريق الأمريكية في اليمن بتحريك حلف قبائل حضرموت والأحزاب اليمنية
بريطانيا تعرقل خارطة الطريق الأمريكية في اليمن بتحريك حلف قبائل حضرموت والأحزاب اليمنية

الخبر:   حلف قبائل حضرموت يسيطر على منابع النفط في المسيلة، والأحزاب اليمنية تصدر بياناً ترفض فيه خارطة الطريق السعودية. (قناة بلقيس الفضائية، 4 آب/أغسطس 2024م).

0:00 0:00
Speed:
August 05, 2024

بريطانيا تعرقل خارطة الطريق الأمريكية في اليمن بتحريك حلف قبائل حضرموت والأحزاب اليمنية

بريطانيا تعرقل خارطة الطريق الأمريكية في اليمن بتحريك حلف قبائل حضرموت والأحزاب اليمنية

الخبر:

حلف قبائل حضرموت يسيطر على منابع النفط في المسيلة، والأحزاب اليمنية تصدر بياناً ترفض فيه خارطة الطريق السعودية. (قناة بلقيس الفضائية، 4 آب/أغسطس 2024م).

التعليق:

بعد أن أوقف مندوب الأمم المتحدة بالاشتراك مع السعودية، قرارات البنك المركزي في عدن، أعلنت شرعية رشاد العليمي المسلوبة القرار والمقيمة في الرياض، أعلنت عن تراجعها عن قرارات البنك المركزي في عدن القاضية بمحاصرة الحوثيين اقتصادياً وتضييق الخناق المالي عليهم، وجاء ذلك التراجع خضوعاً لقرار المبعوث الأممي لليمن بمشاركة خارطة طريق سعودية فرضت على طرفي النزاع في اليمن جولة مفاوضات في مسقط أسفرت عن إعلان شرعية رشاد العليمي، ذلك التراجع عن قرارات سيادية؛ ما يكشف عن سيطرة السعودية على قرارات رشاد العليمي، ويؤكد إسناد الأمم المتحدة والسعودية للحوثيين. وما يؤكد ذلك هو خارطة الطريق التي أعلن عنها وزير الخارجية السعودي والتي قضت بتعطيل قرارات البنك المذكورة وإعادة تصدير النفط على أن يعطى للحوثيين ثلثا ريع النفط المصدر للخارج، وأن يفتح مطار صنعاء للرحلات الدولية دون الحاجة إلى إذن التحالف بقيادة السعودية. وهذا كله يعطي شرعنة لسيطرة الحوثيين ويعطيهم إسنادا قويا في مفاوضات السلام مع الحكومة الشرعية، وهذا ما عبر عنه سفير اليمن في بريطانيا ياسين سعيد نعمان قائلا "هناك من يدفع الحكومة الشرعية للذهاب إلى المفاوضات مع الحوثيين بدون أوراق قوة" (بلقيس الفضائية).

إذن يتضح من هذا أن أمريكا بسيطرتها على الأمم المتحدة وتبعية القرار السعودي لها، قامت بإسناد الحوثيين وإيقاف قرارات البنك المركزي في عدن ضدهم، وألزمت شرعية رشاد العليمي بالموافقة على خارطة الطريق التي قدمتها السعودية والتي تجعل للحوثيين ثلثي ريع النفط الخام الذي يوجد معظمه في مناطق سيطرة الحكومة الشرعية وخصوصاً في حضرموت.

لهذا تحرك الإنجليز عن طريق حلف القبائل الحضرمية الذي يتزعمه عمرو بن حبريش الذي هو وكيل السلطة المحلية في المحافظة التابعة للحكومة الشرعية وقاموا بتحريك القبائل للسيطرة على منابع النفط في حضرموت في مشهد تمثيلي تحت شعار الدفاع عن حقوق حضرموت، التي لم يسأل عنها ذلك الحلف منذ نشأته!! ولم يكتف الإنجليز الداعمون لشرعية رشاد العليمي بذلك بل أوعزوا للأحزاب اليمنية في تعز ومأرب الواقعتين تحت سيطرة الحكومة الشرعية بنشر بيان يطالبون فيه السعودية بنشر خارطة الطريق وتفاصيلها، وطالبوا بضرورة أن تستند إلى المرجعيات الثلاث؛ في إشارة إلى قرار مجلس الأمن الدولي 2216 الذي يعتبر مليشيا الحوثي مغتصبة للسلطة في اليمن، والمبادرة الخليجية، ونتائج مؤتمر الحوار الوطني. وربما لن يكتفي الإنجليز بذلك، بل قاموا بإلغاء العقوبات التي كانت مفروضة على ابن الهالك علي صالح، في محاولة لإعادة تدويره على اليمنيين للحفاظ على النفوذ البريطاني في اليمن.

وبهذا يتضح مدى التنافس المحموم بين أمريكا وبريطانيا على النفوذ والثروة في اليمن عن طريق العملاء المحليين والإقليميين، غير عابئين بحجم المعاناة التي يتكبدها أهل اليمن جراء الحروب والصراع الدائم على ثروات البلاد.

وهكذا يتضح أن حل أزمة اليمن يستند إلى التخلص من النفوذ الغربي وعملائه، وأن يتحرك أهل القوة لتسليم الحكم للعاملين لإقامة شرع الله وحقن دماء المسلمين وصون الثروة من السيطرة الغربية، والقيام بمشروع نهضوي يقوم على أساس العقيدة الإسلامية وأحكامها المنبثقة عنها.

﴿وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله الحضرمي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı