بطالة الشباب في كوريا تكشف فشل الرأسمالية في تحقيق وعودها لأجيالنا المستقبلية (مترجم)
بطالة الشباب في كوريا تكشف فشل الرأسمالية في تحقيق وعودها لأجيالنا المستقبلية (مترجم)

الخبر: كان تقرير الحكومة الكورية يوم الثلاثاء الخامس عشر من آذار/مارس فيما يتعلق بمعدل البطالة بين الشباب في شهر كانون الثاني/يناير صادما في البلاد - ويعتقد مركز بحثي بأن هذه النسبة ستبقى على حالها المرتفع لبعض الوقت. وقد كشفت البيانات بأن نسبة البطالة بين الشباب الذين تتراوح أعمارهم بين 15-29 بلغت 12.5%، وكانت النسبة الأكبر من نصيب خريجي الجامعات الذين يهرعون للانضمام لسوق العمل بعد التخرج. ففي شباط/فبراير الماضي، ارتفعت نسبة خريجي الجامعات العاطلين عن العمل إلى 19.2 خلال العام.

0:00 0:00
Speed:
March 19, 2016

بطالة الشباب في كوريا تكشف فشل الرأسمالية في تحقيق وعودها لأجيالنا المستقبلية (مترجم)

بطالة الشباب في كوريا

تكشف فشل الرأسمالية في تحقيق وعودها لأجيالنا المستقبلية

(مترجم)

الخبر:

كان تقرير الحكومة الكورية يوم الثلاثاء الخامس عشر من آذار/مارس فيما يتعلق بمعدل البطالة بين الشباب في شهر كانون الثاني/يناير صادما في البلاد - ويعتقد مركز بحثي بأن هذه النسبة ستبقى على حالها المرتفع لبعض الوقت. وقد كشفت البيانات بأن نسبة البطالة بين الشباب الذين تتراوح أعمارهم بين 15-29 بلغت 12.5%، وكانت النسبة الأكبر من نصيب خريجي الجامعات الذين يهرعون للانضمام لسوق العمل بعد التخرج. ففي شباط/فبراير الماضي، ارتفعت نسبة خريجي الجامعات العاطلين عن العمل إلى 19.2 خلال العام.

يأتي هذا على غرار الوضع في اليابان في بداية التسعينات، إلا أن كوريا ستجد الأمر أكثر صعوبة بكثير من الوضع في اليابان ولن يكون تغيير هذا الوضع سهلا عندها، فقد بلغت نسبة المنتسبين للجامعات في اليابان قبل عشرين عاما 30% بينما تجاوزت هذه النسبة في كوريا اليوم الـ70%. يقول التقرير بأن "هذا يفسر سبب حاجة البلاد لسياسة أساسية جوهرية أكثر لاستعادة إمكانات التنمية وزيادة معدل تشغيل الشباب من خلال إعادة الهيكلية الصناعية بصورة أكثر جرأة بكثير وتطوير محركات نماء جديدة".

التعليق:

إن هذه البيانات تظهر بوضوح بأن النمو الاقتصادي في الدول المتقدمة ككوريا لا يضمن ذلك الازدهار لوضع الشباب. لقد اعتادت الدول الرأسمالية المتقدمة ترجمة المصطلح الاقتصادي "تمكين الشباب"، والذي يعني في العامية "التمكين من خلال التوظيف" والذي يوضح كيف أن سن الإنتاج كما هو واقع سن الشباب يمكن أن يشكل فائدة كبيرة للتنمية الاقتصادية. لقد عجزوا عن رؤية العلاقة الإنسانية القوية - التي تعد نبيلة سامية إلى جانب كونها استراتيجية - بين نوعية جيل المستقبل واستمرارية الحضارة الإنسانية.

إن الرفاه الاقتصادي والاستقرار هما وَهْمٌ دائما ما تتشدق به الرأسمالية. وفي الحقيقة، فإن هذه الأيديولوجية المتآكلة المهترئة التي تتبنى نظام الفائدة الربوية، والتنمية القائمة على أساس فوائد الديون الجشع وكذلك نظام الائتمان قد خلقت اقتصادات متقلبة وبطالة ضخمة، فضلا عن تدفق للثروة في اتجاه واحد فقط: من الفقراء إلى الأغنياء. وبالإضافة إلى ذلك فإن المعتقدات الرأسمالية التي تجعل من تأمين المصالح الفردية والمكاسب الاقتصادية هدفا أساسيا في الحياة أنشأت مجتمعات تهيمن عليها النزعة الاستهلاكية المادية.

ونتيجة لذلك فقد خلقت الرأسمالية تجردا من الإنسانية في أشكال عديدة، بما في ذلك التعامل مع الشباب. إنه لمن الواضح تماما ما أدى إليه النمو الاقتصادي من مشاكل جادة في انخفاض معدلات النمو السكاني فقد أصبح معيقا عن ولادة جيل المستقبل من رحم النساء اللاتي كان دورهن الأساسي أنهن أمهات ومربيات الأجيال الصاعدة. كل ذلك كان نتيجة لطموحات تحقيق النمو الاقتصادي - الذي ينظر فيه للشباب على أنهم عمال وطاقة محركة للنمو الاقتصادي لا عماد بناء حضارة نبيلة سامية تتمتع بشخصيات نبيلة سامية.

لا بد من أن تكون هناك نهاية لهذا كله. لقد آن الأوان لتقديم رؤية سياسية اقتصادية جديدة للشباب المسلم في أنحاء العالم أجمع. لا بد أن يولد نظام جديد قادر على صياغة نموذج مثالي لتمكين الشباب من خلال جعل تأمين الحاجات الإنسانية فوق أي اعتبارات لتحقيق مكاسب مالية، وخلق فرص عمل كافية، وبناء نظام تعليمي يبني شخصيات قوية سوية في الشباب.

نظام لديه رؤية سامية لتمكين الشباب على اعتبار أنهم حاملو لواء التغيير وقادة للمستقبل. إنه نظام الخلافة الذي يجسد هذه الرؤية. فالخلافة على منهاج النبوة هي الدولة التي سيكون فيها الشباب وعلى المستوى العالم أفضل نموذج لازدهار المجتمع وستعمل الدولة على تمكينهم على اعتبار أنهم قادة المستقبل وحملة لواء التغيير فيه، وستكون النظرة إليهم في ظلها على أنهم بشر مكرمون لا أداة لتحقيق النمو الاقتصادي.

﴿أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴾ [التوبة: 109]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı