بوبي واين: واجهة أيديولوجية فاشلة
بوبي واين: واجهة أيديولوجية فاشلة

الخبر: كمبالا (سي إن إن) - اعتقل مرشح المعارضة للرئاسة الأوغندية بوبي واين للمرة الثانية هذا الشهر، ما أثار احتجاجات عنيفة في البلاد. فقد تم القبض على الموسيقار الذي تحول إلى سياسي بينما كان يروج لحملته في شرق أوغندا، وفقا لما ذكره موظفو حملة واين بعد أسابيع فقط من القبض عليه مسبقا. وجاء في تغريدة من حسابه الرسمي، معلناً احتجازه يوم الأربعاء، "ثمن الحرية مرتفع لكننا سنتغلب عليه بالتأكيد".

0:00 0:00
Speed:
December 04, 2020

بوبي واين: واجهة أيديولوجية فاشلة

بوبي واين: واجهة أيديولوجية فاشلة
(مترجم)


الخبر:


كمبالا (سي إن إن) - اعتقل مرشح المعارضة للرئاسة الأوغندية بوبي واين للمرة الثانية هذا الشهر، ما أثار احتجاجات عنيفة في البلاد. فقد تم القبض على الموسيقار الذي تحول إلى سياسي بينما كان يروج لحملته في شرق أوغندا، وفقا لما ذكره موظفو حملة واين بعد أسابيع فقط من القبض عليه مسبقا. وجاء في تغريدة من حسابه الرسمي، معلناً احتجازه يوم الأربعاء، "ثمن الحرية مرتفع لكننا سنتغلب عليه بالتأكيد".


ولم ترد الشرطة الأوغندية على الفور على المكالمات الواردة من شبكة سي إن إن، بيد أن المفتش العام أشار في بيان نشر على الموقع الرسمي على الإنترنت يوم الأربعاء إلى تشديد إجراءات كوفيد-19 حول أحداث الحملة.


التعليق:


تشير خريطة الشباب في أوغندا: تحليل أوضاع متعدد القطاعات بشأن الشباب في أوغندا (2011)، إلى التحدي الديموغرافي المتمثل في أن أوغندا لديها أصغر سكان العالم سناً، حيث إن أكثر من 78% من سكانها تقل أعمارهم عن 30 عاماً. ومع أقل من ثمانية ملايين شاب تتراوح أعمارهم بين 15 و30 عاماً، فإن البلاد لديها أيضاً واحدة من أعلى معدلات البطالة بين الشباب في جنوب الصحراء الكبرى الأفريقية. وعلى الرغم من أن أوغندا تخطو خطوات اقتصادية واسعة، إلا أنها تواجه تحديات كبيرة في تلبية احتياجات شبابها اليوم وتحدياتهم غداً مع استمرار نمو سكانها بمعدل 3.2 % سنوياً.


ويحكم الرئيس يويري كي موسيفيني مع حزب الحركة الوطنية للمقاومة الذي يتزعمه منذ عام 1986 مما جعله رئيساً لفترة طويلة في أوغندا وفي منطقة شرق أفريقيا. ومع التحديات الديموغرافية، فإن الشباب الذين يشكلون حاليا أكثر من 80٪ من أهل البلد يجعل موسيفيني وحزب الحركة الوطنية للمقاومة غير جذابة لهم، وبخاصة بعد ارتفاع معدل البطالة بينهم وانخفاض الأجور بين العاملين. لقد نفدت فرص الترشح لكيزا بيسيجي، الذي شغل منصب رئيس الحزب السياسي لمنتدى التغيير الديمقراطي وكان مرشحاً غير ناجح في الانتخابات الرئاسية في أوغندا في الأعوام 2001 و2006 و2011 و2016، حيث خسرها جميعاً أمام الرئيس الحالي يويري موسيفيني.


وعلاوة على ذلك، فإن الحكم الوحشي والنهج العسكري للتغلب على أي معارضة لحكم الحركة الوطنية للمقاومة وموسيفيني، وهذا كان إلى حد ما النظرة السياسية لأوغندا منذ ولادة الأمة، قد أبعد الشباب عن المشاركة السياسية في البلاد. وبدون أدنى شك، فإن اللامبالاة بالتصويت، وعدم المشاركة في الممارسة الانتخابية، كان سيكون هو القاعدة خلال عام الانتخابات 2021، لأن الأمل في التغيير من خلال العملية الديمقراطية هو سراب في الصحراء. بوبي واين، موسيقار الشباب تحول إلى سياسي أتى من خلفية متواضعة، ويحدد مع معظم السكان الشباب الفئة العمرية والقادمة من أكبر قبيلة (باغاندا)، يصبح المرشح الأنسب لإنعاش مبدأ فاشل بالفعل (الرأسمالية) التي تسببت في المقام الأول في البؤس وإفقار الناس.


الواجهة التي طرحها بوبي واين كترشيح للرئاسة وحملات اللاعنف والدعوة نحو المشاركة في ممارسة انتخابية ديمقراطية بشكل جماعي، بعد خمس انتخابات متتالية فاز موسيفيني فيها، تشير إلى أن الناس فقدوا الاهتمام في التصويت خارج السلطة وكما هو معروف النتيجة واضحة. التاريخ لديه تجارب في أوغندا، المكاتب تقصف فوق رؤوس الرؤساء، مع وضع هذا بعين الاعتبار فإن تعرض البلاد إلى الفوضى أو الحرب الأهلية مجرد مسألة وقت. لذا فإن بوبي واين هو واجهة لنظام فشل بالفعل على نطاق عالمي.


إن البديل الوحيد للرأسمالية هو الإسلام الذي هو الحقيقة المطلقة من خالق الإنسان والحياة والكون، وهو النظام الذي طبق لأكثر من ثلاثة عشر قرنا قبل هدم الخلافة العثمانية في عام 1924م.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
علي عمر
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحريرفي كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı