بين اتهامات لافروف واستنكار وود
بين اتهامات لافروف واستنكار وود

تحت عنوان "لافروف: الأمريكيون يدربون جيوشا أوروبية على استخدام السلاح النووي لمهاجمة روسيا"، نشر موقع (بي بي سي) يوم الأربعاء 2018/2/28م الخبر التالي بتصرف: (اتهم وزير الخارجية الروسي يوم الأربعاء أمريكا بتدريب جيوش أوروبية على استخدام الأسلحة النووية ضد روسيا. وقال لافروف في كلمة ألقاها أمام مؤتمر للأمم المتحدة لنزع السلاح في جنيف، "إن عملية نزع الأسلحة النووية تقوضها الولايات المتحدة بنشرها الأسلحة النووية غير الاستراتيجية في القارة الأوروبية". وأصر لافروف على أن "وجود الأسلحة النووية التكتيكية الأمريكية في أوروبا ليس فقط من مخلفات الحرب الباردة، بل إنه موقف عدائي لا ريب فيه".

0:00 0:00
Speed:
March 01, 2018

بين اتهامات لافروف واستنكار وود

بين اتهامات لافروف واستنكار وود

الخبر:

تحت عنوان "لافروف: الأمريكيون يدربون جيوشا أوروبية على استخدام السلاح النووي لمهاجمة روسيا"، نشر موقع (بي بي سي) يوم الأربعاء 2018/2/28م الخبر التالي بتصرف:

(اتهم وزير الخارجية الروسي يوم الأربعاء أمريكا بتدريب جيوش أوروبية على استخدام الأسلحة النووية ضد روسيا.

وقال لافروف في كلمة ألقاها أمام مؤتمر للأمم المتحدة لنزع السلاح في جنيف، "إن عملية نزع الأسلحة النووية تقوضها الولايات المتحدة بنشرها الأسلحة النووية غير الاستراتيجية في القارة الأوروبية".

وأصر لافروف على أن "وجود الأسلحة النووية التكتيكية الأمريكية في أوروبا ليس فقط من مخلفات الحرب الباردة، بل إنه موقف عدائي لا ريب فيه".

وناشد وزير الخارجية الروسي "رعايا الدول الأوروبية رفض نشر أسلحة الدمار الشامل من قبل الدولة الوحيدة التي استخدمتها بالفعل"، وذلك في إشارة إلى القنبلتين الذريتين اللتين ألقتهما أمريكا على مدينتي هيروشيما وناغازاكي اليابانيتين.

ولكن المندوب الأمريكي روبرت وود استنكر في كلمته أمام المؤتمر ما طرحه الوزير الروسي.

وقال وود، "هذه تصريحات روسية متوقعة، تتهم فيها الولايات المتحدة بكل ما هو سيئ في العالم. أنا مندهش من أنهم لم يتهمونا بهطول الثلوج، ولكن هذا قد يأتي في قادم الأيام".

التعليق:

بين اتهامات لافروف واستنكار وود نخرج بالحقائق التالية:

1- إن الدول صاحبة الإرادة الحرة تدافع عن مجالها الحيوي بكل قوة مهما كانت قوة المعتدي وجبروته، وهذا ما تفعله روسيا بتوجيه هذه الاتهامات لأمريكا، رغم علمها بأنها لا تستطيع منع أمريكا من العبث بالدول المحيطة بروسيا والتي تشكل مجالا حيويا لها، والمقصود هنا دول أوروبا الشرقية التي كانت تحت مظلة روسيا السوفياتية قبل انهيار الاتحاد السوفياتي. والتي انتقلت بولائها نحو أمريكا بعد انهيار الاتحاد السوفياتي بفضل المساعدات المالية والدعم الكبير الذي حصلت عليه من أمريكا بهدف سلخها عن روسيا واستخدامها مصدر تهديد وضغط على روسيا الحديثة.

2- إن كانت هذه الدولة عاجزة عن الدفاع عن مصالحها الحيوية بقوة السلاح، فإنها تلجأ لكل وسيلة ممكنة تساعدها في تحقيق ما تريد، ومن هذه الوسائل: إيجاد رأي عام ضد المعتدي يقف معها ويساندها لردعه، بإحراجه وتعريضه للنقد والمساءلة... لكنه لا يقف أبدا مكتوف الأيدي أمام المعتدي الغاشم يراقبه وهو يهدم أسواره ويقتحم عليه داره.

3- إن الدولة التي نصبت نفسها راعية لحقوق الإنسان مدافعة عن حقه في العيش بكرامة وحمايته من (الإرهاب)، هي الدولة التي تنتهك كرامة الإنسان وتمارس نحوه الإرهاب بأبشع صوره... فمن القنابل الذرية التي سقطت على هيروشيما وناغازاكي فأبادت البشر والشجر والحجر، إلى الأسلحة الكيماوية والبيولوجية التي أسقطتها على فيتنام ثم أفغانستان ثم العراق، وها هي تراقب النظام السوري يبيد الشعب بكافة أنواع الأسلحة التقليدية والكيماوية البيولوجية، فلا تحرك ساكنا في موقف واضح فيه رضاها عنه وموافقتها على أعماله... هذه الدولة المدعوة أمريكا لمن العار على العالم أن يسكت عن جرائمها، ويغض الطرف عن أفعالها كما النعامة تدفن رأسها في الرمل وما هو بمانعها من الوقوع في براثن العدو.

4- إن سياسة الهروب إلى الأمام يتبعها الفراعنة ومن يريدون تغشية عيون العالم حتى لا ترى فظائعهم... فما رد المندوب الأمريكي إلا من هذا القبيل... فهو بدل أن يفند اتهامات الوزير الروسي ويبين زيفها أو كذبها مثلا... راح يتهكم عليه ويتهمه باللامعقول، حتى يبعد الحضور عن التفكير بما قاله الوزير الروسي ومن ثم التعاطف معه والأخذ على يد أمريكا.

5- إن هذه السياسة الأمريكية الفرعونية لن تنجح في طمس الحقيقة، وإغلاق أعين العالم عن رؤية جرائمها واستغلالها للشعوب وكيدها لدول العالم... فصور جرائمها ورائحة أعمالها القذرة قد ملأت العيون وأزكمت الأنوف.

6- أما آن لأمة المصطفى صلى الله عليه وسلم أن تزيح عنها الدثار وتدك عروش حكام دول الضرار الذين يرون أمريكا وروسيا وسائر دول الاستعمار لا تهدد مجالنا الحيوي فقط بل تقتحم حياضنا وتستبيح حمانا، ولا نرى منها سوى مزيدٍ من الركوع بل الانبطاح، بلا خجل ولا ورع؟!

فمتى سينهض منا أحفاد الأنصار، أحفاد أسيد وأسعد وسعد، فيتخذوا إجراء الحياة أو الموت تجاه كل قضية حيوية للأمة... قضية اغتصاب فلسطين وميانمار وتركستان الشرقية وإفريقيا الوسطى وسائر قضايا الأمة... وعلى رأسها القضية المصيرية الأولى الأكثر حيوية وإلحاحا... التي بدونها لن تحل أي قضية من قضايانا... إنها قضية إعادة حكم الله إلى الأرض في دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة... حيث يخاطب خليفتنا السحاب قائلا: أمطري حيث شئت فخراجك راجع إلي... ويخاطب العدو المتمرد قائلاً: يا ابن الكافرة ردي ما ترى لا ما تسمع.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسماء الجعبة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı