بينما تحافظ الدول العربية على علاقات حميمة مع كيان يهود حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا يدينون عنف كيان يهود ضد فلسطين
بينما تحافظ الدول العربية على علاقات حميمة مع كيان يهود حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا يدينون عنف كيان يهود ضد فلسطين

الخبر: مع تفاقم الأوضاع في فلسطين بعد اعتداءات كيان يهود، أصدر حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا، أي إندونيسيا وماليزيا وبروناي، بياناً مشتركاً يدينون فيه العنف. وجاء في البيان "ندين بأشد العبارات الانتهاكات والاعتداءات السافرة المتكررة التي يرتكبها (الإسرائيليون) والتي تستهدف المدنيين في جميع أنحاء الأرض الفلسطينية المحتلة، ولا سيما في القدس الشرقية وقطاع غزة، والتي تسببت في مقتل وجرح ومعاناة الكثيرين، بمن فيهم النساء والأطفال. كما أننا نشعر بقلق بالغ إزاء التوسع غير القانوني للمستوطنات. وهدم ومصادرة المباني المملوكة للفلسطينيين في جميع أنحاء الضفة الغربية المحتلة، بما في ذلك القدس الشرقية...

0:00 0:00
Speed:
May 21, 2021

بينما تحافظ الدول العربية على علاقات حميمة مع كيان يهود حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا يدينون عنف كيان يهود ضد فلسطين

بينما تحافظ الدول العربية على علاقات حميمة مع كيان يهود

حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا يدينون عنف كيان يهود ضد فلسطين

(مترجم)

الخبر:

مع تفاقم الأوضاع في فلسطين بعد اعتداءات كيان يهود، أصدر حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا، أي إندونيسيا وماليزيا وبروناي، بياناً مشتركاً يدينون فيه العنف. وجاء في البيان "ندين بأشد العبارات الانتهاكات والاعتداءات السافرة المتكررة التي يرتكبها (الإسرائيليون) والتي تستهدف المدنيين في جميع أنحاء الأرض الفلسطينية المحتلة، ولا سيما في القدس الشرقية وقطاع غزة، والتي تسببت في مقتل وجرح ومعاناة الكثيرين، بمن فيهم النساء والأطفال. كما أننا نشعر بقلق بالغ إزاء التوسع غير القانوني للمستوطنات. وهدم ومصادرة المباني المملوكة للفلسطينيين في جميع أنحاء الضفة الغربية المحتلة، بما في ذلك القدس الشرقية...

وأصدرت الدول الثلاث ذات الأغلبية المسلمة في جنوب شرق آسيا يوم الأحد بياناً مشتركاً نادراً ينتقد الضربات الجوية لكيان يهود على غزة وما وصفته بسياسته "اللاإنسانية والاستعمارية والفصل العنصري" تجاه الفلسطينيين في الأراضي الفلسطينية المحتلة". من أبرز النقاط في هذا البيان المشترك حل الدولتين؛ "... ندعو المجتمع الدولي إلى أن يظل حازماً في التزامه بحماية "حل الدولتين" من أجل تحقيق دولة فلسطين المستقلة، على أساس حدود ما قبل عام 1967، وعاصمتها القدس الشرقية".

التعليق:

لطالما كانت قضية فلسطين واحدة من أكثر القضايا حساسية عند المسلمين، والبلاد الإسلامية في جنوب شرق آسيا ليست استثناءً. وقال أنيس حسيني، الباحث في شؤون الشرق الأوسط بمعهد ماليزيا للدراسات الاستراتيجية والدولية، إن البيان كان أول استجابة منسقة بشأن القضية الفلسطينية بين الدول الثلاث. على وجه الخصوص، عندما يبدو أن الإمارات والسعودية قد خففتا من حدة موقفهما بعد الوفاق مع كيان يهود، فإن الموقف المتشدد من ماليزيا وإندونيسيا وبروناي قد يبقي الأمر على رأس جدول الأعمال العالمي.

في خضم خيانة الدول العربية للفلسطينيين من خلال تطبيع العلاقات مع كيان يهود منذ منتصف عام 2020 وبعد ذلك، هذا الموقف من البلاد الإسلامية في جنوب شرق آسيا، أبعد المناطق في شرق البلاد الإسلامية، مثل نسيم عذب.. هذا لأن خيانة الحكام العرب من خلال اتفاق إبراهام العام الماضي كان من المتوقع أن يكون لها تأثير كبير على الوضع الحساس للمسجد الأقصى، حتى إن هذا ما كشف عنه تقرير صادر عن منظمة يهودية غير حكومية تدعى القدس الدنيوية.

العلاقة العاطفية بين المسلمين في جنوب شرق آسيا وفلسطين لا جدال فيها، فهم يتوجهون بالكثير من الدعاء والمساعدات الإنسانية للشعب الفلسطيني. هذا هو أحد الأسباب الذي دفع الحكومة الإندونيسية إلى نفي شائعة بأن إندونيسيا كانت مهتمة بالتطبيع مع كيان يهود العام الماضي، حيث يعتقد الخبراء أن هذا سيشكل خطراً كبيراً على السياسة الداخلية في إندونيسيا، التي تكافح حالياً لتثبيط إحياء الإسلام. إن رباط الأخوة الإسلامية بين الأمة هو أقوى عامل في اتخاذ حكام المسلمين في جنوب شرق آسيا "الموقف الآمن" من أجل إبقاء حصولهم على الشرعية من الأمة، على الرغم من أنهم هم أنفسهم تقريباً لا يملكون حلاً لفلسطين.

كما تحتوي محتويات البيان المشترك لدول جنوب شرق آسيا الثلاث على مواد تحتاج إلى انتقاد شديد. حسيني على سبيل المثال، انتقدت الدول لاستمرارها في السعي وراء منظمة الدول الإسلامية ومجلس الأمن التابع للأمم المتحدة وكلاهما أخفقا في الماضي في تحقيق نتائج ملموسة في النهوض بالدولة الفلسطينية. وفيما يتعلق بـ"حل الدولتين"، يجب ألا تنسى هذه الدول الثلاث شيئين؛ أولاً، أن كيان يهود لديه عادة سيئة في خيانة كل معاهدة دولية، والثاني استمرار وجود كيان يهود بسبب دعم الدول الغربية له. لذلك، من الواضح أن "حل الدولتين" ليس هو الحل الصحيح، لأنه لا يزال ملطخاً بطريقة التفكير العلمانية التي تعترف فعلياً بوجود كيان يهود المغتصب وتحافظ على نظام الدولة القومية العلمانية.

الحل الإسلامي الصحيح من وجهة نظر الإسلام هو حشد جيوش المسلمين لتحرير فلسطين كلها، الأمر الذي من شأنه أن يضع حداً للمشروع الغربي لبناء ودعم كيان يهود. وهذا يتطلب إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة لاقتلاع وقطع الدعم الغربي عن دولة يهود.

#الأقصى_يستصرخ_الجيوش

#Aqsa_calls_armies

#OrdularAksaya

#AqsaCallsArmies

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı