دعم النظام الدولي لمجزرة جنين دليل آخر على نفاق الحضارة الغربية
دعم النظام الدولي لمجزرة جنين دليل آخر على نفاق الحضارة الغربية

    الخبر: في 10 تموز/يوليو 2023، أعلنت القيادة المركزية الأمريكية بدء مناورات عسكرية مشتركة بين أمريكا وكيان يهود ووصفتها بأنها التزام لا يتزعزع بأمن كيان يهود. وجاء في الإعلان: "القيادة المركزية الأمريكية والجيش (الإسرائيلي) يجريان تدريبات عسكرية هذا الأسبوع خلال "جونيبر أوك 23.3" في (إسرائيل). 

0:00 0:00
Speed:
July 21, 2023

دعم النظام الدولي لمجزرة جنين دليل آخر على نفاق الحضارة الغربية

دعم النظام الدولي لمجزرة جنين دليل آخر على نفاق الحضارة الغربية

(مترجم)

الخبر:

في 10 تموز/يوليو 2023، أعلنت القيادة المركزية الأمريكية بدء مناورات عسكرية مشتركة بين أمريكا وكيان يهود ووصفتها بأنها التزام لا يتزعزع بأمن كيان يهود. وجاء في الإعلان: "القيادة المركزية الأمريكية والجيش (الإسرائيلي) يجريان تدريبات عسكرية هذا الأسبوع خلال "جونيبر أوك 23.3" في (إسرائيل). يختبر هذا الحدث الاستعداد الجماعي الأمريكي - الإسرائيلي ويحسن قابلية التشغيل البيني للقوتين من خلال الاستجابة الثنائية للحوادث السيبرانية، بينما تدعم الطائرات الأمريكية من طراز F-16 وKC-10 وKC-46 التزود بالوقود جواً والتوظيف القتالي السريع (هجوم جوي) داخل (إسرائيل)... يوضح هذا الحدث أيضاً التزامنا الكامل بأمن الشرق الأوسط وقدرتنا على ردع الأعمال العدائية ضدّ الشركاء الإقليميين".

التعليق:

بدأت هذه التدريبات الحربية بعد أيام قليلة من مجزرة كيان يهود في جنين، حيث سفكت قواته دماء المسلمين متجاهلةً ما يسمى بالنظام العالمي. إن قتل الفلسطينيين الأبرياء على أيدي قوات كيان يهود ليس بالشيء الجديد. يوماً بعد يوم، تحدث هذه الأعمال ولا يقوم النظام الدولي إلاّ بالتعليق عليها. على الرّغم من كل هذه الأعمال التي يقوم بها كيان يهود، لم يعترض هذا النظام أبداً على 3.8 مليار دولار من المساعدات التي يتلقاها كيان يهود كل عام، ولم يسمّ هذه المساعدة بأنها تُساعد وتُحرض دولة إرهابية.

في المقابل، فُرضت عقوبات على الدول التي تحدثت ضد كيان يهود، على الرغم من حقيقة أنه غالباً ما يهاجم الدول المجاورة له. منذ عام 2010، هاجم كيان يهود إيران عشرات المرات، بما في ذلك اغتيال علماء وشخصيات مهمة، ونفذ هجمات بطائرات بدون طيار وهجمات إلكترونية. رداً على كل هذا، لم تقم إيران بأي عمل عسكري ضد كيان يهود، فقط أدانت وندّدت!

في الأشهر الماضية هاجم كيان يهود دول المنطقة، ومع ذلك فإن أمريكا وما يسمى بالمجتمع الدولي قلقون دائماً على أمن كيان يهود، وكأن العالم كله يهاجمه!

ما يسمى بالمجتمع الدولي ليس لديه موقف أو مبادئ أخلاقية. تذرف دموع التماسيح في قمم مؤتمراته. ويظهر هذا في لامبالاة الولايات المتحدة وأوروبا تجاه جرائم كيان يهود، أو الحرب الروسية الأوكرانية، أو رفض أمريكا دفع تعويضات تغير المناخ، أو دول العالم الثالث العالقة في الديون والموت على أيدي المجتمع الدولي نفسه.

لقد أوضحت القوى الاستعمارية أن هذا النظام العالمي قائم على أيديولوجية علمانية، ليس عندها أخلاق ولا يهتمون بها. مصالحهم وحدها هي التي تحدد اتجاه مواقفهم. وهذا هو السبب في أن هذه الدول العلمانية في جميع أنحاء العالم كانت ترتدي قناعاً ليبرالياً لإخفاء وجهها القبيح. وهذا القناع ينكشف الآن. تدور سياسات أوروبا والولايات المتحدة الآن حول موضوعات تهديد المهاجرين والإسلاموفوبيا. قناع الليبرالية ينكشف حيث يتم استبداله الآن باليمين المتطرف.

كل هذا يشير إلى أن هذا النظام العالمي العلماني قد فشل الآن تماماً في قيادة العالم. أي نظام يكون فيه مقياس الصواب والخطأ، المسموح به والممنوع هو العقل البشري، فإن قيم هذا النظام ستتغير دائماً بحسب مصلحة الإنسان. عندما تكون هناك مصلحة، يوصف كيان يهود بأنه مظلوم، والشباب الذين يقاتلون ضد جيش يهود المحتل "إرهابيون". إن العالم مليء بفساد هذا النظام العالمي العلماني، وإن فشله وتدميره واضح مثل النهار.

إن الحاجة هي إلى أمة الرسول الكريم ﷺ أن تقود العالم مرةً أخرى من خلال إقامة خلافة بأمر الله تعالى لا تتغير قيمها وأحكامها ومعاييرها. وقريباً، لن يتم إنقاذ فلسطين والعالم الإسلامي فحسب، بل سيتم إنقاذ البشرية جمعاء من هذه القسوة. عندها لن نرى الفلسطينيين المظلومين يستشهدون على يد كيان يهود. ولن نرى الناس يجبرون على الانتحار بسبب السياسات والمؤسسات الاقتصادية الاستعمارية مثل صندوق النقد الدولي. إن العالم ينتظر رعاية الخلافة الأمينة. قال ابن تيمية رحمه الله المتوفى سنة 728هـ في كتابه مجموع الفتاوى: "يَجِبُ أَنْ يُعْرَفَ أَنَّ وِلَايَةَ أَمْرِ النَّاسِ مِنْ أَعْظَمِ وَاجِبَاتِ الدِّينِ بَلْ لَا قِيَامَ لِلدِّينِ وَلَا لِلدُّنْيَا إلَّا بِهَا. فَإِنَّ بَنِي آدَمَ لَا تَتِمُّ مَصْلَحَتُهُمْ إلَّا بِالِاجْتِمَاعِ لِحَاجَةِ بَعْضِهِمْ إلَى بَعْضٍ وَلَا بُدَّ لَهُمْ عِنْدَ الِاجْتِمَاعِ مِنْ رَأْسٍ".

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس عباس – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı