دعم مصر يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة وليس بجباية الأموال من أهلها بعد نهب ثرواتهم وتضييع حقوقهم
دعم مصر يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة وليس بجباية الأموال من أهلها بعد نهب ثرواتهم وتضييع حقوقهم

الخبر:   نقلت جريدة اليوم السابع في 28 شباط/فبراير 2016م، تأكيد الدكتور أحمد كريمة، أستاذ الفقه المقارن والشريعة الإسلامية بجامعة الأزهر، أن المشاركة في المبادرات الداعمة لميزانية الدولة، مثل "صبح على مصر بجنيه"، "واجب شرعي"،

0:00 0:00
Speed:
March 02, 2016

دعم مصر يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة وليس بجباية الأموال من أهلها بعد نهب ثرواتهم وتضييع حقوقهم

دعم مصر يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة

وليس بجباية الأموال من أهلها بعد نهب ثرواتهم وتضييع حقوقهم

الخبر:

نقلت جريدة اليوم السابع في 28 شباط/فبراير 2016م، تأكيد الدكتور أحمد كريمة، أستاذ الفقه المقارن والشريعة الإسلامية بجامعة الأزهر، أن المشاركة في المبادرات الداعمة لميزانية الدولة، مثل "صبح على مصر بجنيه"، "واجب شرعي"، مستشهداً على ذلك بتجهيز صحابة رسول الله eلجيوش المسلمين. وتصريحه أن دعم ميزانية الدولة له مجالات عدة حددها الفقه الإسلامي، ومنها الصكوك، شريطة أن تؤدى عن طريق الفقه الصحيح وليس الصكوك الربوية وأضاف "كريمة"، "الصدقات التطوعية مثلما كان يفعل أثرياء الصحابة رضوان الله عليهم، كأبي بكر الصديق وعثمان بن عفان، لتجهيز الجيوش ودعم المسلمين من الصدقات التطوعية، لاستحالة أن يكون حجم الإنفاق على الجيوش من الزكاة المفروضة التي هي ربع العشر، وهذا يدل على أن دعم ميزانية الدولة واجب شرعي". وتابع "كريمة"، "تعذر دار الإفتاء إن أرادت دعم الاقتصاد بمصرف في سبيل الله لإعانة الدولة في الإنفاق على الفقراء، مستشهدا بقول الله تعالى ﴿إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِى سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ، فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ، وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ﴾. وكانت دار الإفتاء قد أعلنت أن التبرع والصدقة بابهما واسع، فيجوز إعطاؤهما للمبادرة التي دعا إليها الرئيس السيسي، وهي مبادرة "صبح على مصر بجنيه"، أما الزكاة المفروضة فلا يجوز إلا إذا علمنا صرف الأموال في مصارف الزكاة الثمانية الشرعية.

التعليق:

مزيد من القهر والظلم لأهل الكنانة، ففضلا عن تضييع خيرات بلادهم وجعلها نهبا للغرب الكافر يأتي النظام وأزلامه طامعين فيما تبقى لأهل الكنانة من فتات، في تجسيد واضح للرأسمالية في أبشع صورها مع بيان عجزها الواضح المعلوم عن إيجاد حلول فعلية لما يعانيه أهل الكنانة من مشكلات فاقت كل الحدود، ففي الوقت الذي قفز فيه سعر الدولار لتجاوز حاجز التسعة جنيهات، وزيادة الرسوم الجمركية على بعض السلع، مصاحبا لارتفاع أسعار السلع الضرورية وندرتها، نرى من يطالب أهل الكنانة الذين ضاقت بهم السبل باقتطاع جزء من قوت أولادهم لصالح جلاديهم، حتى تزداد بطون الحكام والمنتفعين انتفاخا بما ينهبون من أموال الأمة، ونرى أيضا من يسوغ لهم ويبرر قبيح فعالهم بفتاوى ما أنزل الله بها من سلطان، الذين يذكروننا بقول الشاعر:

يفتي على ذهب المعز وسيفه   وهوى النفوس وحقدها الملحاح

فمن يقول بجواز جباية الأموال من أهل الكنانة فضلا عن وجوب إعطائها كما يقول فضيلة الدكتور؟! والذي يقارن بين رسول الله e(حاشاه) وبين ناطور من نواطير الغرب مغتصب لسلطان الأمة يحكمها بغير الإسلام، ويجعل تلبية دعوته لجباية الأموال من أهل الكنانة لإنفاقها في قمعهم وزيادة فقرهم وتجويعهم، كتجهيز الجيوش للغزو في سبيل الله ورفع راية الإسلام.

يا فضيلة الدكتور إن حل مشكلات الكنانة لا يكون بمزيد من جباية أموالهم، ولن تبيح فتاويكم ما حرم الله على الحكام من جباية أموال الناس بالباطل، فضلا عن أنها لن تخرج النقود من أناس جيوبهم فارغة لا يملكون قوت يومهم أفقرهم وجوّعهم الحكام الذين تنافح عنهم وتبرر قبيح فعالهم، بل ستزيد من فقرهم وستحاسب عنها أنت وهؤلاء الحكام يوم القيامة وقريبا في الدنيا أمام خليفة المسلمين القادم إن شاء الله.

يا علماء الكنانة ويا أهل العلم والفتوى، إنكم أمناء الرسول eعلى كتاب الله ما لم تخالطوا السلطان وتكونوا له عونا على أمتكم وتبيعوه دينكم بدنياه، وأنتم أعرف الناس بما أوجبه الله عليهم وعليكم فلا تخونوا الله ورسوله وتخونوا أماناتكم، وكونوا كما أراد الله لكم ناصحين للأمة التي تعول عليكم، عرِّفوها حقوقها وما سلبه الغرب والحكام من أموالها، ولا أخالكم تجهلون وبينكم إخوانكم شباب حزب التحرير لديهم الحلول والمعالجات التي تعرفونها، فكونوا معهم وانصحوا أبناء الأمة شعبا وجيشا باحتضانهم ونصرة دعوتهم التي تصلح أحوالهم باستئنافها الحياة الإسلامية من خلال الخلافة على منهاج النبوة التي ستنهي عصور الجباية والإفقار وتبدأ عصر العزة والكرامة لكم ولهم وللأمة.

يا أهل الكنانة الكرام، إن ما يحاك لكم وللأمة جد عظيم وإنكم على مفترق طرق، وبينكم دعاة على أبواب جهنم ضالون مضلون يسوقونكم إلى ذل وفقر الدنيا وخزي وهوان الآخرة، فلا تسمعوا لهم ولا تطيعوا إلا لمن صدقكم القول والعمل ونصحكم لله وكان قواما على رعاية مصالحكم واعيا عليها، مذكرا لكم بحقوقكم التي كتب الله لكم والتي بها ينصلح حالكم وتنهض أمتكم. وهاكم إخوانكم شباب حزب التحرير وما في أيديهم؛ فهم الرائد الذي لا يكذب أهله وهم القائمون على حدود الله؛ واصلين ليلهم بنهارهم، عاملين لإقامة خلافة على منهاج النبوة ترضي ربكم وتعيد زمان عزكم وتنهي عقود نهب خيراتكم وثرواتكم وتسلط الجبابرة والفراعنة عليكم، ألا فاسمعوا لهم وكونوا معهم حتى يكتب الله النصر لكم وعلى أيديكم فعسى الله أن يأتي بالفتح أو أمر من عنده فيومئذ يندم المعاندون والمخذلون ويفرح العاملون بنصر الله، إنهم يرونه بعيدا ونراه قريبا فاعملوا لمثل هذا اليوم تنالوا أجر العمل وأجر النصر ويكون لكم العز والفخار وتكونوا لله وجنده ودينه نعم الأنصار.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله عبد الرحمن

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı