دارفور على سندان التمزيق
دارفور على سندان التمزيق

 الخبر:   نشرت معظم صحف الخرطوم الصادرة يوم السبت 2016/4/2م تأكيد الرئيس السوداني عمر البشير، خلال مخاطبته حشداً جماهيرياً يوم الجمعة 2016/4/1م في مدينة الفاشر حاضرة ولاية شمال دارفور، أن تحديد بقاء دارفور بولايتها الراهنة أو جمعها في إقليم واحد أمر متروك لاستفتاء دارفور الإداري، وأعلن التزام حكومته بما يقرره الناس دون فرض رأي أو موقف على أيّ شخص، وأشار البشير الذي ابتدر زيارة لولايات دارفور تستغرق خمسة أيام إلى نجاح مرحلة التسجيل للاستفتاء بنسبة مائة في المائة، لافتاً إلى أهمية مرحلة الاقتراع المقبلة.

0:00 0:00
Speed:
April 05, 2016

دارفور على سندان التمزيق

دارفور على سندان التمزيق

الخبر:

نشرت معظم صحف الخرطوم الصادرة يوم السبت 2016/4/2م تأكيد الرئيس السوداني عمر البشير، خلال مخاطبته حشداً جماهيرياً يوم الجمعة 2016/4/1م في مدينة الفاشر حاضرة ولاية شمال دارفور، أن تحديد بقاء دارفور بولايتها الراهنة أو جمعها في إقليم واحد أمر متروك لاستفتاء دارفور الإداري، وأعلن التزام حكومته بما يقرره الناس دون فرض رأي أو موقف على أيّ شخص، وأشار البشير الذي ابتدر زيارة لولايات دارفور تستغرق خمسة أيام إلى نجاح مرحلة التسجيل للاستفتاء بنسبة مائة في المائة، لافتاً إلى أهمية مرحلة الاقتراع المقبلة.

التعليق:

بلا شك أن الحديث عن تقسيم إداري يتم داخل بلد معين يرجع فيه إلى الناس ويعد له استفتاء، وتنفق له الأموال، وتبذل فيه الجهود؛ يشير إلى إعطاء وضعية خاصة لهذا الإقليم؛ فالتقسيمات الإدارية داخل أي بلد محترم لا تحتاج إلى رأي الناس بقدر ما تحتاج إلى قرار سيادي سياسي بدافع معين أو لمصلحة معينة يحققها للبلاد من جراء هذا القرار.

فقد وضعت الخصوصية للجنوب في السابق؛ فتم الترويج إلى أن للجنوب خصوصية الدين والعرق، فاستخدم هذا الزعم لتهيئة الجنوب للانفصال، وهو نفسه الطريق الذي تسير عليه الحكومة في إعطاء دارفور وضعاً خاصاً، يتبع بحكم ذاتي؛ الذي شهد التاريخ أن الحكم الذاتي في العادة يؤدي إلى تقرير المصير، ومن ثم إلى سوء عاقبة الانفصال، التي يجب ألا تُدفن الرؤوس ولا يُغض الطرف عنها، ولنا في الجنوب شاهد ومثال.

لماذا جُعل لأهل دارفور خصوصية في تقسيم إداري الأصل أن تقوم به أيُّ دولة محترمة بشكل طبيعي داخل أرضها؛ حسب تبني الدولة وحسب رؤيتها لرعاية شؤون رعاياها، فلماذا تستفتي الدولة جزءاً من رعاياها ليقرروا الوضع الإداري الذي يريدون؟!

إن مسألة الخصوصية لفئة معينة داخل بلد معين، بلا شك تقود عاجلاً أو آجلاً للحكم الذاتي الذي هو وميض النار التي يتبعها الضرام، فمنذ أن ظهرت فكرة حق تقرير المصير في خطاب النقاط الأربع عشرة التي قدمها الرئيس الأمريكي ودرو ولسون 1918م، لفصل شعوب البلقان عن جسم الدولة الإسلامية، لم تسلم أيُّ منطقة طبق عليها هذا المفهوم من الانفصال.

وكل منطقة أو ولاية أو إقليم داخل دولة وصف سكانه بأنهم شعب دون بقية سكان البلد، أو وضعت له خصوصية كان ذلك بمثابة التهيئة للانفصال.

والتاريخ يتحدث؛ فأين السودان من مصر؟ وأين تيمور الشرقية من إندونيسيا؟ وأين أريتريا من إثيوبيا؟ بل قل أين جنوب السودان الآن؟ ..إلخ

فالفيدرالية أو الحكم الذاتي فكرتان خطيرتان يعدان من خناجر التقسيم والتمزيق التي يستخدمها المستعمرون لتهيئة بلاد المسلمين لمزيد من التشرذم والتمزق والإضعاف!

هذا إذا استشهدنا بتصريحات آفِي دِيختر مدير الأمن الداخلي لكيان يهود المغتصِب في 4 أيلول/ سبتمبر 2008م عن دارفور حيث قال في محاضرته المشهورة عن السودان (... السودان بموارده ومساحته الشاسعة وعدد سكانه يمكن أن يصبح دولة إقليمية منافسة لمصر والعراق والسعودية... كان لا بد أن نعمل على إضعاف السودان وانتزاع المبادرة منه لبناء دولة قوية موحدة وهذا ضرورة لدعم وتقوية الأمن القومي الإسرائيلي... أقدمنا على إنتاج وتصعيد أزمة دارفور لمنع السودان من إيجاد الوقت لتعظيم القدرات... استراتيجيتنا التي ترجمت على أرض الجنوب سابقاً وفي غربه حالياً نجحت في تغيير الأوضاع في السودان نحو التأزم والانقسام... الصراعات الحالية في السودان ستنتهي عاجلاً أو آجلاً بتقسيم السودان إلى عدة كيانات ودول... إن قدراً مهماً وكبيراً من أهدافنا في السودان قد تحقق على الأقل في الجنوب، وهذه الأهداف تكتسب الآن فرص التحقق في دارفور) انتهى.

ويؤكد ما سبق أعلاه تصريحات إبراهيم محمود حامد مستشار البشير ونائب رئيس الحزب الحاكم يوم الاثنين 2016/3/28م خلال مخاطبته لقاء لقيادات حزبه في نادي الشرطة ببري حيث قال (...إن هناك 520 منظمة يهودية تعمل على فصل دارفور تحت اسم (أنقذوا دارفور)!، وزعم أن الاستفتاء الإداري في دارفور جهاد، وأشار أن الرئيس طلب أن تكون نسبة التصويت في الاستفتاء 80% فما فوق)!.

وقد ذكر موقع العربي الجديد في 2015/5/31م، أن ندوة عقدت في هولندا نظمها مركز الدراسات الأفريقية تحدث فيها أحد قيادي حركة تحرير السودان بعنوان (نعم لحق تقرير مصير دارفور)!.

فإذن يجري العمل الخبيث على خطى حثيثة لتنفيذ سيناريو الجنوب على دارفور (لا سمح الله )، وهذا يلقي على أهل البلد المخلصين العاملين عبئاً ثقيلاً لكشف هذا المخطط، وبيان خطورته على السودان بخاصة، وعلى كافة بلاد المسلمين بعامة، وكما نرى الأمر ذاته في العراق، فإنَّه يتم الترويج له الآن في اليمن وليبيا على قاعدة فرق تسد.

يجب الوعي على مخططات المستعمرين وأعوانهم العاملة على تمزيق بلاد المسلمين، وفضحها، وكشفها، وبيان خطورتها، واتخاذ الموقف الجدي الشرعي تجاهها ولمثل هذا فليعمل العاملون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد جامع (أبو أيمن) - الخرطوم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı